Akaltın, katliamdan önce neden yakalanmadı?

Akaltın, katliamdan önce neden yakalanmadı?

Evrensel, 10 Ekim Katliamı’nın 2. duruşması öncesi dava dosyasında katliamın karanlıkta bırakılan, dokunulmayan yanlarına mercek tutuyor.

101 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce insanın yaralandığı 10 Ekim Katliamı’nın 2. duruşması 6 Şubat’ta Ankara’da görülecek. Evrensel, duruşma öncesi dava dosyasında katliamın karanlıkta bırakılan, dokunulmayan yanlarına mercek tutuyor.

10 EKİM’İN KİLİT İSMİ AKALTIN’IN EŞİNE AİT ÇANTADA “ÜMMET KASABI” KARTVİZİTİ ÇIKTI

Cansu PİŞKİN
İstanbul

 
10 Ekim Katliamı’ndan 5 ay önce jandarma, Antep’te içinde patlayıcı madde yapımında kullanılan mal-zemelerin olduğu bir çantada, katliamın kilit ismi olan Metin Akaltın’ın kimliğini buldu. Buna rağmen Akaltın hakkında 2 ay sonra yakalama kararı çıkartıldı. 

Bu iki aylık süre içinde Akaltın’ın nüfus müdürlüğüne giderek yeni kimlik edindiği ve örgütsel faaliyetlerine rahat rahat devam ettiği de ortaya çıkan skandallar arasında. 

Gazetemize konuşan mağdur avukatlarından Eylem Sarıoğlu, “Akaltın’ın yakalanması için gerekli çalışma yürütülmüş olsaydı, 10 Ekim Katliamı’nın organize edilmesinin önüne geçilebilirdi” dedi. 

10 Ekim Katliamı davası kapsamında tutuklu olan Akaltın’ın, katliamdan bir gün önce canlı bombaların kalmış olduğu eve gün içerisinde defalarca girip çıktığı, katliamın planlayıcıları Halil İbrahim Durgun, Abdülmuttalip Demir, Yunus Durmaz ve canlı bombalar Yunus Emre Alagöz ile diğer canlı bomba evden ayrıldıktan sonra eve tekrar geldiği ve koltuk altında bilgisayar olduğu düşülen bir eşyayla çıktığı dava dosyasında yer almıştı. 

EVİNE GİTMEKLE YETİNMİŞLER

Metin Akaltın’a ilişkin bu çarpıcı detay 10 Ekim Katliamı iddianamesinin ek klasöründe yer aldı. Ek klasörlerde yer alan bilgiye göre, 14 Mayıs 2015 günü saat 00.30’da Antep Asmacık mevkiindeki arazide el yapımı patlayıcı yapımında kullanılan malzemelerle dolu ele geçirilen çantanın içerisinden Metin Akaltın’a ait kimlik ve sürücü belgesi çıkıyor. Jandarma tarafından yapılan fiziki incelemede, “Özellikleri belirtilen elektronik devre elemanları bir bütün olarak incelendiğinde; el yapımı devre kartlarının özel yetenek, uzun uğraş ve bilgi sonucunda oluşturulabileceği, bu halleri ile uzaktan komuta ile çalışan el yapımı patlayıcı madde düzeneklerinde kullanılabilecekleri, el yapımı kimyasal madde karışımında yapılan yakma testinde kolayca yandığı görülmüş, bu haliyle el yapımı patlayıcı madde olabileceği değerlendirilmiştir” ifadeleri yer aldı. 

Yine inceleme sonucunda, “El yapımı patlayıcı madde düzenekleri ile el yapımı karışım kimyasal maddenin, yapılışı ve kullanılışı itibari ile canlılar üzerinde öldürücü ve yaralayıcı, cansızlar üzerinde yakıcı, yıkıcı ve tahrip edici özelliğe sahip olabileceğinden 4536 sayılı Kanun’da ve Türk Ceza  Kanunu’nun 6’ıncı ve 174’üncü maddelerinde bahsi geçen patlayıcı madde tabiri kapsamında mütalaa edilebileceği kanaatine varılmıştır” denildi. 

