'Nazım Hikmet yaşasaydı vatan hainliğine devam ederdi'

'Nazım Hikmet yaşasaydı vatan hainliğine devam ederdi'

Yrd. Doç. Dr. Mualla Buket Soygüt, "Bugün Nazım Hikmet'in doğum günü. Herhalde yaşasaydı vatan hainliğine devam ederdi" dedi.

Gazeteciler Uğur Mumcu, Metin Göktepe ve Hrant Dink anısına İstanbul Taksim Intercontinental Hotel'de gerçekleştirilen “İfade Özgürlüğü Sempozyumu” 2’inci gününde de devam etti. Sempozyumun ikinci oturumunda ise “İfade özgürlüğü bağlamında ayrımcılık, nefret söylemi ve nefret suçları” tartışıldı. Moderatörlüğünü Yrd.Doç.Dr. Sinan Altunç’un yaptığı oturuma, Doç. Dr. Ceren Sözeri ve Yrd.Doç.Dr. Mualla Buket Soygüt de konuşmacı olarak katıldı.

İlk olarak konuşan Doç. Dr. Ceren Sözeri, basın alanında üretilen nefret söylemi ve suçları, Dink örneği üzerinden nasıl üretildiğini hatırlattı. Son zamanlarda artan ve linç girişimlerine varacak kadar şiddetlenen saldırılara da değinen Sözeri, yaşanılanların nefret söyleminden kaynaklandığını vurguladı. Sözeri, ana akım medyada yer alan gazetelerin nefret söylemlerini manşetlerine taşıdığını dile getirerek, şunları aktardı: “Bu yalnızca Türkiye’nin sorunu değil. Dünyanın pek çok yerinde popülist söylemi kullanarak kitlelerin bir kısmını yanlarına çekiyorlar ve medya da bu değirmene su taşıyor. Bunlara karşı mücadele eden kitleler de var. Herkes gibi ben de iyimser değilim ama birlikte dayanışma ve mücadele etmeliyiz.” 

'DEVLET NEFRETİ ONAYLAMAMALI'

Yrd. Doç. Dr. Mualla Buket Soygüt de, ifade özgürlüğünün içselleştirilmediği bir toplumda onu sınırlandırarak anlatmanın zorluğuna vurgu yaparak, bedeller ödemiş 3 gazeteci adına yapılan sempozyumunun önemine dikkat çekti. Soygüt, “Ayrıca bugün Nazım Hikmet’in doğum günü. Herhalde yaşasaydı vatan hainliğine devam ederdi. Bedel ödemek dedi birileri. Bu bedelleri öderken başkaları bunu sınırsız mı kullanacak? Nefret söylemlerinde verilmek istenen bir mesaj var. Devlet de bunu onaylamamalı” şeklinde konuştu.

'SANATTA VE EDEBİYATTA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ'

Sempozyumun ikinci bölümü soru cevap kısmı ile son bulurken verilen ara ardından “Sanatta ve edebiyatta ifade özgürlüğü” konulu üçüncü oturuma geçildi. Moderatörlüğünü avukat Mehmet Oral’ın yaptığı oturuma konuşmacı olarak yazar Füruzan, sanatçı Ercan Kesal, karikatürist Semih Poroy ve avukat Haluk İnanıcı katıldı. Cumhuriyet öncesi yayınlanan karikatürlere uygulanan sansürlere ilişkin örnekler vererek konuşan Poroy, Türkiye’nin şu anki durumuna değindi. 

‘EZENLERİN GÖZLERİ İLE BAKMAMAYI ÖĞRENMELİYİZ’

İfade özgürlüğü denilince sansür üzerine konuşmanın doğallaştığını ve vücut bulduğunu ifade eden sanatçı Ercan Kesal ise, sansürün doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki şekilde yapıldığını söyledi. “Bizi ezenlerin gözleri ile bakmamayı öğrenmemiz gerekiyor. Bu düzeni sonsuz kabul etmemeliyiz” diyen Kesal, devamında, “Televizyon deyince aklımıza evlilik programı gelen, mimarlık deyince TOKİ gelen bir ülkeye dönüşmüşsek, söylediğiniz sözün ne olduğunun bir kıymeti kalmaz ve asıl tehlike burada başlar” diye konuştu. 

