Dink davası sanığı: Gerçek sorumlular gizleniyor!

Dink davası sanığı: Gerçek sorumlular gizleniyor!

Dink davası duruşmasında sanık Ali Fuat Yılmazer yargılama sürecini eleştirdi: Maşallah tam Türk usulü yargılama!

Cansu PİŞKİN
İstanbul

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı davanın duruşmasına dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'in savunmasıyla devam edildi.

Çağlayan'daki İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada tutuklu sanıklar Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek ile tutuksuz sanıklar Erhan Tuncel, Reşat Altay ve Sabri Uzun hazır bulundu. Yasin Hayal, Özkan Mumcu, Osman Gülbel, Ogün Samast ve Hamdi Egbatan SEGBİS yöntemiyle sesli ve görüntülü olarak katıldı.

‘ŞAHSIMA YÖNELİK İTİBARSIZLAŞTIRMA KAMPANYASI YAPILDI'

Ali Fuat Yılmazer bugün devam ettiği savunmasında kendisine ve İstibarat Daireye yönelik itibarsızlaşırma kampanyası yapıldığını ifade eti. Yılmazer, “2009'dan itibaren Başbakanlık Teftiş Kurulunca aleyhimde hazırlanan rapor basına sızdırıldı. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunun bana verilmesini istedim. Raporun taslağı Nedim Şener'in kitabında bile yer aldı ama bana verilmedi. Dink cinayetinin sorumluluğu İstihbarat Daire Başkanlığına yıkılarak gerçek sorumluları gizlenmeye çalışıldı. Dink cinayetiyle start alan bir itibarsızlaştırma kampanyasıyla tasfiye edildik ve Türkiye derin çetelerin eline geçti” dedi.

“Ses getirecek eylemin” şiddet içerikli olduğunu istihbaratta herkesin bildiğini savunan Yılmazer, “İstihbarat TEM Şube Müdürü Selim Kutkan niçin Dink'i koruma gereği hissetmemiş? Bu niçin sorgulanmadı" diye sordu. Söz alan Dink ailesi avukatarından Hakan Bakırcıoğlu ise, Kutkan'ın da sorgulanması için dilekçe verdiklerini, ancak taleplerinin reddedildiğini ve bunun üzerine Anayasa Mahkemesi'ne itiraz ettiklerini söyledi. Bakırcıoğlu’nun açıklamasından sonra tekrar söz alan Yılmazer, eksik beyanından dolayı özür diledi.

DURUŞMADA SAVUNMA GERGİNLİĞİ

Yılmazer hakkında yazılan raporda, Başbakanlık Teftiş Kurulu Müfettişi Ayşegül Genç’e “Başbakan sizi buraya göndereceğine Ergenekon dosyasına sahip çıksın” dediğinin iddia edildiğini hatırlatarak, “Bir şube müdürü böyle bir beyanda bulunamaz müfettişe. Kaldı ki o dönemde Başbakan'dan başka Ergenekon soruşturmalarına sahip çıkan yoktu” dedi. Araya giren mahkeme heyeti başkanı, “Her bir cümleye yorum yapmakla olmaz bu iş, size isnat edilen suçlamalarla ilgili savunma yapacaksınız. Bu şekilde bitmez. Panel veya konferans vermiyoruz. Savunma hakkı kutsaldır fakat herbir beyana bu kadar vakit ayırırsanız duruşma bitmez. Bu dosyayı çözme çabasına girmeyin. Genel ve dağılmadan gidelim isnat olunan eylemlerle ilgili somut savunma yapın” diye konuştu. Yılmazer ise “Zaten kendimle alakalı olan şeyleri anlatıyorum. Başbakanlık müfettişi Ayşegül Genç'in hakkımda vermiş olduğu rapora dair savunmamı, savunma hakkımdan feragat ederek geçiyorum” diye yanıt verdi. Hakim tekrar hakkınızdaki beyanlara dair savunma yapın deyince Yılmazer, “Ayşegül Genç’in raporu tamamen benimle alakalı. Ben bu yargılamadan hukuki bir sonuç çıkmayacağını en başta zaten söyledim. İzin verin de kendimi savunayım” diye tepki gösterdi. Müfettişlere her konuda yardım ettiğini belirten Yılmazer, “Bir ekip oluşturdum. Görüşmelerine ben nezaketen katılmadım. Müfettişlere tüm belgeleri verdim. Onların istediği ve benim vermediğim tek belge yasal olmayanlardı. Geçmişe dönük telefon tapelerini vermedik. Yasal olarak istememesi gereken belgeydi bu. İllegal bir talepti. Kendisi de raporda bunun üzerine savcılığa gittiklerini, fakat oradan da alamadıklarını söylüyor. Alamazlar tabi çünkü illegal istekler bunlar. 15 ay sadece algı çalışması yapmış müfettişin beyanlarıdır Ayşegül Genç'in yazdıkları” dedi.

