Olay yeri, Moda Sahnesi

Olay yeri, Moda Sahnesi

Moda Sahnesi, oyun programına yeni renkler katmaya devam ediyor.

Eylem AYDOĞDU
İstanbul 

İstanbul’un kültür-sanat oluşumuna rehberlik yapan Moda Sahnesi, oyun programına yeni renkler katmaya devam ediyor. Oyunların seçimlerini ve yönetmenliğini yapan Kemal Aydoğan’ın yeni renginin adı ise “Bir Başkadır A.”  Moda Sahnesi’nin oyunlarına gidince “Yeni bir yazar keşfedeceğim” duygusuyla gidiyorum ve o heyecanın karşılığını ne mutlu ki alıyorum. Bu seferki oyun yazarlarımız iki kişi; Andreas Sauter ve Bernhard Studlar. 1998-2002’de Berlin Sanat Okulunda tanıştıktan sonra birlikte oyun yazmaya başlıyorlar. Hatta oyunun yönetmeninden (Kemal Aydoğan) öğrendiğim kadarıyla parça parça değil, oyunun her anına birlikte karar verip, aynı anda yazıyorlar. Farklı kalemlerin birleştiği “Bir Başkadır A.” Oyununun Yönetmeni Kemal Aydoğan, rejide oldukça yalın olmaya dikkat etmiş ve tekstin oyuncunun elinden birçok şeyi aldığının da farkında olan bir reji hazırlamış.

‘A KİŞİLERİMİZ’

Bir “a” kişimiz var oyunda, en önemli insanı dahi “a kişisi” olarak nitelendirdiğimizde sıradanlaştırmak için kullanılan bir benzetme... Kişinin değil, yaşanılanın ve olayın önemsendiği hikayelerin karakterlerine söylediğimiz “a” benzetmesi... Oyun, başından sonuna kadar oldukça farklı yorumlara açık bir tekst. Yazarlarımız, oyuncuları ve rejiyi sınırlayarak yazmışlar ama, bu kısıtlamalarının kaymağını seyirciye yedirmişler. Seyirci, kendi hayatındaki doğrular ve algılara göre oyunu yorumlayabiliyor. “Bir Başkadır A.” seyirciye çelişkiyi, iletişimsizliği, yabancılaşmayı, ölümü, aşkı, aşkı ölümsüzleştirmenin çözümünü ölümde bulmayı, öldüğünü zannettirmeyi, geride kalanların aslında hep “geride” olduklarını olabildiğince geniş bir zemine yayarak yorumlama özgürlüğü sunuyor.

DUYGU YOKSUNU ‘SAĞDUYU’

Seyirci olarak öyle özgürsünüz ki; mesela ilk etapta  “olay yeri inceleme” olarak belirlenen sınırların içinde derdini anlatan oyuncuları görüyorsunuz. Oyunun sonuna doğru komedi gibi görünen hatıralarının,  trajik hikayeler olduğunu ve “olay yeri inceleme” alanının aslında tutsak oldukları bir yerden ibaret olduğu sonucunu çıkarabiliyorsunuz. “Oyunun sonunda  ne oldu, A. karakteri şimdi nerede? Neden o sınırsız da, diğer karakterler sınırın dışına çıkamıyor? A. kişisi yokmuş gibi neden davranıyorlar, eğer yoksa sahnede gezen A. kim? A.’yı karakterlerden dinlediğimizde neden bu kadar ekşimeye yüz tutmuş duygular hissediyoruz? Ortada bir kayıp varsa neden kimse ‘gerçekten’ üzgün değil? A. yoksa hiç olmadı mı?” Bu  sorulara dilediklerinizi ekleyebiliyor, cevaplarını da yorumlamalarınızla şekillendirebiliyorsunuz.

Karakterler, karşıdan bakan seyirciye “görmezden geldiklerini” ve  canlandırdıkları karakterlerden birinin de “bizlerden biri” olabileceğini, bazen kahkahanın içinde, bazen A. kişisinin endişesinde görmek isteyene, açıkça sunuyorlar. Peheres (Metin Coşkun), Gerd (Emre Çaltılı), Bongo (Bülent Aksu), Nina (Deniz Elmas)  ve A. (Kübra Kip) karakterleri hepimize maalesef ki tanıdık gelecek insan çeşitlerini temsil ediyorlar. Günün getirdiği sıradan eylemlere takılıp, kaybın önemini küçülten, basitleştiren, değer yargılarının yerini değiştiren karakterler Sauter ve Studlar’ın karakterleri... Bir eksikliğin hızla kabullenişi ve ardından hatıralara cılız tutunmaların verdiği acı gülümseme “Gülüyoruz ama neye?” sorusunu sorduruyor seyirciye...  

Moda Sahnesi’nde komedi içindeki trajediyi izlemeye alışık olan seyirciler “Bir Başkadır A.”da da aynı dokuyu yakalayacaklar. Zor bir oyun evet, hem algılama hem oynama hem de reji bakımından zor... “Karışık mı anlattım?” karışıklık iyidir, zihinde yeni odacıklar keşfettirir, anlaşılması zor, anladığınızda da “zafer” kazanmış edası hissettirir. Gidin, görün, izleyin ve karışın “Bir Başkadır A.” oyunu ile...

Son Düzenlenme Tarihi: 25 Ocak 2017 04:58
www.evrensel.net