'Türkiye’de Gazeteci Olmak Gazeteci Ölmek'

'Türkiye’de Gazeteci Olmak Gazeteci Ölmek'

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) her yıl düzenlediği “Türkiye’de Gazeteci Olmak Gazeteci Ölmek!” etkinliğinin üçüncüsü düzenlendi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) her yıl düzenlediği “Türkiye’de Gazeteci Olmak Gazeteci Ölmek!” etkinliğinin üçüncüsü OHAL koşulları dikkate alınarak bu yıl Burhan Felek Konferans Salonu’nda gerçekleşti. 

Saygı duruşuyla başlayan toplantı, TGC Başkanı Turgay Olcayto’nun açılış konuşmasıyla devam etti. Türkiye'de gazeteci olmanın her zaman zor olduğuna değinen Olcayto, "Bu kadar zorunu hiç görmemiştik. Bugüne kadar 66 gazeteci öldürüldü. Ama artık öldürülmüyor süründürülüyorlar. 144 gazeteci şu an cezaevinde. 2016 yılında 2500’ün üzerinde gazeteci işsiz kaldı. Türkiyeyi parmaklıklarla kaplı dev bir hapishaneye çevirdiler. Korku iklimi hakim insanlar evlerinden çıkmaya korkuyor" dedi. 

“Türkiye’de Gazeteci Olmak Gazeteci Ölmek!” etkinliği "Gazeteci olmak" ve "Gazeteci Ölmek" başlıklarıyla iki oturumda gerçekleşti. 

Moderatörlüğünü TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş ve TGC Kültür Sanat  Komisyonu Üyesi Yasemin Arpa’nın üstlendiği "Türkiye'de Gazeteci Olmak" oturumunda hakikati ortaya çıkarma arayışında olan gazetecilerin maruz kaldığı baskılara değinildi. 

'GAZETECİLİK ERDEM, ADALET, ONUR VE VİCDANI BIRAKMADAN YAPILMALI'

Hürriyet Gazetesi Okur Temsilcisi Faruk Bildirici, Türkiye'de 4 ombudsmanın olduğunu ve bunlardan biri olan Güray Öz'ün tutuklu olduğunu söyledi. Öz'ün her pazartesi köşesinin boş çıktığını dile getiren Bildirici şöyle devam etti: "Bir yanda cezaevindeki gazeteciler bir yanda işsiz kalan meslektaşlarımız, yayın organlarının kapatılması, internetin kısıtlanması... Bu koşullarda gazetecilik yapıyoruz. Bu mesleğin içerisinde faaliyet gösteren gazeteciler bu baskının ne kadar farkında diye bakınca iç açıcı şeyler göremiyorum. Daha çok bir PR gazeteciliği var. Ekonomi bölümündeki haberler böyle. Yargı ve polis muhabirleri ise polisten daha çok polis savcıdan daha çok savcı olarak haber yazıyorlar. Spor muhabirleri klüp yöneticilerinin uçağıyla geziyor klüp sözcüsü gibi davranıyorlar. Başbakanlık muhabirlerine bakıyorsunuz istedikleri soruları soramıyorlar. Burada gazetecilikten söz etmek mümkün değil. Bir tarafta bedel ödeyen, işinden atılan gazeteciler bir yandan da bunlar var. Bizim mesleğimiz güç odaklarını sorgulamak için yapılan bir meslek. Cezaevindeki gazeteciler üzerinde "o gazeteci değil bu gazeteci" tartışmasına giriliyor. Biz onların gazeteciliğini sorgulayamayız. Gazetecilik faaliyetinden girenlerin hepsi gazetecidir. Bu insanlar gazetecilik faaliyetlerinden yargılanıyor. Erdem, adalet, onur ve vicdanı bırakmadan bu meslek yapılmalı. Umudumuzu kaybetmediğimiz sürece bu durumdan kurtulacağız."

