Gözaltı ve tutuklamalara tepki: Susmayacağız, oturmayacağız!

Gözaltı ve tutuklamalara tepki: Susmayacağız, oturmayacağız!

OHAL ile birlikte artan gözaltı ve tutuklamalara toplumun birçok kesimi tepkili.

Necla Demir
Zuhal Atlan

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte siyasetçisinden gazetecisine, akademisyeninden öğrencisine, sanatçısından işçisine, sosyal medya paylaşımında bulunanlara, kısacası toplumun tamamına dönük büyük bir gözaltı ve tutuklama dalgası başlatıldı. Gözaltı ve tutuklama furyasıyla birlikte artan hak ihlallerine toplumun farklı kesimlerinden tepki geldi. 

ENGİN: BÜYÜK BEDELLER ÖDEMEYE HAZIR OLMALIYIZ 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın darbe girişimini "Allah’ın lütfu" olarak nitelediğini ve bu sözün ne anlam ifade ettiğini şimdilerde daha iyi anladıklarını söyleyen Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Aydın Engin, amacın darbeye kalkışanları yakalamak yargılamak olmadığı, onun yerine itiraz eden muhalif olan sesi bir şekilde susturmak olduğunu söyledi. Bu konuda kısmi olarak bir başarı elde ettiklerini ve bir "korku imparatorluğu" inşa edildiğini belirten Engin, “İnsanların korktuğu başıma bir şey gelir diye en doğal yurttaşlık haklarını kullanmaktan çekindiği bir dönem yaşıyoruz. Bunda da en büyük payı gazeteciler alıyor. Ben de ucundan kıyısından atlatarak pay almışlardan birisiyim, ama çok daha ağır bedeller ödeyen meslektaşlarımız var. Demokrasi mücadelesi bazen İskandinavya’da olduğu gibi yumuşak ve keyfi yürümez. Bazen bizdeki gibi bedel ödemeyi göze alanlar tarafından yürütülür. Ben pekçok genç meslektaşımın bedel ödemeyi göze alıp bu mesleği yapmayı istediği kanısındayım. Buna alışmamalıyız, doğru bildiğimiz yoldan gazeteciysek, akademisyensek yurttaş olarak tavrımızı gösterip boyun eğmeyerek becermek zorundayız. Çünkü demokrasi bedel ödenmeden kazanılmıyor” dedi.

Türkiye’nin açık bir cezaevi haline geldiğini ve cezaevlerinde yer açmak için adeta gizli bir af çıkarıldığına dikkat çeken Engin, “İtirazı ve siyasetten alakası olmayan kesimleri dışarı çıkarıp itirazı olanları içeri aldılar. Unutmayalım ki ilkbaharda bir referandum var. OHAL şartlarında bir referandum 12 Eylül şartları koşullarında yürütülecek demektir. Yani hayır oyu verecek olanlar ki toplumun dinamik kesimleri olduğunu biliyorum. Bunların düşüncelerini açıklamaları, protestoları ve niçin hayır demesi gerektiğini kitlelere aktarması gerektiğini OHAL koşullarında yürümeyecektir. O yüzden demokrasi için çok daha ağır bedeller ödemeye de hazır olmamız gerekiyor” diye değerlendirdi.

UÇAR: KADINLARIN HAYATLARINA DAHA FAZLA SALDIRI OLDU

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Kadın Meclisi’nden Çiğdem Kılıçgün Uçar, OHAL ile birlikte kadınların hayatlarına daha fazla saldırı gerçekleştirildiğini söyleyerek, AK Parti hükümetinin kadını eve hapseden ve hatta görmeyen yaklaşımları üzerinden toplumu yeniden dizayn etmeye çalıştığını belirtti. Toplumsallaşmanın en güçlü dahiliyetinin hayatın merkezindeki kadınlar olduğunu dile getiren Uçar, “Kadınlara yaklaşım üzerinden toplumu dizayn etmeye çalışan AKP hükümetinin en büyük hedefi tabi ki kadınlar olmuştur. Eve hapsedilmeye karşı sokağa çıkan, eleştiren, mevcut sistemi sorgulayan ve kabul etmeyen, barış, demokrasi, eşitlik ve adalet arayışı içinde olup bunların mücadelesini yürüten kadınlar, AKP hükümetinin sosyal, siyasal ve ekonomik bütün icraatlarını zorlamıştır. KHK’lar ile görevden alınan tüm kadın siyasetçiler, işçi ve emekçi kadınlar yine tutuklanan kadın siyasetçi, gazeteci ve akademisyenler; mevcut sisteme biat etmeyen, mücadele eden kadınlardır. Eril ve cinsiyetçi olan sistem OHAL ile daha da eril bir hale getirilmiş durumdadır. Ayrıca kadınlar olarak böylesi bir hukuksuzluğa, krize ve sisteme mahkum olmadığımızın çok fazlasıyla farkındayız” diyerek yaşanan hukuksuzluğa dikkat çekti.