‘İŞİMİZ ALLAH’A KALMIŞ’

Savcılığa verdiği ifadesinde “Demek ki işimiz Allah’a kalmış” dediğini ifade eden Yılmazer, “Onun da çok hoşuna gitmiş ki zapta geçirmiş sanki suçluymuşum gibi. Şimdi anlıyorum ki işimiz gerçekten Allah’a kalmış. Bu kadar yalan ve saldırıya karşı kendimizi hiç mi savunmayalım yani? Çok şükür ki inancımız var” diye konuştu.

Savunmasında AİHM kararına da değinen Yılmazer şöyle devam etti: “AİHM yeniden yargılama kararında, Trabzon Jandarma, Emniyet ve İstanbul yönünden eksik soruşturma kararı verdi. İstihbarat Daire Başkanı için yeni delil yoktu. AİHM'dekiler salak mı, onlar da mı Fethullahçı? O yüzden mi istihbarat şube demediler verdikleri kararda? Asıl kusuru olan insanları bıraktılar AİHM'in atıf yaptığı insanları tutukladılar. Maşallah tam Türk usulü yeniden yargılama. Ben olmayan yeni deliller yönünden tutuklamaya sevk edildim. Evrak gösterilmedi. Cinayetten 10 yıl sonra atanmam benim suçum mu? Eğer benim atamam cemaat işiyse İçişleri Bakanının tutuklayacaksınız, atamamı o yapmış. Benim polis olarak atandığım yere gitmeme lüksüm mü var? Bu iddianamede gerçekler yok.”

'DİNK CİNAYETİ KARANLIKTA KALMAMIŞ, KARARTILMIŞTIR'

Davanın önceki aşamasıyla bu aşaması arasında ciddi bir kopukluk olduğunu söyleyen Yılmazer, "Bu iddianamenin yönelimi tamamen başka. Dink cinayetinin ilk gününden beri jandarmaya ait tespitler, değerlendirmeler ve çalışmalar vardı. Cinayetin Trabzon Jandarma İstihbarat ile tetikçilerin bağlantısına ilişkin İstihbarat Daire Başkanlığının tesbit ve çalışması var. Engin Dinç şimdi diyor ki, cinayetin jandarma boyutunu Fethullahçılar gizleyip kapatmış ama gerçekleri biz ortaya çıkardık. Sabri Uzun, İn kitabında Dink cinayeti için 'Ergenekon'un başlangıcıydı, cinayeti jandarmaya yıkacaklardı' diyor ama şimdi iş döndü dolaştı cinayetin jandarma nezaretinde gerçekleştiği ortaya çıktı. Maddi delilleriyle sabittir jandarmanın cinayete refakat ettiği. Daha o zaman ki mütalaada, Jandarma personeli Resul Kütükoğlu ile Ogün Samast'ın bağlantılı, irtibatlı olduğu tespit edilmiştir. O zaman Fethullahçılar jandarmaya yıkacak diyenler şimdi cinayetle jandarma bağlantısını biz çözdük diyor. Jandarmalar Fethullahçı deniyor. Fethullahçı olduğu söylenen jandarmalar niye bizimle yargılanmıyor? Biz de Fethullahçılıktan yargılanıyoruz onlar da" dedi.

İddianamede MİT'in olmadığına dikkat çeken Yılmazer, "MİT'in bu olayla hiç ilgisi yok mu yani? Bir tek belgesi yok mu? Gelmemiş, talep eden olmamış. Bu cinayet hemen sonrasında tüm boyutlarıyla anlaşılmış, çözümlenmiş, delillenmiş bir cinayettir. Dink cinayeti karanlıkta kalmamış, karartılmış, üstü örtülmüş, tefrik edilmiştir bir cinayettir" diye konuştu.