Avukat Sarıoğlu, rapordan malzemelerin ülke içerisinde gerçekleştirilmesi planlanan bombalı saldırılarla bağlantılı bir kişi tarafından hazırlandığının ve yine bu kişi tarafından kullanılacağının net olarak anlaşıldığını söyledi. Çanta sahibi olarak kimliği ele geçirilen Metin Akaltın’ın rapora göre bir eğitimden geçtiğinin de anlaşılmakta olduğunu belirten Sarıoğlu, “Ele geçen malze-melerin bir patlama eyleminde kullanılması olasılığı  ilk akla gelen fikir olması gerekirken ve adı geçen kişilerin yakalanması için ayrıntılı bir çalışma yapılması gerekirken sadece Metin Akaltın’ın ikametgahına gidiliyor ve 15-20 gün önce taşındığına ilişkin tutanak tutuluyor” değerlendirmesinde bulundu.  

YAPILAN İHBAR ARAŞTIRILMIYOR

Yine ek klasörlerde yer alan bilgiye göre, 18 Mayıs 2015 tarihinde Gaziantep İl Jandarma Komutanlığı 156 jandarma imdat telefonuna bir ihbar yapılıyor. İhbarda 14 Mayıs 2015 tarihinde Asmacık Mahallesi’nde ele geçen çanta içerisindeki malze-meleri Suriye uyruklu Hüseyin Kiroz isimli şahsın gönderdiği söylenerek şahsın telefon numarası veriliyor. Fakat ihbara rağmen verilen telefon numarasına ilişkin herhangi bir araştırma söz konusu olmuyor. 

AKALTIN BİR DE GİDİP KİMLİK ÇIKARTMIŞ

Yakalanmasına ilişkin 2 ay boyunca hakkında hiçbir işlem yapılmayan Akaltın, 16 Haziran 2015 tarihinde Antep Nüfus Müdürlüğüne başvurarak yeni kimlik de ediniyor. Akaltın bu süre zarfında Gaziantep’te yaşamaya, örgütsel faaliyetlerini sürdürmeye, depolara ve canlı bombaların kaldığı, eğitimlerin verildiği evlere girip çıkmaya devam ediyor. Akaltın hakkındaki yakalama kararı ise Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 15 Temmuz 2015 tarihinde yani bomba malzemelerinin olduğu çantanın bulunmasından 2 ay sonra yapılıyor. Bu da 10 Ekim Katliamı’ndan 3 ay öncesine denk geliyor. 

10 Ekim Katliamı sonrası Antep Savcılığının yetkisizlik kararı vermesiyle çanta soruşturması da 10 Ekim soruşturmasıyla birleştiriliyor. 

  • Metin Akaltın’a ilk duruşmada, bilirkişi tarafından tespiti yaptırılan, fotoğraftaki kişinin Akaltın olduğu rapor ile tespit ettirilen ve cihat kamplarında çekilen görüntüleri gösterildi. Akaltın “Kesinlikle ben değilim” yanıtı verdi.

YAKALANSAYDI KATLİAMIN ÖNÜNE GEÇİLEBİLİRDİ

Akaltın’a ilişkin ortaya çıkan gelişmeleri değerlendiren Avukat Sarıoğlu, “Metin Akaltın yakalanmış olsaydı, 10 Ekim Katliamı’nın planlayıcısı olan Halil İbrahim Durgun, Yunus Durmaz, Abdulkadir Cabael gibi kişilerin canlı olarak ele geçirilmesi sağlanabilir ve canlı bombaların bu kadar rahat Ankara’ya ulaşması önlenebilirdi” yorumunda bulundu. 

Yakup Şahin tarafından gösterilen depo ve canlı bombaların kaldığı Antep’te bulunan Alyaz sitesindeki  daireye Metin Akaltın’ın defalarca giriş çıkış yaptığının görüntülendiğini söyleyen Sarıoğlu, “Canlı bombaların bulunduğu evlere girme yetkisinin olmadığı, dosyada bazı sanıklar tarafından ifade edilmişti. Ancak Metin Akaltın rahat bir şekilde canlı bombaların olduğu evlere giriyor. Bu durum Metin Akaltın’ın yapılanma içerisinde sıradan bir pozisyonda olmadığını da gösteriyor” dedi. Katliamın organizatörlerinden Halil İbrahim Durgun’un kendisini patlattığı ileri sürülen evin Metin Akaltın’a ait olduğunu hatırlatan Sarıoğlu, “Bu kadar kilit noktada olan bir kişinin yakalanması için gerekli özen gösterilmemiş ve açık kimliği tespit edilen Metin Akaltın’ın içinde bulunduğu hücre rahat bir şekilde faaliyetini sürdürmüştür” diye konuştu.  

