İzmir’de hayat hakkı konuşuldu

İzmir’de hayat hakkı konuşuldu

Mülteciler ve barış üzerine çalışma yapan Türkiyeli ve Yunanistanlı dernekler İzmir’de yaptıkları sempozyumda hayat hakkını konuştular. 

Halkların Köprüsü Derneği, Ege’de Barış ve İletişim Derneği ile Yunanistan’da kurulu olan kardeş derneği SYNYPARKSI, İzmir’de ‘Hayat Heryerde Herkesin Hakkı’ başlıklı bir sempozyum düzenledi. 

Tepekule Kongre Merkezi’nde yapılan sempozyumda bölgede, devam eden savaş, Türkiye’deki, Yunanistan’daki mültecilerin yaşam koşulları, AB’nin mülteci politikaları ve çözüm önerileri konuşuldu. 

Sempozyumun ilk oturumunda dernek başkanları birer konuşma yaptı. ‘Bölgede ve Dünyada Barış’ başlığı ile sunum yapan Ege Barış ve İletişim Derneği Başkanı Bülent Tanık, barışı, savaşla ilişkilendirmeden anlatmanın çok zor olduğunu ifade ederek “Kavramın olumlu içeriğinden olsa gerek. Tanımlanması da inşa etmesi kadar çok çaba gerektiriyor. Emek istiyor. Savaş karşıtlığına yaslanmadan barış’ı hayal etmek, yaşamsal önemini anlatmak kuşkusuz “kalıcı barış” için önemli bir adım olacak” dedi. 

Kapitalist sistemin krizinin daha da derinleştiğini vurgulayan Tanık şunları söyledi “Dünyanın yönetilememe durumu giderek içinden çıkılmaz boyutlar kazanmaktadır. Lokal ve bölgesel savaşların da sorunu kökten çözemediği değerlendirmeleri az değil. Güçlü ülkeler yönetimlerinde ortaya çıkan merkezileşme millici ve istikrar vaat etmeyen yönetimler güven vermemektedir. Nükleer kulübün yöneticilerini çılgınlıktan uzak tutabilecek bir kamuoyuna ne kadar ihtiyaç var ise Ortadoğu’yu bu çılgınlığın kapısı yapacak bir bölgesel savaşın tarafları olmaktan uzak kalmak için de o kadar toplumsal irade üretilmesi için bir kez daha tekrarlayalım: hayat heryerde herkesin hakkı”. 

Daha sonra konuşan SYNYPARKSI Derneği Başkanı Stratis Pothas da Yunanistan’daki mülteci sorununa değinerek, “90 yıllardan beri bu göç akımında çalışıyoruz ancak hiçbir zaman bu kadar fazla olmamıştı. Derneğimizin üyeleri, 2015 yazından itibaren bilinmeze doğru yola çıkan mültecilerle dayanışma içinde olmuştur. Yunanistan’da yaşanan ciddi ekonomik kriz ve Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı terör saldırıları nedeniyle, Yunanistan’daki mülteci sorunu toplumsal sorun haline gelmiştir. Irkçılık ve yabancı düşmanlığı oluştu” dedi. 

‘MÜLTECİLERİN SESİ OLMALIYIZ’

Neler yapılması gerektiğine de değinen Pothas şunları söyledi “Göç endişelenerek ve inkar edilerek bitmez. Dönemin gerçeğidir ve bununla yaşamayı öğrenmeliyiz. Duyarlı ve sorumlu vatandaşlar olarak insani girişimlerde bulunmaya devam edeceğiz. Girişimlerimizin toplumda görünür olması, mültecilerin koşullarının düzeltilmesi için çaba sarf edeceğiz. Önerilerimiz, oluşumlarımız mültecilerin sesi olmalıdır. Savaş durdurulmalıdır. Sömürülmeleri engellenmelidir. Uluslararası anlaşmalarda belirtilen temel insani hakların uygulanması gerekmektedir. Ayrıca mülteci çocuklara yönelmemiz gerekmektedir. Özellikle ailesiz kalan ve çalışmak zorunda olanlar için” dedi. 

‘YENİ BİR ALT SINIF OLUŞTU’

Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Cem Terzi, hem Türkiye’deki mültecilerin yaşadıkları sorunları hem AB’nin mülteci politikalarına dair konuştu. Türkiye’deki mültecilerin geçici koruma rejimi altında rehin olarak tutulduklarını ifade eden Terzi “Kadın mülteciler 2. ya da 3. eş olarak evliliklere yönlendirilmektedir. Kadın mültecileri suç örgütleri fuhuşa zorlanmaktadır.  Çocukların büyük bir kısmı 5 yıldır okula gitmemektedir. Çocuk işçilik oranı ciddi biçimde artmış durumdadır. Türkiye'de yeni bir etnik  ‘’under class’’ oluştu. Suriyeliler yasal eksiklikler yüzünden yaygın sömürüye maruz kalmaktadır” dedi. 

‘ASIL SORUN GÖÇ DEĞİL SAVAŞLARDIR’

Asıl sorunun göç değil savaşlar olduğunun da altını çizen Terzi şunları söyledi “AB-Türkiye geri gönderme anlaşması resmi insan kaçakçılığıdır; insan haklarına aykırıdır. AB için sınırları kapatarak mültecileri ölüm yolculuğuna ittirmek yetmedi, insanların denizlerde ölmeleri yetmedi şimdi de umudu öldürmek istiyorlar. AB bu anlaşma ile mültecileri yaşamları için mücadele etmekten vaz geçirmeye, onları felç etmeye çalışıyor.Bugün burada insanlık, canlarından başka hiçbir şeyleri olmayan çıplak insanların yaşam umudu ile AB'nin bencilliğinin,  siyasi hesaplarının çatışmasına sahne oluyor”.

‘MÜLTECİ STATÜSÜ VE VATANDAŞLIK SAĞLANMALI’

Söz konusu durumun bir mülteci krizi değil, zenginlerin yoksullara karşı yürüttüğü bir savaş olarak tanımladıklarını anlatan Terzi çözüm önerilerini şöyle sıraladı “Suriyeliler dahil tüm yabancılara mülteci statüsü verilmelidir. İsteyenlere sınıflarına, ırklarına, ulusal aidiyetlerine, etnik kökenlerine, inançlarına, dinlerine, mezheplerine bakmadan; hiçbir ayrımcılık yapmadan ve bekletilmeden vatandaşlık hakkı verilmelidir. Avrupa’ya hoş görünmek, imtiyazlar koparmak için Türkiye’nin mülteci hapishanesi olmasına gönüllü olunmamalı, başka ülkelere gitmek isteyen mülteciler engellenmemelidir. Türkiye’de, Suriye’de, hatta Orta Doğu’da milyonlarca insanın kaderi, bugün Türkiye’nin politikalarının insani, gerçekçi, çoğulcu ve demokratik olmasına bağlıdır”. (İzmir/EVRENSEL)
 

www.evrensel.net