Mutlakiyet duygusunu yitirmemek

Mutlakiyet duygusunu yitirmemek

Yalnız bir defa yaşanacak olan hayat serüvenini korkuya teslim etmek ölümden önceki hayatı da tüketmek anlamına gelecektir kuşkusuz.

Gizem İBAK

Bazı zamanlar insan sözün demir kapısını aralamaya çalışırken bulur kendini. Ve bu büyük bir uğraşının vücut bulmuş hâlidir şimdi. O sözler ki devrolsa dilden sese ipinden boşanan boncuk misali dökülecektir yere. 
***
İlk büyük hayâl kırıklığım milenyumla birlikte uçmayan arabalaraydı. Bir zaman sonra, arabaların uçmasından daha güzel olanın arabaların uçtuğunu tahayyül etmek olduğunu düşünerek unutmuştum bu hayâl kırıklığını. Ürkütürdü akşamüstüler beni ve oyunun en güzel yerinde duyulan akşam ezanı kırgınlıktı kalbimde daima. 
Yaşamı anlamlandırmaya çalıştıkça alnımda kocaman bir soru işareti belirirdi ve öğrendiğim her yeni bilgi bir büyük “gerçekten mii”ydi. 

İnsan eliyle belirlenen ve herkesi buna entegre eden değişik dengeler olduğunu ilkin sarı bir top dağıtan arabanın peşinden arkadaşlarımla birlikte koşarken adımın seslenilip “senin baban o partiye oy vermiyor, kızar koşma peşinden” denildiğinde fark etmiştim. Bu cümle alnımda kocaman bir soru işareti yaratmıştı ve fakat “gerçekten mii” diye şaşıracağım bir bilgi katmamıştı. 

O akşam sarı plastik top için peşinden koştuğum aracın Anavatan Partisi’ne ait olduğunu öğrendim ve ertesi gün de arkadaşlarımdan o topların boyasının hemen çıkacak kadar kalitesiz olduğunu.
***
Çok uzun zamandır vizyona girmesini beklediğim filmin şehrime gelmesi, dilimde ezgisini ıskaladığım bir ıslığa sebepti. Ve evet belki şehre gelen bir film, yaşanan o yılın korkunç sancılarını birkaç saatliğine silip atacak güçteydi. Çünkü keyif duyularak yaşanan birkaç saat; toprağı, hayatı ve yaşamayı sevdiğini hissettirebilecek bir etkiye sahiptir.

15 Temmuz Cuma, filmden çıktığımda bu kadar zaman bekledikten sonra iyi bir film izlemenin yarattığı mutluluk bütün hücrelerime işlemişti. Yüzümdeki tebessümü birkaç saat sonra yeni bir yaşa girecek olma düşüncesi de besliyordu ve ben otobüs insanlarının böylesine tebessümle boşluğa bakan birini yadırgamalarından korktuğumdan telefon ekranıma bakıyordum. Bir vakit sonra ekranımda okuduğum cümlelerle, pencereden akan görüntü paralellik kazandı. Ve yüzümdeki tebessümün manasız bir ifadeye dönüşü de onlarla birlikte. 15 Temmuz Cuma, 22:41 Fatih Sultan Mehmet Köprüsü girişi, Anadolu’dan Avrupa’ya geçmeye çalışan araçların engellenmesiyle oluşan kuyruğa bakarken askerin yığınak yapışını izliyordum. Ve bir yandan da babama “ne oluyor” yazdıktan bir dakika sonra “galiba darbe oluyor” diye mesaj atıyordum. O gece eve girdiğimde ekranda darbe metni okunuyordu ve saatin sarkacı on ikiye doğru uzanırken yirmi üç yaşıma giriyordum.
***
Mevcut iktidar yönetimi aldığında dokuz yaşındaydım, evvel siyasal yaşama dair hatırladığım tek şey sarı toplar dağıtan seçim arabası ve o topların boyasının ele bulaşmasıydı. Ve 15 Temmuz’u 16’ya bağlayan gece başka bir iktidar görmemiş ömrüm ulaşırken yirmi üçe, doğum günümü F-16’ların sesinden korkarak ve neden bu kadar korktuğuma şaşırarak karşılıyordum. 
***
Zor zamanlar olur, bir acıya bin tonluk sancı duyduğunuzda diğerleri hazır kıta beklermişçesine çıkar bulundukları yerden. Ve bu zincirleme acı tamlaması hâlini alır. 

