12 Eylülle böyle mi hesaplaşılacak?

12 Eylülle böyle mi hesaplaşılacak?

Hükümetin ‘12 Eylülle hesaplaşıyoruz’ propagandası tam gaz devam ederken, yaşamının 20 yılını cezaevinde geçiren İrfan Babaoğlu, Diyarbakır Cezaevinde yaşadıklarını anlattığı ‘Auschwitz’den Diyarbakır’a 5 No’lu Cezaevi’ isimli kitabı nedeniyle 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Diyarbakır Cezae

Faruk Ayyıldız


AKP’nin, 12 Eylülü yargıladığını iddia ettiği bir dönemde kitabınız nedeniyle ceza aldınız. Ne düşünüyorsunuz?
Biliyorsunuz 12 Eylül 2010’da referandum yapıldı. Bu referandum sonrasında 12 Eylül darbesi ve Diyarbakır Cezaevi kamuoyunda tartışılır oldu. Gazete ve kanallar bunu işlemeye başladı. Ben de o dönem, 5 No’lu’yu yaşayan birisi olarak bunları yazmaya karar verdim. Kitabın birinci baskısı 2010’da çıktı. 2011 yılı genel seçimi öncesiydi. Genel seçim öncesi Başbakanın kendisi 12 Eylül uygulamalarını eleştiriyor ve Diyarbakır Cezaevinde yaşananları ‘insanlık ayıbı’ olarak değerlendiriyordu. İnsanların duygularını okşamak istiyorlardı. Böylesi bir dönemde yargı da kitaba dava açmadı. İkinci baskıda içerik tamamen aynı olmasına rağmen dava açıldı. Yargı ile siyaset iç içe geçmiş durumda. Bu açıdan bakınca birinci baskıya dava açılmayıp, ikinci baskıya dava açılmasının nedenini görebiliyoruz. İki ay gibi kısa bir sürede sonuçlandı. Yazarına 1 yıl 3 ay hapis cezası, yayınevine de 16 bin TL para cezası kesildi. Bu cezalar gösteriyor ki hükümetin, 12 Eylülü yargılıyoruz söylemleri yalandan ibarettir. Ceza için itirazda bulunduk, umuyoruz cezanın çelişkilerle dolu olduğu anlaşılır.

Cezaevinde gördüğünüz işkenceyi yazdığınız için yargılanıyorsunuz. Peki size işkence yapanlar?
78’liler derneği ile birlikte burada savcılığa başvurduk. Savcıya bir takım dosyalar ve 350 dilekçe verdik. O dönem askerler kendilerini gizlerlerdi, isimlerini söylemezlerdi. Ali Osman Aydın, Esat Oktay Yıldıran ve bir takım doktorlar vardı, arkadaşlarımız isimlerini tespit etmişlerdi. Onların isimlerini verdik. Diyarbakır cezaevindeki işkencecilerden hesap sormak amacıyla bir yargılama bekliyoruz. Ama hükümetten ciddi bir niyet göremiyoruz.

12 Eylülle bugün arasında ne gibi farklar var?
Ortaya konulan politikalar bakımından çok fark olduğunu söylemek mümkün değil. 12 Eylül döneminde çok kaba bir işkence ve yasaklama vardı. Şimdi 12 Eylülü kat kat aşan uygulamalar var. Siyasetçiler, gazeteciler, avukatlar içeri alınıyor. Yoğun tecrit politikaları geliştiriliyor. Cezaevlerinde, F Tipi uygulamalarda bir çok hasta insan yaşamını yitiriyor. 12 Eylülle bir yandan hesaplaşırken, bir yandan da 12 Eylül uygulamalarını aşan politikaların gündeme gelmesi ikiyüzlülük. Tutuklananların sayısı bakımından 12 Eylül aşıldı. Benim Diyarbakır Cezaevinde yattığım dönemde 3 bin insan vardı. Ama şimdi bakıyoruz 7 bin BDP eksenli politika yürüten insan cezaevinde. Ne yazık ki tüm bunlara rağmen bu operasyonlar durmak bilmiyor. Şimdi de Van’da onlarca seçilmiş gözaltına alındı.

Diyarbakır Cezaevinde yaşadığınız vahşeti yazdığınız için yeniden cezaevine girme ihtimali size neler hissettiriyor?
Düşünce ve ifade özgürlüğünün gelişmesi için aydınların, yazarların mücadele etmesi gerekiyor. Özel yetkili mahkemelerle düşünce yasaklanıyor. 20 yıl cezaevinde yattım ve 2000’de çıktım. Bu kitap için cezaevinde yatmak beni düşüncelerimden vazgeçirmez. Demokrasi için bedel ödemek gerekiyorsa, ödemeye devam edeceğiz. Ancak kamuoyu duyarlı olmalı. Devlet sadece Kürtleri, seçilmişleri, yazarları hedef almıyor. Bütün olarak topluma karşı bir duruş sergiliyor. Umuyorum ülkenin batısı ve doğusu el birliğiyle bu sorunları aşar. (Diyarbakır/EVRENSEL)

www.evrensel.net