‘ÜMMET KASABI’ KARTVİZİTİ ÇIKTI 

Metin Akaltın’la aynı gün gözaltına alınan eşi Hatice Akaltın’a, ait arama ve el koyma tutanağında yer alan bir kartvizit oldukça dikkat çekici. Üzerinde “Ümmet kasabı”  yazılı kartvizitin, kasaplık yaptığını söyleyen ve ‘Kasap Bedo’ kod adını kullandığı belirtilen Metin Akaltın’a ait olduğu düşünülüyor. Cihat kamplarında eli silahlı fotoğrafları da dosyaya giren Akaltın’ın katliamdan bir gün önce yani 09 Ekim 2015 tarihinde canlı bombaların kaldığı Alyaz Sitesi’ndeki eve gün içerisinde defalarca girip çıktığına ilişkin görüntüler de dosyada yer alıyor. Kamera görüntülerinde Akaltın’ın katliamın planlayıcıları Halil İbrahim Durgun, Abdülmuttalip Demir, Yunus Durmaz ve canlı bombalar Yunus Emre Alagöz ile diğer canlı bomba evden ayrıldıktan sonra eve son kez geldiği ve daha sonra kolunun altında dizüstü bilgisayar olduğu düşünülen bir eşya ile ayrıldığı da tespit edildi. 

10 Ekim davası sanıklarından Yakup Şahin de emniyette verdiği ifadede IŞİD’in kullandığı depoların önünde Akaltın’ı sıkça gördüğünü söylemişti.


10 EKİM KATLİAMI’NIN KRİTİK SANIKLARI YA SERBEST BIRAKILDI, YA BERAAT ETTİRİLDİ

10 Ekim Katliamı iddianamesiyle ortaya çıktı ki, dosyanın kritik önemdeki sanıkları, yargılandıkları farklı tarihlerdeki dosyalardan ya tahliye edildi ya da beraat ettirildi. 

Ankara Katliamı’nın en önemli sanıklarından biri olan Ahmet Güneş, 2014 yılında, bir araba içerisinde bulunan örgütsel dokümanlar, dijital materyaller ve örgütün haberleşmek için kullandığı mail adresleri ve şifrelerle yakalandı. Örgütün önemli elemanlarından Mustafa Delibaşlar ve 10 Ekim Katliamı’nın planlayıcılarından Yunus Durmaz’ın ağabeyi Ökkeş Durmaz’la birlikte yargılanan Güneş, 2 gün gözaltında tutulduktan sonra Gaziantep 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklandı. Soruşturma aşamasında yapılan araştırmada Güneş’in, üzerindeki askeri üniformayla askeri kamp alanındaki bir konuşmanın ardından birini infaz ettiği görüntüler ortaya çıktı. Ancak tüm delillere rağmen Güneş 5 ay sonra tahliye edildi; Mustafa Delibaşlar ve Ökkeş Durmaz hakkında da beraat kararı verildi. 

TAHLİYE EDİLDİKTEN SONRA SURİYE’YE GİTTİLER

10 Ekim Ankara Katliamı’ndan 12 gün sonra verilen bu tahliye kararının ardından Güneş hakkında, dosyadaki infaz görüntüleri sebebiyle “kasten öldürme” suçundan yeniden dava açıldı. Ancak Güneş yakalanamadı. Tahliye edildiğinden bu yana firari olan Güneş, emniyet tarafından para ödülüyle aranıyor. 

