'Doların mı var da derdine düşmüşsün?'

'Doların mı var da derdine düşmüşsün?'

İşyeri Hekimi Uzm. Dr. Gökmen Özceylan, Çerkezköy işçi havzasında ‘işçilerin dolar siyasetiyle imtihanı’nı yazdı.

Uzm. Dr. Gökmen ÖZCEYLAN
İşyeri Hekimi

Soğuk bir Çerkezköy sabahında fabrikanın yolunu tutmuşum yine. Sabah vardiyası benden iki saat önce başlamış çalışmaya. Yarım saat sonra çay-sigara molası var. Orada olmalıyım. Bir yılın sonu gelmiş ve iş kazaları ve işçi güvenliği açısından geçen yılı işçi arkadaşlarımla sohbet etmek niyetindeyim. Yerler buz pistine dönmüş. Özellikle Veliköy organizenin çıkan rampasında araba sürmek çok korkutucu. Bir de aklımda sabahın 7’sinde bu yol nasıldı sorusu geliyor. Ama mevzu yolların tuzlanmaması veya bu hava koşullarında dahi okullar tatilken, engelli devlet memurlarına daireler tatil edilmişken, işçilerin hiç böyle bir tatilinin olamadığı da değil.

Yavaş sürerek varıyorum fabrikaya. Kapıdaki güvenlikçi İsmail’in güler yüzü her daim eksik olmuyor benden. “Hocam iyi geldin vallahi arkadaşlar aralarında iddiaya girmişti. Hoca bu hafta sonu gelemez diye. Ben kazandım. O gelir dedim. O hafta sonu molasını kaçırmaz dedim.” Günaydın diyerek girdim fabrikaya. Reviri açtım oturdum. O gün beni bekleyen iki işçi arkadaşımı muayene edip ilaçlarını yazdıktan sonra, mola saati geldi. Çayımı alıp yanlarına geçtim. Koyu bir sohbet bensiz zaten başlamıştı.

12 yıldır bu fabrikada çalışan Harun’a takılıyorlardı. “Harun abi kaç dolar borcun var da bu kadar kaygılanıyorsun. Sana ne dolar almış başını gidiyor” diyordu İbrahim. Bu sözün üzerine gülüşmeler, şakalaşmalar devam ediyordu. Harun Usta bana döndü. “Hocam anlat şunlara yaa doların yükselmesinin başımıza neler getireceğini.” Yine şakadan takılmalar “Anlamazlar ama sen yine de dene hocam” diye kahkahayı bastı Harun Usta. “Gerçi hocam sen hep bizi dinliyorsun, hiç yorum yapmıyorsun” diye de ekledi.

Gerçekten öğrenmenin yaşı yok. İşçi arkadaşlarımla her mola saati sohbetlerimden bir şey öğreniyorum. “O yüzden dinlemek en kıymetlisi” diyorum Harun Usta’ya, “Ama sizler sorunca bildiğim bir konuysa tabii ki anlatmaya dilim döndüğünce çalışırım. Fakat ekonomi benim uzmanlık alanım değil ve yeterince bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa;  doların bu kadar yükselmesi hiçbirimiz için iyiye alamet olmadığı. Çünkü dolarla borçlanan bir ülkeyiz. Borcumuzun artması da zamanla bize artan vergi, artan benzin fiyatları ve artan maliyet demek. Bu da alacağımız gıda malzemesinden tutun da giyecek içerecek ve barınmaya kadar sanki hepsini zincirleme etkileyecek bir sorun bence.” Ve sözü yeniden onlara bırakıyorum.

ÇOK SAYIDA İŞÇİ İŞTEN ÇIKARILMIŞ!

Fabrikada iki yıl önce işe başlayan yeni evli Mustafa’mız var. Dünya tatlısı bir çocuktur. Her daim gülebilen, kimin sorunu olsa gidip dertleştiği, revire muayeneye geldiğinde sedye kirlenmesin diye hocam ayakta muayene et diyen ince ruhlu bir arkadaşımız. Sözü aldı. “Hocam zaten iki gündür duyduklarımdan korkuyorum. Sizi bekliyordum. Soracaktım. Çerkezköy ve Çorlu civarında çok sayıda fabrikada işçiler işten çıkarılmış. Beni biliyorsun hocam daha yeni o kadar borca girdik. Bu fabrikada da böyle bir şey duydun mu işçi çıkarmayı düşünüyorlar mı?”

Sözü alan Harun Usta hemen itiraz etti. “Yok be oğlum ne alakası var biz duyarız öyle bir şey olsa bizim fabrikada işten çıkarma yok. Sen merak etme öyle bir şey olsa duyarız Mustafa.”