FELEKOĞLU: BASKILI SİSTEM BÖYLE DEVAM EDEMEZ

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Eşbaşkanı Bülent Felekoğlu, baskılı sürecin böyle devam edemeyeceğini söyleyerek, “Sistem kendi içerisinde tekrar kendisiyle bir çatışma sürecine hazırlanıyor. Bunun için muhalif olabilecek tüm dinamik kesimleri içeri alacak, işlevsizleştirecek ve kendisi bir sistem ve rejim değişikliğine gidecek. Sistem bu konuda provokasyonlar hazırlayacak. Daha önce Sivas’ta Çorum’da Maraş’ta olduğu gibi yeni bir provokasyon sürecini Aleviler üzerinden yürütecek. Bu rejim değişikliğine karşı da halkların ve Alevilerin tüm renklerinin bir tek savunma hattı var” diye belirtti. 

Ölümü gösterip sıtmaya razı edecek bir süreç hazırlandığına vurgu yapan Felekoğlu, şunları söyledi: “Bu döneme çok güçlü bir savunmayla girmek gerekiyor. Alevi kurumları olarak bu süreci güçlü birlikteliklerle halkımıza anlatmak istiyoruz. Türkiye devlet sistemi içinde demokratik dönüşümü zorlamak gerekiyor ve dönüşümü yakalayamazsak bu dikta süreci kana dönüşecek. Açık bir cezaevi formatındayız. Planlanan sürecin böyle devam edeceği fakat sistem kendi içerisinde bir çatışmaya girebilir. Bu anlamda halklar üzerine düşen de demokratik kanalları zorlayarak kanlı süreçleri engellemektir.” 

MANSUR: BUNCA YILDIR BÖYLE BİR ŞEY GÖRMEDİM 

“Ben bu saatten sonra hiçbir şeyi öngöremiyorum” diyerek yaşananlara tepki gösteren sanatçı Lale Mansur, insanların artık düşüncelerini açıklayamaz duruma geldiğini söyledi. Mansur, “Herkes sussun, otursun isteniyor. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Bunun sanata yansımasını da göreceğiz. Kim ne yapmaktan vazgeçecek bilmiyoruz. Bunca yıldır böyle bir şey görmedim. Muhalif kesimlerden girişimler var, bakalım nereye varacak? Bu bir müddet böyle devam edecek ama nereye kadar? Abim şuan 10,5 yıl ile yargılanıyor” diye konuştu.

MEMİŞ: SORUMLULUK GENÇLERDE

İçinde bulunulan dönemi, “Saray ve AKP’nin elinde bulunan tüm zor araçlarını kullanarak, Erdoğan ve onun diktatörlüğünü başkanlık sistemi adı altında kurumsallaştırma çabası" olarak yorumlayan Marmara Üniversitesi öğrencisi Can Memiş ise, bilimsel üniversite saldırılarına karşı gençler olarak yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: “Her şeyden önce Erdoğan ve AKP’nin tüm politikalarını bu amaç ekseninde ürettiğini görmek gerekir. Dolayısıyla egemenlerin nefret dilini son derece yükselttiği, gördüğü en ufak muhalefete karşı azgınca saldırdığı bir dönemde şüphesiz en büyük sorumluluk biz gençlerin sırtına biniyor. Her şeyden önce biz OHAL adı altında fiili olarak inşa etmeye çalışılan diktatörlüğü tanımayacağız. Üniversitelerimizi kendine biat eden kurumlar haline getirmeye çalışan Saray’a karşı üniversitelerimizi savunacak, hocalarımızı geri alacağız. Okullarımızdan IŞİD çetelerini kovacak özerk, laik, anadilde, demokratik üniversite mücadelemizi yükselteceğiz. Gençliğin birleşik mücadelesi ve sokak iradesi dönemin parolası olacağı gibi zaten korku ve baskı ile yönetebilen bu iktidarın ve Erdoğan’ın kimyasını bozacak tüm planlarını darmadağın edecektir." 