Güneş’in şimdi Suriye’de kadılık yaptığı ifade ediliyor. 10 Ekim davası sanıklarından Hacı Ali Durmaz ise ifadesinde, ağabeyi Ökkeş Durmaz’ın  Suriye’de savaş bölgesinde olduğunu söyledi. Beraat ettikten sonra kendisi ve eşi hakkında “örgüt üyeliği” suçundan tekrar dava açılan Mustafa Delibaşlar’ın da eşiyle birlikte Suriye’ye geçtiği biliniyor.

IŞİD’İN TÜRKİYE SORUMLUSU DA TAHLİYE EDİLMİŞTİ

Dosyanın firari sanıklarından biri de İlhami Balı. Hakkında 10 Ekim öncesi ve sonrasına dair onlarca soruşturma ve kovuşturma dosyası olan İlhami Balı, iddianamede “Türkiye sorumlusu” olarak pozisyonlandırılıyor. Balı hakkında hazırlanan diğer iddianamelerde ise IŞİD’in “sınır sorumlusu” ibaresi yer alıyor. 

2 Nisan 2012 tarihinde Adana 9. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen el Kaide davası kapsamında tutuklanan Balı, 19 Eylül 2012’de tahliye edilmesinin ardından bir daha yakalanamadı. Tahliyesinden sonra hakkında çok sayıda arama kararı çıkan Balı’nın “izini kaybettirdiği” ifade edilse de, Diyarbakır’daki HDP mitingine yönelik bombalı saldırının dosyasına gelen tape kayıtlarıyla Balı’nın uzun zamandır teknik takiple izlendiği ortaya çıktı. Bu tape kayıtlarında,  Suriye’ye kaçak silah ve insan taşımaktan hakkında dava açılan Diyarbakır saldırısı sanıklarından İsmail Korkmaz’ın  teknik takipte olmasına rağmen, İlhami Balı’yla telefonda rahatlıkla patlamayı planladığı ve buna rağmen tutuklanmadığı anlaşıldı. 

10 Ekim davasının sanıklarından Abdülhamit Boz da,  2010 yılında “El Kaide üyesi olmak”tan tutuklanan bir süre sonra tahliye edilen isimlerden... Manavlık yapan Boz, yargılandığı dönemde çıkan tape kayıtlarına göre, Afganistan ve Pakistan’da bir süre savaştıktan sonra yaralanınca Türkiye’ye dönmek zorunda kalmış. El Kaide’den bu yana cihatçı örgütlerde yer aldığı belirtilen Boz’un, “örgüt üyeliği”  suçlamasıyla Gaziantep’te devam eden bir başka davası daha bulunuyor. 

‘PAİNTBALL’ OYUNU ADI ALTINDA SİLAHLI EĞİTİM 

2010 yılında görülen davada Abdülhamit Boz ile birlikte yargılanan 10 Ekim sanıklarından Erman Ekici’nin adı Gaziantep’te içinde canlı bomba yelekleri ve mühimmatla yakalanan araba ve HDP binasını bombalamaya yönelik saldırı teşebbüsünün sanığı olarak geçiyor. Uzun yıllardır teknik takipte olan Ekici’nin, örgütün Gaziantep faaliyetleri kapsamında piknikler, toplantılar, eğitimler düzenlediği ve “paintball” oyunu adı altında silah eğitimleri verdiği biliniyor. Yine teknik takiplerden anlaşıldığına göre, Ekici, IŞİD’e eleman yetiştiren derneklerin tamamında görev almış. 


10 EKİM DAVASININ İLK İKİ GÜNÜNDE NELER YAŞANDI?

7 KASIM 2016- 1. CELSE

- Bir polisin, duruşmanın başlamamasına tepki gösteren ailelere “Şov yapıyorsunuz” demesi salondakilerin tepkisine neden oldu. Mağdur aileler ve avukatların talebi üzerine söz konusu polis mahkeme başkanı tarafından salondan çıkarıldı.

- 2’si tutuksuz olmak üzere toplam 14 sanık duruşma salonuna getirilmiş olmasına rağmen Antep’te tutuklu bulunan sanıklar Abdülhamid Boz, Abdülmuttalip Demir ve Talha Güneş mahkemeye SEGBİS sistemi üzerinden bağlandı. İfadelerin SEGBİS sistemi üzerinden alınmasına müşteki avukatları tarafından itiraz edilmesi üzerine mahkeme Antep’teki tutuklu sanıkların da duruşmada hazır edilmesine karar verdi.