'DİNK SOMUT BELGELERE RAĞMEN KORUNMAMIŞTIR'

İddianamede Erhan Tuncel'in de isminin geçmediğini belirten Yılmazer iddianameyi eleştirmeyi şöyle sürdürdü: "Halbuki bu cinayette büyük abi Tuncel'di. Yasin Hayal de ifadesinde bunu söylüyor. Tuncel'in görüntüde polisle gerçekte de jandarma ile ilişkisi var. Hayal üzerinden planlanmamış bu eylem en baştan beri. Tuncel polise önce Zeynel Abidin ismini verdi fakat sonra Ogün Samast ismini hiç vermeyerek polisi istihbaratı yanlış yönlendirdi. Cinayetten sonra sahte tahkikat raporu olduğu halde savcı cinayetin İstanbul ayağındaki isimleri hiç yazmamış. Bize İstanbul'dan bilgi gizlediğimiz için ceza veriliyor. Dink'in öldürüleceğine dair tabiri İstanbul'a iletmemişiz diye suçlanıyoruz. Ahmet İlhan Güler beyanında, 'öldürüleceği söylense de koruma prosedürünü başlatamazdık' diyor. Peki ne fark etti 'ses getiren eylem' demeyle 'öldürülecek' demenin. Orhan Pamuk'un 21 Aralık 2005 tarihli, Cerrah imzalı koruma kararı var. İstihbarat şubeden çıkmış karar, Ahmet İlhan Güler imzalı. 10 yıldır istediğiniz bu belge yeni geldi mahkemeye. Pamuk'un koruması halen devam ediyor. Dink'te çok daha somut belgeler olmasına rağmen bu işlem gerçekleşmemiş, koruma sağlanmamıştır. Konuştuklarımın hukuken zerre faydası olmayacak fakat gerçekleri onurumu korumak için söylüyorum."

'ERDOĞAN CEMAATÇİYSE BEN DE CEMAATÇİ OLMAYI KABUL EDİYORUM'

İddianamede, "İstanbul'a cemaatin kontrolündeki bir kişinin atanması ve sonradan kumpas olduğu ortaya çıkan Ergenekon soruşturmalarını başlatması için Dink cinayeti, amaç suç için araç suç olarak işlenmiştir" diye suçlanan Yılmazer, "C5 bürosunda Ergenekon diye bir şey tanımlanmadı, ulusalcı gruplara ilişkin çalışmalar yapıldı. Bunu inkar etmiyorum. Ulusalcılık faaliyetlerine dair çalışma 2005'ten itibaren var. C büroda sadece C1, C2, C3 vardı. Sonradan C1 kendi içinde bölünmüş, C2 de C5 olmuştur. C5 Şube yasaldır. Sonradan Ergenekon ve Balyoz'un kumpas olduğu nasıl anlaşılmıştır? Dönemin siyasi idaresi tarafından bizzat desteklenmiş, idari makamlarca hatta doğrudan Başbakanca bu konuya ilişkin talimatlar gelmiş. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 2014 yılı Mart ayında avukatı aracılığıyla aleyhimde verdiği şikayet dilekçesinde Ergenekon sürecine maddi manevi nasıl destek verdiğini kendi imzasıyla yazıyor. Madem kumpas, tezgah yapıyordum niye dönemin TEM Şube Müdürü Selim Kutkan, Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, İstanbul Valisi Muammer Güler engellemedi beni? Ben hayatımda istihbaratçı olarak bir tane operasyon yapmadım, operasyonları yürüten Selim Kutkan'dı. O neden yargılanmıyor da ben yargılanıyorum? Hiçbir yargı makamı 'kumpas' tabirini kulanmadı, bir tek Oda Tv kullandı. Madem kumpas operasyonu, neden Ergenekon operasyonu için bir savcılık iddianame düzenlemedi? Kumpas denen Taşhiye davasında, Şike davasında yargılanıyorum. Savcı iddianamede 'kumpas olduğu anlaşılan Ergenekon soruşturmaları' diyor. Madem kumpas ondan niye yargılanmıyorum? Ergenekonun hiçbir yerinde cemaat diye bir şey yoktur. Başbakan yıllarca çıkıp 'ben bu olayın savcısıyım' demiş, eğer Erdoğan cemaatçiyse ben de cemaatçi olmayı kabul ediyorum. 15 soruşturmam 6 tutukluluğum var. 2014'te kendi rızamla emekli olmuştum. Emekli olduktan sonra meslekten ihraç edildim ve şu an da tutukluyum. 15 gün emniyette gözaltında tutuldum darbe sonrasında ve sadece 3 saat sürdü ifade işlemim. 3 saat için 15 gün gözaltında tutulur mu tutuklu bir insan? Emniyette 3 iddia sordular bana. Üçünde de benim görev tarihlerim dışındaki şeylerle suçlandım. Poliste verdiğim ifademi bana vermiyorlar. Ahmet İlhan dönemine ait iddiadan, benden sonraki müdürlerin iddialarından ben tutuklandım" diye savunmasını sürdürdü. Duruşma Yılmazer'in savunmasıyla Cuma günü devam edecek.

Son Düzenlenme Tarihi: 17 Ocak 2017 17:21
www.evrensel.net