Trump’ı neden seviyorum? Makyajsız yüz, hızlanan çöküş

Trump’ı neden seviyorum? Makyajsız yüz, hızlanan çöküş

Doçent Doktor Ulaş Başar Gezgin, ABD’nin makyajsız yüzü Donald Trump’ı, kendi topuğuna sıkan politikalarını ve beklenen sonu yazdı.

Doç. Dr. Ulaş Başar GEZGİN

Şaşıracaksınız ama söylemek zorundayım: Trump’ı seviyorum. Hiç bir ABD başkanını sevmedim ama Trump’ı seviyorum. Neden? Aklıma ilk gelen iki neden şöyle: Birincisi Amerika’nın makyajsız, gerçek yüzünü gösterdiği için. İkincisi, hareketleriyle ABD’nin iç çelişkilerinin derinleşmesini sağladığından kapitalist sistemin çöküşüne ve ABD’de 68’den bu yana en geniş katılımlı ve en çeşitli halk hareketine zemin hazırladığı için.

TRUMP: AMERİKA’NIN MAKYAJSIZ YÜZÜ

ABD kendini nasıl pazarlıyordu, anımsayalım: Sığınmacılara kucak açan, fırsatlar ülkesi, özgürlüklerin garanti altına alındığı düş ülke. Marksist Tarihçi Howard Zinn’in tarihsel verilere dayanarak belirttiği gibi, yoksulluktan gelme yeni zenginler Amerikan zenginlerinin yüzde 3’ünü oluştururken, bu ‘topraktan gelme zenginlik’ anlatısıyla Amerikan hegemonyasının değirmenine su taşınıyordu. Sığınmacıları alıyordu evet, ama onları kendine benzeterek. Buna belki de en güzel örnek Vietnam-Amerikan Savaşı sonrasında çoğunlukla Amerika’ya hizmet ettikleri için ABD’ye kaçan Güney Vietnamlılar. İkinci ve üçüncü kuşakla 2 milyonu aşan bu grup, Amerika’nın çıkarlarını en koyu biçimde savunan kuklalar oldular. Kimileri Irak işgalinde asker olarak yer aldı. Bunların arasında kimsesiz bulunup bebekken uçaklarla ABD’ye götürülen ve köklerini tümüyle unutmuşlar olanlar da var. Vietnamlı-Amerikalıların çoğunluğu, Amerikalı olmaktan gurur duyar; kiminin çifte vatandaşlığı düşmüştür, kimilerininkiyse sürmektedir.

DİEGO ADLI VİETNAMLI

Bu kukla vatandaşların içinde az da olsa aykırı sesler var. Onlar zorunluluktan Amerikalı olduklarını (hatta kazayla) söylüyorlar. Onlar Vietnamlı yurtseverler. Savaşın yanlış tarafında yer aldıklarını kabul ediyorlar ve bundan utanç duyuyorlar. Uzun süre Vietnam’a dönememiş, Amerikan vatandaşlığı almak zorunda kalmışlar ama Vietnamlı olduklarını asla unutmamışlar. Amerikan göçmenlik görevlileri vatandaşlık işlemleri sırasında onlara Vietnamlı isimlerini bırakıp John, Jack, Bill gibi beyaz Amerikalı isimleri almalarını istediklerinde, onlar bunu kabullenememiş; ara yol olarak Gonzalo, Diego gibi Hispanik isimler almışlar. Bu dönemde Vietnamlılar ABD’de hiç de “bize destek olmuşlar” diye el üstünde tutulmuyorlar; Asyalı olarak ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Bu, gettolaşmanın en önemli nedenlerinden biri. Fakat sorsanız ve ısrar etmezseniz, hiç de ayrımcılığa uğradıklarını anlatmazlar. Bir kere vatandaşlık almışlar.

TÜRKLERDEKİ AMERİKAN HAYRANLIĞI

Dünyanın çok az ülkesi çifte vatandaşlığı kabul ediyor. Bir kere çifte vatandaşlık yurttaşların yurtseverliğini bozan önemli bir etmen (istisnalar var elbette). Türkiye’de muhalif kesimlerde çifte vatandaş (Amerikalı) olanlar var. Bunun dışında, çocuğu Amerikan vatandaşlığı alsın diye hamileliğini ABD’de geçirenler var ve bunların içinde önemli sayıda CHP ve AKP seçmeni var. Bütün bunların ABD’ye ne faydası var? ABD böylece kendi toplum kurgusunu başka ülkelere yerleştirmiş oluyor. Türkiye’nin en önemli üniversitelerinde Amerikan değerleri tartışmasız olarak egemen.