'OKUR KİTLESİ DEĞİŞTİ'

Milliyet Gazetesi Okur Temsilcisi Belma Akçura da 10 yıldır ombudsmanlık yaptığını belirterek 10 yıl içerisinde Milliyet gazetesinin okur profilinin değiştiğini dile getirdi. Akçura, "Entellektüel bir okur kitlesi vardı fakat son birkaç yıldır öyle bir kutuplaşma var ki şikayet kalmadı artık çünkü okur da kalmadı. Bu meslek biraz saygınlığını yitirdi. Okurun gazetelere, medyaya inancını da yitirdi bu kutuplaşma. 80'li yıllarda gazetecilik yapmak ki 12 Eylül sonrasıydı ve çok daha zordu. Fakat o zaman ben mesleğimin onurlu olduğunu öğrendim. 90'lı yılların ortalarında ne haberi verirsem girmedi. Polis zor durumda kalır, devlet mahçup durumda kalır diye. Dolayısıyla bu meslek böyle böyle saygınlığını yitirdi. Yaptığınız hiçbir haber çöpe gitmez. Ben yayınlanmayan haberlerimden 5 tane kitap çıkardım. Meslek örgütleri de çıkan haberlerin yanı sıra çıkmayan haberlere de ödül verseler keşke. Türkiye'de basın özgürlüğünü korumak sorumlu ve yüksek derecede gazetecilik yapmaktan geçiyor" dedi.

'HABER BİLGİLENDİRMEK İÇİN YAZILMALI BEYİN YIKAMAK İÇİN DEĞİL'

Apoyevmaniti Gazetesi Sahibi Mihail Vasiliadis, 60 yıldır gazeteci olmak için çaba harcadığını ifade ederek gazeteciliğin haber yazmakla başladığınj söyledi. Vasiliadis, "Haberi bilgilendirmek için yazmak lazım beyin yıkamak için değil. Bilgilendirme amaçlı yazılan haberde isim ve fiil kullanılır sıfat değil çünkü bu habere yorum katar. Bir kişi için 'etkisiz hale getirildi' ifadesini kullandığınız zaman okur ellerini kollarını mı bağladılar yoksa öldürdüler mi die düşünür? 'Şehit olmak' da değişik yorumlara açık olan bir yorumdur. Neden doğrudan doğruya öldü denmiyor da bu ikisine işaret ediliyor. Gazeteci olmamın olmazsa olmaz şartı vicdanına göre gazetecilik yapmak için vicdanına göre medya kuruluşununun bulunması gerekir" diye konuştu. 

Agos Gazetesi Yazarı Pakrat Estukyan da Hrant Dink'in öldürülmesinden sonra Agos'ta çalışmaya başladığını söyleyerek, "Benim de içinde bulunduğum bir grup Ermeni, Hrant öldürüldükten sonra bir şeyler yapmalıyız artık dedik. Ve sonrasında Agos'un Ermenice sayfalarını yapmaya başladım. Öncesinde Hrant istediği zaman yazı yazardım. O ölünce destek amaçlı çalışmaya başladım. 9 yıldır çalışıyorum ama hala haber yazamıyorum çünkü yorum katmadan haber yazamıyorum. Bu nedenle köşe yazarı olarak çalışıyorum. Türkiye için çok kabus gördük bu da aşılacaktır" dedi. 

'2016'DA GAZETECİLİK ENGELLENDİ'

Türkiye İnan Hakları Vakfı Başkanı Şebnem Korur Fincancı, 2003 yılından beri Evrensel Gazetesinde köşe yazdığını belirterek başladı konuşmasına. Fincancı konuşmasını şöyle sürdürdü: "Hakikatin peşindeyseniz önce ezilenlerin yanında olmalısınız ben hekim ve adli tıp uzmanı olarak zarar gören, şiddete uğrayanlar yanında olmuştum. Özgür Gündem'le dayanışmam da bundan kaynaklıdır. Cizre raporuyla hakikati bir köşeye yazdık bugün görülmezse hesabı yarın görülür. Haber alma hakkımız ve hakikatin gösterilmesi için basın çok önemlidir. TİHV olarak basından kaynaklanarak dokümantasyon yapıyoruz 2016'da yapamadık çünkü 2016'da siz gazetecilik yapamadınız. Gazetecilik yapmanız engellendi."

