Yabancı konukların OHAL konferansına katılımı engellendi

Yabancı konukların OHAL konferansına katılımı engellendi

‘OHAL Koşulları Altında Türkiye'de Yargı Sistemi’ başlıklı Uluslararası Hukuk Konferansı’na yabancı konukların katılımı engellendi.

‘OHAL Koşulları Altında Türkiye'de Yargı Sistemi’ konulu Uluslararası Hukuk Konferansı ‘OHAL’ engellemesiyle karşılaştı. Konferansın örgütleyicisi ve davetlisi bazı yabancı konukların konferansa katılımı engellendi. Engellemeye rağmen konferansa katılan çeşitli illerden gelen baro başkanları ve hukukçular ise OHAL sonrası yaşadıklarını aktardı.

Konferansa katılmak isteyen Avrupa Parlamentosu üyesi ve Demokrat Hukukçular ve Avrupa Demokrasi için Hukukçular Birliği üyesi Barbara Spinelli, pasaport kontrolünden dahi geçmeden Sabiha Gökçen Havalima'nında engellendi. Spinelli'nin durumu hakkında bilgi veren konferansı organize eden avukatlardan Gülşen Uzuner, “Kendisine her hangi bir bilgi verilmeden sınır dışı edileceği söylenmiş. Bugün saat 13 uçağıyla kendisi geri gönderilecek. Bunun bir hükümet tasarrufu olduğu belli” dedi.

Spinelli'nin Türkiye açısında önemini de aktaran Uzuner, “Türkiye'de avukat yargılamaları davalarından çok katkıları oldu. Sur ve Cizre'de yaşanan insan hakları raporlarını hazırlayan ekipte yer aldı. Tamamen insan hakları adına yaptığı çalışmalar nedeniyle engellendi” diye vurguladı. Uzurner, avukat Spinelli'nin Türkiye'ye girişinin engellenmesinden İtalya Büyük Elçiliği'nin de haberi olmadığını ifade ederek,” Elçilik de bizim çabalarımız sonucu haberdar oldu” dedi.

'SİZİ ANLIYORUM, BİZ DE FRANKO'YU GÖRDÜK'

Barselona Barosu adına konferansa katılmak üzere gelen ancak daha sonradan baro tarafından uyarılan Robert Sabata, konferansa Tehlike Altındaki Avukatlar İzleme Grubu adına katılabildi. Kendisinin neden Barselona Barosu adına katılamadığını açıklayan Sabata, “Son anda baro başkanı arayarak 'Türklerle problem yaşamak istemiyoruz' dedi. Bu ifade özgürlüğüme yapılan ciddi bir saldırıdır. Baro adına daha önce gelmiştim çeşitli davaları izlemiştim” dedi. Baronun konferansa destek vermekten vazgeçmesini değerlendiren Sabata, “Düşünün konferanstan bir gün önce aranıyorum ve son dakika 'konferansa destek vermiyoruz' açıklaması alıyorum” diye anlattı yaşananları. Türkiye'deki bu durumu kınadığını ifade eden Sabata, “Sizi çok iyi anlıyorum. Biz de Franko deneyimini yaşadık” dedi.

‘BÖLGEDE OHAL 1 YIL ÖNCE BAŞLADI’

Konuşmasına Tahir Elçi’yi anarak başlayan Diyarbakır Barosu Başkanı Ahmet Özmen, “OHAL bölgede 1 yıl öncesinden uygulanıyordu ancak, ilan edilmemişti. Sokağa çıkma yasaklarıyla süreç başladı ve OHAL'den bile ağır koşullar yaşandı. 15 Temmuz sonrası OHAL'in ilanıyla durum sadece resmileşmiş oldu” dedi.

‘SAVUNMA HAKKI SİSTEM DIŞINA İTİLİYOR’

Ankara Barosu Başkanı Hakan Canduran ise OHAL sonrası savunma hakkının yargı sistemi dışına atılmaya çalışıldığını söyleyerek, “Masumiyet karinesin göz ardı edersek kim suçlu kim suçsuz ayırt edemeyiz. Türkiye'de ilk defa hukuk bu kadar ayaklar altına alındı” dedi.

