Barış Bloku’ndan OHAL ve Başkanlık sistemine karşı kampanya

Barış Bloku’ndan OHAL ve Başkanlık sistemine karşı kampanya

Barış Bloku, OHAL ve “Başkanlık sistemine” karşı yeni bir örgütlenme kararı alarak her ay düzenli bülten basıp, sosyal medyayı aktif kullanacak

Yaptıkları meclis toplantılarıyla Olağanüstü Hal (OHAL) ve getirilmek istenen “Partili Cumhurbaşkanlığı”na karşı yeni bir örgütlenme kararı alan Barış Bloku, her ay “Barış Bloku” adıyla bülten yayınlayarak toplumda farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Barış Bloku Eşsözcüsü Bahadır Altan, önümüzdeki süreçte yapacakları çalışmaları anlattı. 

Barış Bloku’nun ilk olarak Suriye’ye yönelik tezkereye karşı barışı savunmak üzere kurulduklarını ancak; geçen sürede ülke içinde olumsuz gelişmeler yaşandığından yeni bir değerlendirme yapma ihtiyacı duyduklarını dile getiren Altan, OHAL, Anayasa değişikliği ve yeni bir rejim tartışmaları arasında nasıl bir barışı savunduklarını masaya yatırdıklarını söyledi. Altan, barışı savunmak için yeni mücadele biçimleri belirleyeceklerini ifade etti. 

‘TREN KAÇMADAN BARIŞI SAVUNMALIYIZ’

OHAL’in, Anayasa değişikliğine uygun bir ortamı sağlamak amacıyla uzatıldığını düşünen Altan, “Çünkü, TSK’nin Suriye’de olması Türkiye’deki kargaşanın ve her türlü şiddetin esas kaynağını oluşturuyor. Bizim temel bakışımız da şu; özgürlük ve demokrasinin olduğu bir ortamda barış yeşerecek. Bu ortam sağlanmadan OHAL ve yeni rejim değişikliğine gittiğimiz diktatörlük ortamında barışın olması mümkün değil. Bir tren kalkıyor adeta. Bu tren kaçmadan Türkiye’deki demokrasi ve özgürlük güçlerinin çözüm odaklı bir anlayışla barışı savunması gerekiyor. Barış Bloku da sadece bir ateşkesten söz etmiyor. Eşitlik, demokrasi ve adalet yoksa biz silahların susmasına barış diyemiyoruz maalesef. Türkiye’nin sınırları içindeki kargaşanın bitmesini istiyorsak bu da çözüm mözüm yok anlayışını terk etmesi gerekiyor devletin. Ve şiddeti sonlandıracak barışçıl çözümlere yönelmesi gerekiyor” diye konuştu. 

‘HER AY BARIŞ BLOKU BÜLTENİ YAYINLAYACAĞIZ’

“Barış Bloku olarak da yeniden nasıl bir barışı savunduğumuzun tanımını yapmaya çalışıyoruz” diyen Altan, bu dönemde yeni bir yapılanmaya gideceklerini dile getirdi. Bu dönemin ihtiyaçlarını karşılayacak bir koordinasyon oluşturacakları bilgisini veren Altan, çalışmalarına ilişkin şunları söyledi: “Bu aydan itibaren bir Barış Bloku bülteni yayınlıyoruz. Bu ay, savaş ve barışa dair 1 ay önceki gelişmeleri içeren bir bülten yayınladık. Şimdi Şubat’ta da Ocak ayındaki gelişmeler ışığında barışçıl çözümleri ortaya çıkartacak bir bülten daha çıkartacağız. Ve aylık olarak tekrarlayacağız. Toplumda bu konuda farkındalık yaratmamız gerekiyor. Barışı savunan ve demokratik çözümleri öneren tüm kurumlarla işbirliği yapıyoruz. Artık mücadele alanları da çok daraltıldı. Çünkü barıştan söz eden herkesin hapse atıldığı, sesinin kesildiği ve bastırıldığı bir ortamdayız. Bu nedenle barış söylemi çok önemli bir kavram. Barıştan söz edenin artık ‘terörist’ ilan edildiği bir ortamdayız. Kolay değil tabi. Ancak önemli gelişmeler de oluyor. Toplumda barıştan söz eden insanlara ‘terörist’ diyen bir devlet anlayışının giderek hakim olduğu maskesi düşüyor ve toplum bunun farkında. Bize hamaset yüklü ‘toprak uğrunda ölen varsa vatandır’ diye bir aldatmacayla savaş dayatılıyor. Onun için acele edildiğini düşünüyoruz. Meclis’te de aceleye getirilmesinin sebebi budur. Yeni rejim; toplum içinde yeterince tartışılmadan, halktan gizlenerek , Meclis’teki tartışmaların yayınlarla topluma ulaşması engellenen bir savaş ortamı söz konusu. Ancak, kimsenin evladını şehit olarak görmek istemediğini evlatlarımızın ölmemesi gerektiğini toplum yavaş yavaş anlamaya başladı. Biz de toprağın vatan olması için uğrunda illa gençlerin ölmesi gerekmediğini insanlarımıza anlatmak için elimizden geleni yapacağız. Sadece Türkiye’de değil, barış bülteni yabancı dillere de çevrilerek savaş karşıtı uluslar arası kuruluşlara, bireylere de gönderiliyor. Çünkü, bizim ülkemizdeki savaş karşıtlığının çabasıyla barış sağlamak mümkün değil. Biz; Kürt, Arap, Ezidi, Avrupalı, Amerikalı, Rus savaş karşıtlarıyla birlikte mücadele etmek zorundayız. Evrensel bir mücadele. Suriye’den bütün devletlerin elini çekmesi için oradaki tüm halkların iradesini sağlamamız gerekiyor. Ancak ora halkının iradesine saygı ile barış gelecek.”