CHP Milletvekili Tuncay Özkan ise "Gazeteci dediğiniz kişinin hikayesi renkli zengin ve çeşitlidir. Birden sizi gazetecilik kimliğinizden alıp başka kimliklerin içine sokarlar. Gazeteci hakikati arar ondan haklılık çıkar mı bilmem" diye konuştu. 

Çağdaş Gazeteciler Derneği İstanbul Temsilcisi Uğur Güç oturumun son konuşmasını yaptı. Güç, "Meslek örgütü temsilcisi olarak gazetecilerin yaşadığı zorlukları dile getiriyoruz. Gazetecinin gazeteci olabilmesi için kamu yararına ihtiyaç vardır fakat bugün bu imkanlardan yararlanamıyoruz. Gazeteciler gözaltına alınıp tutuklanıyorlar. Gazeteciler 30 gün gözaltında kalıyor ama bugün çıkan KHK ile gözaltı süresi hırsızlar katiller için 7 güne indirildi. Bu da hükümetin gazetecilere bakış açısı. Binlerce meslektaşımız işsiz kaldı. İşsizlikle tehdit ediliyoruz. İddianame bile ortaya konulmadan 78 gündür tutuklu Cumhuriyet gazetesi yazarları. Kamuoyu yaratmalı ve işsiz gazetecilere alan açmalıyız" dedi. 

'OHAL CEZAEVLERİNİ VURDU'

'Gazeteci Ölmek' oturumunun moderatörlüğünü ise TGC Başkanı Turgay Olcayto yaptı. 

Oturumda, Gazeteci-Yazar Altan Öymen, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Aydın Engin, Metin Göktepe’nin kardeşi Meryem Göktepe, Yurt Gazetesi Yazı İşleri Müdürü / Öldürülen gazeteci Nuh Köklü’nün eski eşi Sibel Köklü ve CHP Milletvekili Utku Çakırözer söz aldı.

Oturumun ikinci kısmında ilk olarak CHP Milletvekili Utku Çakırözer konuştu. OHAL'in cezaevlerini vurduğunu söyleyen Çakırözer, cezaevindeki gazetecilere gönderilen mektupların ulaştırılmadığını ve yeteri kadar kitap verilmediğini belirtti. Musa Kart, Mustafa Kemal Güngör ve Güray Öz'ün mesajlarını paylaşan Çakırözer, yek beklentilerinin iddianamenin bir an evvel hazırlanması olduğunu aktardı. Çakırözer, Musa Kart'ın cezaevinde çizim yapmadığını da kaydetti.

'AYRILIKLARIMIZI DEĞİL AYNILIKLARIMIZI BÜYÜTELİM'

Polis tarafından öldürülen Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe'nin kardeşi Meryem Göktepe, büyük bir çaba ve mücadele sonrasında Metin'in katillerinin cezalandırıldığını söyledi. Göktepe, "Gerçeğin peşinde olan genç bir gazeteci olarak seçilerek gözaltına alınmıştı. Metin gazeteci olarak öldü. Devletin gözetimi altında 4 duvar arasında öldürülenlerin peşinden giden Metin de devlet gözetiminde öldürüldü. 90'lı yıllarda öldürülen gazetecilerin 20'si Kürt kökenli. 90'lı yıllardan Güneydoğu'ya bakınca saklanan çok şey olduğunu fark edebiliyorsunuz. Gazeteci öldürülür çünkü gerçekleri saklamak istedikleri için öldürürler. Şimdilerde gazetecilerin çocuğu olan haberi, gazetecileri hapsederek ellerinden alırsınız. Çocuğundan ayırırsınız. Ayrılıklarımızı büyütmek yerine aynılıklarımızı büyüterek bu karanlıktan çıkabiliriz. 