KAYGISIZ: TEK YOL BİRLEŞİK DEMOKRATİK MÜCADELE

Son dönemde artan baskılar ve bunun yansıma biçimlerinden gözaltı, tutuklamaların işçi sınıfı ve emekçilere de çeşitli biçimlerde yansıdığını ifade eden Demokrasi İçin Birlik Meclisi (DİB) Koordinasyon üyesi İrfan Kaygısız, “Bu baskı ortamı, emekçiler bakımından işyerlerindeki baskılara, hak gasplarına sessiz kalma şeklinde yansıyor. KHK’lerle işten atılan ya da açığa alınanlar da geri dönme beklentisi içinde hükümet politikaları karşısında tepki göstermemeyi, bir biçimde görünmez olmayı tercih ediyor. Her an yeni bir baskıyla karşılaşmamak için mevcudu kabul etme eğilimi giderek artmaktadır. Öte yandan, yeni KHK’ların çıkarılacak olması, 'Bu KHK’lerde yayınlanacak listelerde yer almayayım' kaygısıyla ülkedeki her türden anti demokratik baskıya tepki vermemeye yol açmaktadır” dedi. Bütün bu baskı ve kaygıyı ortamından çıkmanın tek yolunun birleşik demokratik mücadelenin yükseltilmesinden geçtiğini belirten Kaygısız, bu sürecin başkanlık referandumuna kadar artarak devam edeceğini söyledi.

ALTUNPOLAT: KENDİSİNDEN OLMAYANA YAŞAM HAKKI TANINMIYOR

İktidar sahipleri tarafından “Yeni Türkiye” olarak adlandırılan rejimde kendisinden olmayana hayat hakkı tanımadığını belirten LGBTİ Aktivisti Remzi Altunpolat da, en küçük eleştiriyi “vatan hainliği” ve “terör” ile eşdeğer gören zihniyetin medya ve iletişim araçları vasıtasıyla nefret söylemini yaygınlaştırıp linç kültürünü kurumsallaştırdığına vurgu yaptı. Altunpolat, LGBTİ’lere dönük saldırılara ilişkin de şöyle konuştu: “LGBTİ'ler her daim dinci-muhafazakâr milliyetçilerin hedef tahtasında olmuştur. LGBTİ'lere yönelik linç güruhları gayrı resmi operasyonel kuvvetler olarak hemen her zaman köşe başında beklemektedir. Geçtiğimiz yıllarda Tophane, Cihangir saldırıları, bu yıl Onur Yürüyüşü’nün engellenmesi bunun en canlı örnekleri. LGBTİ’lere yönelik bu saldırılarının içinden geçtiğimiz OHAL ve başkanlık rejiminin ihdası sürecinde katmerlenerek artıp artmayacağını yaşayarak göreceğiz. Bunun kimi emarelerini de görüyoruz. Barbaros Şansal'a yönelik fiziksel linç girişimi dışında cinsel kimliği üzerinden kendisine nefret kusulması. Balıkesir LGBTİ aktivisti öğrenci Uğur Büber'in sırf sosyal medya paylaşımları üzerinden tutuklanması. Avukat ve LGBTİ aktivisti Levent Pişkin in gözaltına alınması. Bütün bu olan bitene karşı önce toplumu kutuplaştırıp sonra sahte birlik beraberlik edebiyatı yapanlara karşı toplumun her kesiminden vicdan ve akıl sahibi insanlarla bir arada yaşamı hakikaten nasıl inşa edebileceğimize kafa yorup harekete geçmemiz gerekiyor."

OSMANAĞAOĞLU: TOPLUM HAPİSHANELER ZİNCİRİNE BAĞLANDI

OHAL ardından çıkarılan KHK’lerle toplumun tümden bir hapishaneler zincirine bağlandığını söyleyen Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) üyesi ve aynı zamanda ekoloji mücadelesi de veren Fatoş Osmanağaoğlu, toplumun tüm muhalif kesimine dönük gerçekleştirilen saldırılara karşı, “Toplumun her kesiminden insanı bir şekilde ötekileştirip iyice gerip kutuplaştırarak bu insanları yaşamdan soyutluyorlar. Yani sadece bu insanları hapishanelere koymuyorlar, bir kısmını işinden atıyor, öbürünün mal varlığına el koyuyor. Tümüne birden baktığımızda muhaliflerin tamamını toplumdan tecrit etmek gibi bir çaba var. Bunun karşısında duran herkes ne yapmalı? Öncelikle bir demokrasi örgütlenmesine ihtiyaç var. Bu gidişten hoşnut olmayan her kim varsa dilimizi de buradan kurmayı bilmemiz gerekiyor" dedi. 

Ekoloji alanındaki tüm kazanımlarının yeni çıkarılan KHK’larla yok edildiğine de dikkat çeken Osmanağaoğlu, devamında şöyle dedi: “Bunlar hem insanları hem de tüm canlı yaşamını tehdit eden şeyler ve bunları hızlı bir şekilde devreye koymaya çalıştıkları da açık. Tüm halkın ve doğanın geleceğini karartacak projeler bunlar, ama hükümet ısrarla yeni KHK’larla gündeme almak için elinden geleni yapıyor. Total bir saldırı bu, ayrım gözetilmiyor. Bununla hep birlikte mücadele etmeliyiz, ekoloji mücadelesi de bunun bir parçası aynı zamanda."(DİHABER)

 

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Ocak 2017 15:10
www.evrensel.net