‘İHRAÇ LİSTESİ GÖNDERDİLER, GEREKÇELERİ YOK’

Adana Barosu Başkanı Veli Küçük, cezaevinde bulunanların avukatlarıyla görüşmelerinin engellendiğine dikkat çekerek “15 Temmuz’dan sonra arkadaşlarımız dava almaya korkar hale geldi. CMK'nin atadığı avukatlar çekiniyor. Avukat arkadaşlarımızın durumunu Adalet Bakanlığı'na ilettik; ancak yazı gelmedi. Soruşturmaya maruz kalan arkadaşlarımız oldu. Bize liste gönderilerek, ihraç edilmeleri istendi. Biz de gerekçesini istedik. Gerekçe dahi belirtmediler” diye konuştu.

‘BAŞKANLIK TABUTA ÇAKILAN SON ÇİVİ OLUR’

Antalya Barosu Başkanı Polat Balkan, 15 Temmuz sonrası hukukun gördüğü zararın ileride daha kötü sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunarak, “10- 15 yıl sonra olabilecek bir darbenin yapı taşları şu an örülüyor” dedi. Balkan, anayasa değişiklik teklifine de değinerek “Başkanlık geçerse tabuta çakılan son çivi olur. Bu son çivi insanların bir arada yaşama iradesine darbe vurur” ifadelerini kullandı.

'CESARET ÖRNEĞİ'

İtalya Pedova Barosu adına konferansa katılan Gıacomo Gıanolla, Barbara Spinelli'nin Türkiye'ye girişinin engellenmesinin OHAL'in ne anlama geldiğinin özeti olduğuna dikkat çekerek, “Padova Barosu ilk defa kendi şehri dışında bir etkinliğe destek verdi. Türkiye'deki durum bizi endişelendiriyor” dedi.

Dünya Demokrasi İnsan Hakları için Hukukçular Birliği Başkanı Bill Bowring, Spinelli'nin engellenmesinin anlamını açıklayarak, “Bu Türk yetkililerin konferansı ne kadar dikkate aldığının göstergesi. Meslektaşlarımız engellemelere rağmen bu konferansı gerçekleştirebiliyorlar. Türkiye'de baskı yöntemleri sadece akademisyen ve gazetecilere değil avukatlar ve savcılara da var” dedi.

Avrupalı Demokrat Avukatlar Başkanı Pascale Tealman ise düşüncelerini “Ülkedeki dramatik durumu yakında takip ediyoruz. Sizin burada yaptığınız cesaret örneği” diye özetledi.

KONFERANSA ALINMAYAN HUKUKÇULAR YAZILI AÇIKLAMA YAPTI

Konferansa katılmaları engellenen uluslararası hukuk örgütleri yazılı bir açıklama yaparak, OHAL'in ilan edildiği günden bu yana Türkiye'de hukuki adımlar atılmadığını, tam tersine  “terörle mücadele” kılıfı altında başkanlık rejimi karşısında sesini çıkaran herkesin tutuklandığını belirttiler.

Açıklamada, Türkiye'nin OHAL koşullarında insanlık dışı muamelelerin yaşandığı bir yer haline geldiği ifade edilerek,  “Baskı ve zor uygulamalarının hüküm sürdüğü bir ortamda, Ankara'da, yani Türkiye'nin kalbinde konferans örgütlenmektedir. Bugün artık, herhangi bir coğrafyada yaşanan sosyoekonomik sorunların, o coğrafyaya özgü olduğunu kimse iddia edemez. OHAL, sıkıyönetim, anti- terör uygulamaları, yargı sistemindeki bozulma, demokrasi, adalete erişim, hangi kara parçasında hangi düzeyde bir sorun olarak karşımıza çıkarsa çıksın, hepimizin sorunudur” denildi. 
Konferansın sadece bilgi aktarımından öte;  “hukuksuzluğun teşhis ve teşhirin aracı” olarak değerlendirildiği açıklamada, “Konferans, tarihsel bir öneme sahiptir. Zira binlerce Türkiyeli yargıç ve savcının tutuklu olduğu ve binlercesinin ise dışarıda, tutuklu yargıç ve savcılar üzerinden prangalandığı ve aslında bağımsızlığını yitirdiği bir ortamda, en ufak bir eleştirel sesin baskı ve zor aygıtı aracılığı ile kısılmak istendiği bir dönemde düzenlenmektedir” diye belirtildi.