Yurt Gazetesi Yazı İşleri Müdürü / Öldürülen gazeteci Nuh Köklü’nün eski eşi Sibel Köklü, "Nuh'un öldürülmesinin üzerinden 2 yıl geçti. O 2 yılda her şey daha kötüye gitti. Nuh ölmeden önce 'Keşke rüya olsun' demişti ama yaşananlar rüya değil kabus. Nuh işsiz bir gazeteciydi ama mücadelenin içindeydi" diye konuştu. 

'MESLEĞİNE İHANET EDEREK İNTİHAR ETMİŞ GAZETECİLER VAR'

Cumhuriyet gazetesi yazarı Aydın Engin, gazeteciliğin hiçbir zaman emekli olunacak bir meslek olmadığını vurguladı. Engin, "Gazetecilik yaparken birçok arkadaşım öldürüldü. Ama Abdi İpekçi benim öğretmenlerimden biridir. Haberi 3 defa kontrol etmeyi ondan öğrendik. Uğur Mumcu ile aynı gün, aynı saat, aynı yerde başladık mesleğe. Politika dergisinden Ali İhsan Özgür bedeninde 45 sigara basılarak öldürüldü. Hrant Dink, İzzet Kezer, Adem Yavuz... Bir de mesleğine ihanet ederek intihar etmiş, ölmüş çok sayıda gazeteci var ve sayıları bizden daha çok oldu. Eskiden gazeteciler satın alınırdı şimdi kestirmeden gidip gazeteleri, televizyonları satın aldılar. Ben gazeteci ölmekten bunu anlıyorum" dedi. 

'FAİLİ MEÇHUL SUÇ DEĞİL, SUÇU MEÇHUL FAİL VAR'

Son olarak konuşan gazeteci yazar Altan Öymen ise şöyle konuştu: "Basın özgürlüğünün tarihe karışmış gibi görünmesi bile Türkiye'de demokrasinin yok olduğunu gösteriyor. Evvelden faili meçhul suç vardı şimdi suçu meçhul fail var. Gazetecinin suçu yazdıklarıdır. Demokrat Parti döneminde dahi basın suçu iddiasıyla hakkında soruşturma açılan kimse tutuklanmazdı. Sonuçta mahkumiyet verilirse temyizden tasdik edildikten sonra tutuklarlardı. İnsanları neden tutuklarlar delil karartma ve kaçma şüphesindendir. Delilleri karartma gazeteciye yaptığı haberden uygulanmaz çünkü haber yapılmış ve belgesi vardır karartma ihtimali yoktur o nedenle tutuklanmazdı. 1950'lerde geçerliydi bu mantık. Şimdilerde tutuklanan gazeteciler kitap bile götüremiyor cezaevine."

KADRİ GÜRSEL: YARGISIZ İNFAZA MARUZ BIRAKILIYORUZ

Cumhuriyet gazetesinin tutuklu yazarı Kadri Gürsel'in mektubu da ikinci oturumda Sibel Güneş tarafından okundu. Gürsel gönderdiği mesajda, "Savcının bu suçlamayı nasıl olup nasıl değerlendireceğini merak ediyoruz. Çünkü bize atfedilen suçlar delille desteklenemez. Ancak zaman geçiyor, tutukluluğumuz bir cezaya dönüşüyor ve yargısız infaza maruz bırakılıyoruz. Gariptir hakkımızda hiçbir suç delili olmadığı için suçluyuz. Bir suç delili olmadığı için yargı süreci erteleniyor. Çünkü tutuklu kalmamız isteniyor ve bu içinde bulunduğumuz dönemin karakteristiği. Gazeteciliğin kriminalize edilmesi ve gazetecilerin hiçbir şekilde suç oluşturmayan mesleki faaliyetlerinden suçlanarak cezaevinde tutulmaları, bir kez daha ülkemizdeki basın özgürlüğü ve hukuk açığının başlıca sorunlarından biri haline gelmiştir. Bu bilinçle bir tutuklu gazeteci ve basın özgürlüğü aktivisti olarak hepinizi selamlıyor ve mücadelenizde başarılar diliyorum" deniyor. (İstanbul/EVRENSEL)
 

www.evrensel.net