‘BARIŞIN MÜMKÜN OLDUĞUNU ANLATACAĞIZ’ 

Elde bir tek sosyal medyanın kaldığını söyleyen Altan, “Ne televizyon ne gazete kaldı, gerçeği savunan gazeteciler içeride. Dolayısıyla elimizde sesimizi duyuracak çok fazla argüman yok. Tabi biz büyük halk mitingleri yapılacak bir ortamda değiliz; ama temel hedefimiz bu konuda bir farkındalık yaratmak. Kimsenin ölmesi gerekmiyor, bu ülkede kimse de büyük bir Türkiye arzu etmiyor. Biz küçük huzurlu kendi içinde kendine yeten barış içinde bir ülkede yaşamak istiyoruz. Yeter ki bunun farkına varsınlar. Biz bu farkındalığı hedefliyoruz, barışın mümkün olduğunu, çözümün var olduğunu topluma anlatmak için elimizden geleni yapacağız. Toplum bunu anlarsa barış gelecek zaten” diye konuştu. 

‘CHP HALKI MECLİS’İN ÖNÜNE ÇAĞIRMALI’

Altan; Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yaptığı muhalefete eleştiri yöneltti. CHP’nin, “Halk katılmadan muhalefetin hiçbir anlamı yok” sözlerini hatırlatan Altan, televizyonun karşısına insanlar geçip çekirdek çıtlayarak ana “muhalefet partisinin muhalefetini izlerlerse bu ülkede istedikleri kadar Süpermen gibi muhalefet yürütsünler oradaki aritmetik bellidir. Başta CHP’nin halkı katacak mücadele biçimleri önermesi lazım. HDP’nin bu konuda ‘Meclis’teki bu tiyatroya katılmayacağız’ tavrını anlamak mümkün. Çünkü, muhalefet HDP milletvekillerinin tutuklanmasını ve cezaevine girmesine neden olacak kararnameye de imza attı. CHP, bunun sonucunu sanırım pişmanlıkla da görüyordur. Aynı şekilde tezkereye de ‘evet’ dedi CHP. Şimdiki ortamın geçmişte yaptığı hatalar hazırlayıcısı oldu. O yüzden halk katılmalıdır, halkı çağırmalıdır CHP. Bu, halkı sokağa döküp şiddeti artırmak demek değildir. Halk, aktif olarak tepkisini göstermezse sadece CHP ve HDP ile yapılacak bir durum değildir. Bunu referandumda da bir ‘hayır’ demeye indirgememek lazım. Referanduma ‘hayır’ demenin anlatmanın koşulları yok. Referanduma gidildiğinde koşulların eşit olmadığı bir referandum olacak. O yüzden halka buna en iyi anlatmanın yolu sosyal medya ve insanları sokağa taşımaktır. CHP de insanları Meclis’in önüne tekrar gelmeye çağırmalı” şeklinde konuştu. (DİHABER)

www.evrensel.net