- Sanıklar ile müşteki avukatları arasına jandarmalar dizildi. Sanıklarla doğrudan teması engelleyici bu duruma avukatların itiraz etmesi üzerine jandarmalar bu bölgeden çekildi.  

- CMK gereği zorunlu müdafi olarak sanıklara atanan avukatlar, sanıkları savunmak istemediklerini beyan ederek davadan çekildi.

- Sanık ifadeleri alınmadan önce müşteki vekilleri, iddianamenin değerlendirilmesine ilişkin beyanlarını sundu ve özellikle kamu görevlilerinin sorumluluğuna dikkat çekerek bu konuda işlem yapılmamış olmasını eleştirdi. 

8 KASIM 2016- 2. CELSE:

- Sanık Yakup Şahin’e CMK’den atanan  ikinci avukat da vicdani olarak sanığın avukatlığını yapamayacağını belirterek görevden çekildi. İfadenin alınmasında zorunlu olması sebebi ile yeni avukat atandı.

- İtirafçı sanık Yakup Şahin emniyetteki ifadesinin tamamen hayal ürünü olduğunu ileri sürerek suçlamaları reddettiğini ve örgüt ile hiçbir bağlantısı olmadığını ileri sürdü. Bunun üzerine müşteki avukatları IŞİD tarafından düzenlenmiş kimlik belgesini Şahin’e gösterdi. Şahin, bilgilerin doğru olduğunu ancak kendisine kimlik düzenlendiğini bilmediğini ileri sürdü.

- Duruşma sırasında ve çıkışında katliamda hayatını kaybedenlerin yakınları Sanık Yakup Şahin’e tepki gösterdi.


‘SADECE PİYONLAR YARGILANMASIN'

Volkan Pekal
Adana

10 Ekim Ankara Garı Katliamı davasının 6 Şubat tarihinde Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek olan 2. duruşması öncesi, katliamda yaşamını yitiren BTS Üyesi Nevzat Sayan’ın oğlu Berkay Sayan ile konuştuk. 

Berkay Sayan ile Nevzat Sayan anısına Adana’da açılan sanat atölyesinde görüştük. Sayan, yargılanan 36 kişinin ceza almasının kendilerini tatmin etmeyeceğini söylüyor.  Nedenini ise şöyle açıklıyor: “Bizim istediğimiz piyonların yargılanması değil. 10 Ekim Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından biri. Buna uygun şekilde daha fazla irdelenmesi gerekirdi.” 

ÖLÜMLERİ DEĞİL, SİYASİ KİMLİKLERİ ÖNE ÇIKARILDI

Davada “Kesin adalet sağlanır” şeklinde bir beklentilerinin olmadığını ifade eden Sayan, “Çünkü patlama olduğundan beri oraya katılan kişilerin siyasi kimliği ön plana çıkartılıyor. Oradaki insanların ölümleri değil hangi partiye mensup oldukları ön plana çıktı” diye tepki gösteriyor. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun canlı bombalar için “Eyleme geçmeden bir şey yapamayız” şeklindeki sözlerini hatırlatan Sayan şöyle devam ediyor: “Bu sözler, bu acıyı en derinden yaşayan insanlarla alay etmektir. Burada devletin de kendisine çıkarması gereken bir pay var. 101 vatandaşını kaybetti.” 

SURUÇ, 10 EKİM ENGELLENSEYDİ BU HALE GELMEZDİK

10 Ekim’den sonra isimleri  tek tek hatırlamakta güçlük çekilecek çok sayıda katliam yaşandığını da vurgulayan Sayan, “Terör herkesi hedef alıyor. Suruç’la başlayan 10 Ekim’le devam eden muhaliflerin hedef alındığı saldırılar engellenseydi sonraki saldırıların bu kadar ilerleyebileceğini düşünmüyorum” diye ekliyor.

Yarın: 10 Ekim siyasi hesaplardan bağımsız ele alınamaz

Son Düzenlenme Tarihi: 02 Şubat 2017 04:31
www.evrensel.net