‘AZİZ NESİN YAŞASAYDI YÜZYILLIK TUTUKLULUK YAŞARDI’

İfade özgürlüğü talebi imkânsızı istemek midir? sorusunu sorarak konuşmasına başlayan avukat Haluk İnanıcı, ifade özgürlüğünün mümkün olup olmayacağını politika, hukuk ve felsefe üzerinden anlatarak sunum gerçekleştirdi.

Son olarak konuşan sanatçı Füruzan ise, oturum boyunca Aziz Nesin’i düşündüğünü ifade ederek, “Yaşasaydı kaç yüzyıllık bir tutukluluk yaşardı acaba?” diye sordu. Faşizm, gericilik ve aptallığın kol kola gezdiğini söyleyen Füruzan, son süreçte yaşanan baskı sürecine değinerek, şunları aktardı: “4-5 aydır izlediğim 4 kanal yok, bize gelen tüm haberlerin ne kadarı açık ve müdahale ediliyor bilmiyoruz. Bunu akıl ile anlarız. Akıl tüm gerçekliği bütün çıplaklığı ile görmektir çünkü.” 

Yapılan konuşmaların ardından oturum soru cevap bölümü ile son bulurken, sempozyum “OHAL ve ifade özgürlüğü” konulu dördüncü oturum ile devam edecek. 

OHAL VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ TARTIŞILDI

Sempozyumun son oturumunda “OHAL ve ifade özgürlüğü” tartışıldı. Moderatörlüğünü avukat Dr.Salih Oktar’ın yaptığı oturuma konuşmacı olarak Prof. Dr. Osman Korkut Kanadoğlu, Prof. Dr. Sultan Üzeltürk ve avukat Carbon de Seze katıldı. 

Paris’ten gelen avukat Carbon de Seze, Fransa’da ilan edilen OHAL’in gerekliliğine ilişkin konuştu. OHAL’in günlük yaşamı etkilediğini ve insanların özgürlüğünü kısıtlandığını belirten Seze, “OHAL’in 12 günlük uygulanmasında bir sakınca yoktu. 12 günden sonra neden uzatıldı? Bir tehdit varsa o usullere katılıyorum ve sonrasında ne oldu? Müdahale alanını genişlettiler sürekli uzatarak. İnsanların toplanma özgürlüğü ellerinden alındı. OHAL olmasa ve bir saldırı olsa 'ne deriz' diyor yöneticiler. Siyasetçilerin savunduğunun tersini bu bağlamda dile getirmemiz gerekiyor” dedi. 

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YAPILIYOR AMA MECLİS'TE MUHALEFET YOK’

Ardından konuşan Prof. Dr. Sultan Üzeltürk, Türkiye’nin son günlerde büyük bir sorunla karşı karşıya olduğunu ifade ederek, OHAL’in yasal bir düzen içerisinde bir hukuku olduğuna vurgu yaptı. OHAL ile birlikte ilan edilen KHK’lere de değinen Üzeltürk, çıkarılan KHK'lerle ülkede yaşanan hukuksuzları örnekler üzerinden anlattı. İfade özgürlüğü konusunda Türkiye’nin 2015 yılında 181 ülke arasında 154’üncü sırada olduğunu ve AİHM tarafından da 258 mahkumiyet alındığı bilgisini hatırlatan Üzeltürk, gazetecilere yönelik baskılara dikkat çekti. 131 medya organının hukuksuzca kapatıldığını kaydeden Üzeltürk, Meclis'te görüşülen anayasa değişikliği görüşmelerine ilişkin şunları söyledi: “Anayasa değişikliği yapılıyor ama Meclis'te muhalefet yok. Türkiye'de siyasi ifade hürriyetinin kullanıldığı bir dönemde değiliz. İktidar partisinin vekilleri oy verirken oylarının rengini belli etmesi de ifade özgürlüğü önünde engel değil mi?"

Son olarak konulan Prof. Dr. Osman Korkut Kanadoğlu ise, uluslar ve uluslararası hukuka uygun bir dönem içerisinde olunmadığının altını çizerek, OHAL’i kaldırmaya yönelik önlemlerin alınması gerektiğini söyledi. İlan edilen OHAL’in sebebine ilişkin bir açıklık olmadığını dile getiren Kanadoğlu, “İfade özgürlüğü ve hakaret ile ilişkin konuya değineceğim. Bu normların sınırlandırıcı olabilmesi için söylemek istenen içeriğin başkasının da ifade etmesi gerekir. Günümüzde anayasal savaşı yaşıyoruz. Bir kutuplaşma ortamına geliniyor" diye konuştu. (DİHABER)
 

www.evrensel.net