Murat Somer: Yeni anayasa muhafazakar kesimin de zararına

Murat Somer: Yeni anayasa muhafazakar kesimin de zararına

Doç. Dr. Murat Somer, önümüzdeki günlerde referandumda halk oyuna sunulacak anayasa değişiklik teklifini değerlendirdi.

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Başkanlık sistemini öngören 18 maddelik anayasa değişik teklifinin Meclisten geçmesinin ardından, değişiklik Cumhurbaşkanının onayıyla referanduma sunulacak. Koç Üniversitesi Siyaset Bilimleri ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Somer, anayasa değişikliğinin OHAL koşullarında gündeme getirildiğini hatırlatarak bunun uygulamanın meşruiyetini ortadan kaldırdığını vurguladı. Somer, “Değişiklikler muhafazakar kesim içinde de bir iktidar değişimi anlamına geliyor. Bu, muhafazakar çoğunluğun da zararına. Muhafazakar kesimin devletle ne kadar demokratik bir ilişkisi olacak, gerçekten halk iktidarda olacak mı? Asıl mesele bu” diye konuştu. Somer, ‘Hayır’ı savunanlara da şu uyarıda bulundu: “Laik kesimin hassasiyetleri hayat tarzı üzerinden değil demokratik özgürlükler temelinde savunulmalı.” Somer’in sorularımıza yanıtları şöyle:
 
18 maddelik anayasa değişiklik teklifine muhalefet ‘tek adam, tek parti rejimi’ eleştirisi yaparak, karşı çıkarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hükümet ise ‘istikrar getireceğini’ savunuyor. Referandumda halk oyuna sunulacak bu anayasa değişiklik teklifini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biliyorsunuz bu değişiklikler yasal çerçeveyi fiili duruma uydurmak şeklinde gündeme gelmişti. Bu fiili durum 10 Ağustos 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimleriyle başladı. O tarihten beri Türk lirası dünyada en az yarı yarıya değer kaybetti (aşağı yukarı dolar karşısında yüzde seksen, avro karşısında yüzde kırk, Çin yuanı karşısında yüzde elli yedi). Yani emeğimizin ve sahip olduğumuz maddi varlıkların dünyada değeri düştü. Hep beraber fakirleştik. Bu fiili durum altında Türkiye’de ekonomi, dış politika ve güvenlik, her şey daha kötüye gitti. Bir azınlık dışında çoğunluk için, yani Adalet ve Kalkınma Partisi’ni ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı desteklemeyenler kadar destekleyenleri de içeren büyük çoğunluk için birçok şey kötüye gitti. Bu gidişat 15 Temmuz’dan çok önce başladı yani darbe girişimine bağlanamaz. “Evet”çi kanadın en büyük handikabı, bu manzaraya rağmen mevcut yönetim tarzını perçinleyecek olan değişiklikleri savunmak olacak.

“Hayır”cı kanat ise doğru eleştirileri getiriyor fakat onun da en büyük handikabı şu ana kadar alternatif çözüm göstermemek. Yani statükoyu savunuyor durumuna düşmeden savunulabilecek ve daha fazla siyasal kargaşa çıkmadan uygulanabilecek bir çözüm. Birçok insan ülke daha da karışmasın ve “bir gün bu da geçer” diyerek otoriterliğe evet diyebilir.

Mevcut değişimler asgari düzeyde demokratik ve uygulanabilir bir başkanlık modeline karşılık gelmiyor. Kendi içinde de tutarsızlıklar ve kriz potansiyeli içeriyor. Öte yandan, Mecliste kabul edilirken demokratik kurallar ve süreçler açıkça ihlal edildi. Bunu denetleyecek ve engelleyecek bir makamın ve mekanizmanın olmaması da, söz konusu değişikliklerin meşrulaştıracağı ve perçinleyeceği fiili durumun bir sonucu ve emaresi.

‘MEŞRUİYETİ ORTADAN KAYBOLUR’

Anayasa değişiklik teklifinin OHAL’de görüşülmesi ve ardından referanduma gidilmesini, teklifin meşruiyeti açısından nasıl değerlendirirsiniz?

Birçok ülkenin anayasası, savaş ve sıkıyönetim gibi olağanüstü ortamlarda anayasa değişikliği yapılmasını, demokratik ve meşru olmayacağı için özellikle yasaklıyor. OHAL altında ve aceleyle yapılacak bir değişikliğin meşruiyeti elbette tartışmalı olacaktır.

Önümüzdeki dönemde referandumun tarafı olan Cumhurbaşkanlığı sürece ne kadar müdahale edecek ve kampanya yürütecek?

Devlet imkanları “evet” lehinde ne kadar kullanılacak? OHAL yetkileri ne oranda evet’çiler lehine ve “hayır”cılar aleyhine kullanılacak? Bu soruların yanıtları ne kadar “evet” olursa referandumdan çıkacak “evet”in meşruiyeti de o kadar az olacaktır.  Keza medyada “evet”çilere ve “hayır”cılara eşit yer verilecek mi? Sivil toplum medyada ve kamusal alanda eşit yer bulabilecek mi? Bu sorulara da olumsuz yanıt verdiğimiz oranda “evet” çıkma olasılığı artar ama meşruiyeti ortadan kaybolur.

MUHAFAZAKAR KESİME GÜVENCE VERİLMELİ

Anayasa değişik teklifine karşı olan muhalefet OHAL dönemini de göz önünde bulundurarak, nasıl bir propaganda yapabilir?

Kampanyanın, iktidarı ve Erdoğan’ı destekleyenlerle karşı olanlar arasında veya muhafazakar kesimle diğerleri arasında bir güç mücadelesine dönüşmesine izin vermemek gerekiyor. Referandumda iktidar veya Erdoğan oylanmayacak. İktidara göre sistem değişikliği, muhalefete göre de rejim değişikliği oylanacak. Değişiklikler bazen zımnen bazen de alenen, muhafazakar çoğunluk olarak adlandırılan kesimin iktidara gelmesinin aracı olarak savunuluyor. Ama bu bir yanılsama. Muhafazakar kesim zaten iktidarda. Dolayısıyla değişiklikler muhafazakar kesim içinde de bir iktidar değişimi anlamına geliyor. Muhafazakar çoğunluğun zararına. Onların da son yıllardaki öznel kazanımlarını tehlikeye atabilir. Mesele muhafazakar kesimin de devletle ne kadar demokratik bir ilişkisi olacak gerçekten de halk iktidarda olacak mı bunun meselesi.

“Hayır”cıların da bunu bu şekilde, yani demokratik cumhuriyeti ve halk egemenliğine dayalı güçlü devleti korumak ve güçlendirmek, ekonomik kalkınma ve sosyal adalet adına savunması gerektiğini düşünüyorum. Laik kesimin hassasiyetleri hayat tarzı üzerinden değil demokratik özgürlükler temelinde savunulmalı. Muhafazakar kesime de kendi kazanımlarının geri alınmayacağı güvencesi verilmeli. Bunları yaparken de mutlaka fiili durumu asgari oranda göz önüne alan alternatif çözüm önerisi getirilmeli. Peki o zaman ne yapılmalı sorusunun da yanıtı verebilmeli.

Son Düzenlenme Tarihi: 23 Ocak 2017 11:38
www.evrensel.net