'TÜRKİYE HUKUK DEVLETİ OLMA ÖZELLİĞİNİ ÇOKTAN KAYBETTİ'

Konferansın Türkiye ve dünya halkları açısından bir mücadele aracı olması dileklerinin yer aldığı açıklamada, Türkiye'deki hukuk sistemine ilişkin şu ifadeler yer aldı: “ Hukuk devleti olma özelliğini çoktan kaybetmiştir. Yargıçların bağımsız karar verme gücünün elinden alındığı, avukatların mesleklerini ifa edemediği bir ülkede, ne hukuk devleti ilkesinden, ne de gerçek anlamda bir yargı sisteminden söz edilebilir. Yargı sistemi bir usul kuralları toplamı değildir. Adalete erişim hakkının kısıtlandığı, adil yargılanma hakkının çok boyutlu engellendiği her alan için geçerli olacak tek teşhis; hukuksuzluğun keyfiliğidir.” 
Açıklamada, Türkiye  Anayasası ve OHAL Kanununa da atıft yapılarak, OHAL'in ilan usulü ve kapsamı başlı başına hukuksuzdur. OHAL perdesi arkasında çıkarılan KHK'ler ve yapılan ihraçlar, dernek, gazete, televizyon kapatmaları, özelleştirmeler, OHAL döneminde Anayasa değişikliği bağlamında yürütülen her türlü meclis faaliyeti, gerçekleştirilen her nevi girişim hukuksuzdur” denildi. 

'OHAL HUKUKSUZLUK ARACI'

OHAL sonrası Türkiye'de hukuki adımların atılmadığının altı çizilen açıklamada, “Terörle mücadele' kılıfı altında yargıçlar, avukatlar, gazeteciler, akademisyenler ve bugün inşa edilmek istenen başkanlık rejimi karşısında sesini çıkaran herkes tutuklanmakta, tutuk koşulları sürecinde insanlık dışı muamelelerin ardı arkası kesilmemektedir. Gelinen yerde, esasta tam bir toplumsal mutabakat gerektiren Anayasa değişikliği gibi bir konu, OHAL koşulları altında tam bir dayatma ile gündeme sokulmuş olup, ülke OHAL karanlığında geri dönüşsüz bir rejim değişikliğine sürüklenmek istenmektedir” diye vurgulandı. 

Açıklamada, dünyanın farklı yerlerinden gelen hukukçuların Türkiye hakkındaki görüşü şu sözlerle özetlendi: “Karanlık gidişat karşısında kaygı duyduğumuzu belirtmek istiyoruz. Bu gidişin Türkiye'ye özgü olmadığının farkında ve bilincindeyiz. Savaş, sıkıyönetim, olağanüstü hal, diktatörlük; bütün bunlar, baskı ve zora biçilmiş hukuki kılıftan ibarettir. Kısacası yaşananların hepsi, Ayın karanlık yüzü olup, aslında ilanından önce de hep olduğu yerdedir. Bizler, Ayın karanlık yüzüne bakanların deneyimlerini birleştiriyoruz. Ama daha da önemlisi umudun bilgisini inşa ediyoruz. Hukuk, sadece özneleri için değil; bütün toplumlar için haklar ve özgürlükler mücadelesinin bir alanıdır. Bu bilinçle, Türkiye'de bugün yaşananlar karşısında sessiz kalmadığımızı, kalmayacağımızı, bu karanlığın karşısında duracağımızı tüm dünya kamuoyuna bildiriyoruz!” (Ankara/EVRENSEL)

Son Düzenlenme Tarihi: 14 Ocak 2017 17:26
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.