Her doğan günle ekranıma düşen bin tonluk bir acıya bakakalırken ve bir acının yasını hep birlikte tutup bir sonraki acıda buluşmak üzere ayrılırken ve gülerken bildiğim gözler yakamdaki yüzlere dönerken tüm bunların ne denli ağır olduğunu düşünmeye fırsat kalmıyordu. O gece bomboş gözlerle bakarken ekrana tüm bunları düşünmeye başlamıştım. Korkunç bir yılın korkunç sancıları sonucunda neler eksildi benden diye kendimi yokladım ve yitirmekten korktuğum en önemli duygu olan, mutlakıyet duygusuyla karşılaştım. 
***
Evden kapıya çıktığınızda ayağınızın bir taşa takılıp başınızı kaldırıma çarpmanız ve tüm bu ani gelişen talihsizlikler karşısında yaşamınızı yitirmeniz mümkündür. Fakat yine de evden çıktığınızda akşam şurada görüşelim diyerek bir arkadaşınızla sözleşebilirsiniz. Bu hayatın ani çıkaracağı durumlara karşı önlemler almak fakat hayatın içinde olmaya devam etmektir. Ayağınızın taşa takılıp düşeceğiniz ve ardından büyük bir felaketle vefat edeceğiniz korkusu sizi o gün o arkadaşınızla buluşmaktan alıkoymaz. 

Fakat, her yeni günde bir katliam haberiyle uyanırken, şehrin her köşesi açık tehdit hâlini almışken, değişik görünümlü birini gördüğünüzde “acaba”nın tedirginliğini yaşarken insan o mutlakıyet duygusunu yitirmeye başlar. Büyük beylik laflardan azade tamamen insani bir duygu olan, korkudur bu. 
***
Yalnız bir defa yaşanacak olan hayat serüvenini korkuya teslim etmek ölümden önceki hayatı da tüketmek anlamına gelecektir kuşkusuz. Korku bütün hücreleriyle, insana ait bir duygu olsa da korkuyla yaşamak insana aykırıdır.

Yaşadığım her yeni acıda milyonlar sancı eklense de yüreğime, bazı zamanlar imkansız olsa da aralamak sözün demir kapısını bu acılardan bahisle ve bu acıların bizimle yaş alıp bütün ömür yaşayacağını bilsem de ve korksam da parmak uçlarıma kadar yitirmek istemediğim tek duygu geleceğe duyduğum tutku. 
***
Mevcut iktidardan başka bir iktidar görmemiş “neslin” bir temsilcisi olarak başladığım bu yazıya bir mutlu son iyi gider diye düşünüyorum. Çünkü aklım erdiğinden bu yana kaba, kültürsüz, bilgiden yoksun insanların dünyasıyla karşı karşıya kalsam da tüm bunlar hayatı daha çok sevmeyi, daha çok okumayı, insanın doğasını daha çok algılama çabasını kattı bana. 

Her doğan günde patlayan her bomba artık birer hayâl kırıklığı olmuyor gelecek güzel günler için mücadele etmenin ve her doğan günümüzü kabusa çevirenlerin dünyasından bizim kuracağımız o güzel dünyaya ulaşabilmenin bitmez arzusunu yaratıyor bütün vücudumda.

Son Düzenlenme Tarihi: 22 Ocak 2017 07:21
www.evrensel.net
ETİKETLER Gizem İbak

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.