TRUMP’TAN ‘YA SEV YA TERKET’

Bunun dışında, tam tersine, çocuğu bir Amerikalı gibi büyümesin diye Türkiye’ye dönenler var; ancak bunlar sayıca çok az. İşte Trump’ın yukarıda anılan toplumsal utanç örneklerine bir set çekmesini umuyor, onu seviyorum. Nobel ödüllü Türk’ün o ödülü bir Amerikan vatandaşı olarak aldığını da bu noktada anımsatmak istiyorum. Batılı olmayan kimliklerin kendini Amerikan vatandaşlığıyla tamamlanacak bir eksiklik, bir yetersizlik hali olarak görmesini doğru bulmuyorum. Trump’ın yasaklarının yalnızca 7 ülkeyi değil, tüm çifte vatandaşları kapsamasını diliyorum. Madem kendisi bir Amerikan milliyetçisi; çifte vatandaşlara seçenek sunsun: “Ya Amerikalı ol ve diğer pasaportunu iptal ettir ya da diğer pasaportunda kal ve Amerika’dan defol git.” Durum, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılara yönelik tutuma kimi açılardan benziyor; ancak o da başka bir yazının konusu olsun.

AMERİKA’NIN GEZİSİ

Trump’ın bu kadar hızlı hareket edeceğini kimse tahmin etmiyordu; ancak Trump-Ağaoğlu benzerliği, zaten tek başına, ABD’nin bir Gezi direnişine hazırlandığını gösteriyordu. Evet, ABD’de ‘Wall Street’i İşgal Et’ eylemleri vardı; ancak bunların etkisi kısıtlı kaldı. Bugünse, Trump’ın icraatları nedeniyle, bir pankartta yazıldığı gibi, içedönükler bile sokakta! Kadın hareketinin başını çektiği bir muhalefet görüyoruz. Bu direniş koalisyonu, ‘Siyah Canlar Önemsiz Değil’ gibi hareketler, çevreciler, sendikalar, sivil toplum kuruluşlarıyla şenlenecek ve genişleyecektir.
 

TRUMP’IN KENDİ TOPUĞUNA SIKIŞI

ABD’nin Trump’la kendi içine kapanacağı zaten bekleniyordu, daha önce yazmıştık. Bu, kaçınılmazdı; çünkü iç siyasette tartışmalı bir figür olacağının sinyallerini seçim kampanyasında vermişti. ABD’nin enerjisinin çoğunu iç politikaya harcamak durumunda kalacağı anlaşılıyordu. Küreselleşmeye karşı çıkışı kendi topuğuna sıkmak gibi olacak; çünkü Çin, Korkut Boratav hocanın bir yazısında belirttiği gibi, artık ABD’ye sermaye ihracında fazlaya sahip bir ülke. Diğer bir deyişle, Çin, ABD’de, ABD’nin Çin’e yaptığı yatırımdan daha çok yatırım yapmış durumda. Çin’le arayı bozmak demek, Çin’in istihdam ettiği Amerikalı işçilerin işsiz kalması anlamına gelecek. Dahası, bugün dünyanın en büyük işvereni konumundaki Walmart’ın (BİM’in ABD’deki dengi) sattığı ürünlerin önemli bir bölümü Çin malı. Bunlar içinde, doğrudan Çin üretimi mallar da var, Walmart’ın kendi tasarımıyla sipariş vererek Çin’de ürettirdiği görece kaliteli mallar da. Çin’le bozuşmak ve Çin mallarına büyük vergiler koymak, ABD’nin enflasyonist bir döngüye girmesine bile yol açabilir; çünkü Amerikan yurttaşlarının büyük bir bölümü Walmart’tan alışveriş yapıyor. Oradaki pahalılanma, günlük yaşamı doğrudan etkileyecektir. Dahası, Çin ile ABD ekonomisi birbirine bağımlı durumda. ABD’nin Çin’e borcu var. ABD’deki yavaşlama Çin’i etkiliyor ve tam tersi. Bu ikisi, dünya ekonomisinin büyüme oranını belirliyor.Bütün bunları Trump da çok iyi biliyor olmalı. Ancak anlaşılan o ki onun ve yaslandığı endüstriyel-askeri kompleksin kendi gizli gündemi var. Atamalarında, iş, ordu ve istihbarat kökenlilere yer vermesi bu açıdan not edilmeli.

SENİ SEVİYORUM TRUMP: ZULMÜN ARTSIN!

Trump eğer savaş çıkarıp sıcak çatışmaya girmezse, ticaret savaşlarıyla yetinirse yine iyi. Onun öngörülemez hamleleri borsaları düşüşe götürürken, küresel işsizliği uçuracak gibi görünüyor. Bu da, sermaye için karanlık ancak hak arama mücadeleleri için yeni ufuklar açacak bir dönemi getirecek. Böylesi bir başkan sevilmez mi? Seni seviyorum Trump! Kapitalizmin (umuyoruz ki) baş mezar kazıcısı... Yaşar Kemal’in sözleriyle: “Zulmün artsın ki tez zeval bulasın!”

Son Düzenlenme Tarihi: 31 Ocak 2017 09:56
www.evrensel.net
ETİKETLER ABDDonald Trump

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.