Sivaslı Ali sözü alıyor. “Geçen izin günümde işçi bulma kurumuna gittik bizim dayıoğluyla. Arkadaş o kurumun beş yıldır her gün önünden geçerim ilk kez o kadar kalabalık gördüm. Hocam bilirsin sen de yıllardır buradasın burada hiç işsizlik sorunu olmazdı. İşçi bir fabrikadan çıkar iki gün sonra yeni bir fabrikada işe başlardı. Bizim dayıoğlu iki aydır iş arıyor. İş ve işçi bulma kurumuna başvurdu. Her ilanı takip ediyor. Ama bir türlü iş bulamıyor” dedi.

Onu doğrulamak üzere Harun Usta yine lafa karıştı. “He ya hocam bilirsin burada her sabah işe gelirken veya işte ara zamanlarında yerel radyoları dinleriz. Haberlerden önce mutlaka işçi arayan ilanlar veren programlar yapılırdı yıllarca. Bu sene hiç öyle ilana da denk gelmedim.”

Bu arada yol üstündeki fabrikaların ilanlarına da dikkat çekti Harun Usta “Bakın hele eskiden hepsinde şöyle ilanlar görürdük. Tecrübeli makine operatörleri aranıyor. Bu yıl hiç görmüyoruz. Onun yerine satılık fabrika, kiralık fabrika ilanları gerçekten sıkıntılı günlerden geçiyoruz.  Doların artmasının bunlarla tabi ki ilgisi var değil mi hocam?”  diye ekledi.

GÜVENLİK KAYGISI İŞSİZLİK KAYGISINA KARIŞTI

Bu sohbet sırasında gözlerinin içine bakıyorum arkadaşlarımın, hepsinin gözlerinde aynı kaygıyı görmek üzüyor beni. Evet, bu sabah gelirken buraya; yıl sonu raporlarıma bakmıştım tüm hafta boyunca. Yıl sonu kaza raporlarımı yıllık muayene sayılarımı, denetleme raporlarımı çalışmış, işçi arkadaşlarla fabrikamızda meydana gelmiş beş kazayı ve önlemler hakkındaki fikirlerini almak niyetindeydim. Sohbetin geldiği noktada işçi arkadaşlarımın kaygılarını görünce iş güvenliği kaygısının nasıl işsizlik kaygısının karşısında onların gözünde hiçbir değerinin olmadığını üzülerek hissettim. Tabii kide bir işçinin evine ekmek götürmek derdi kaygısı varsa ona vereceğiniz iş güvenliği bilgi, görgü ve davranış şekillerinin tam bir karşılığı olamayacaktır.

Sözün sırası bendeydi. “Kaygılanmayın” diyerek başladım söze. Evet, geçen hafta insan kaynakları müdürüyle sohbet etmiştim. Şu anda küçülmek veya işçi çıkarmak gibi bir planlarının olmadığını söyledi bana. Umarım da olmaz. Ama söylediklerinizin aynısını ben de Çerkezköy ve Çorlu çevresinde gözlemliyorum. Hatta bölgenin en büyük bir iki fabrikasında toplam 1000-1500 işçi çıkarıldı. Bunun dışında bazı fabrikalardan da böyle duyumlar alıyorum. Bunların artan dolar fiyatlarıyla ilgisi var mı bilmiyorum. Veya bu çıkarmalar, bu kriz mi doları yükseltiyor bilmiyorum. Ancak şunu söyleyebilirim ki her ikisi de olsa bizim için çok olumlu görülmüyor gidişat.

DIŞ GÜÇLER Mİ?

Ahmet söze girdi aniden: “Hocam bunların hepsi dış güçlerin oyunu. Önce darbe yapmaya kalktılar baktılar olmadı, şimdi de ekonomiyle indirmek istiyorlar hükümeti. Sevmiyorlar bu hükümeti, Suriye de Müslümanlara yapılanlara ses çıkardık, operasyon başlattık ya onlar da bizi terörle, ekonomiyle cezalandırıyorlar.”

Harun Usta itirazı yükseltti hemen. “Ne alakası var Ahmet ya … Sen koskoca devletsin Suriye’ye müdahale etmeden önce düşünmen gerek ekonomini, terör potansiyelini planlayacaksın. Dış güçler dış güçler başka lafın yok Ahmet. Ya biz hep haklıyız. Hep büyük güçler yapıyor bize bunu öyle mi? Altı ay önce Rusya yapıyordu. Şimdi Rusya ile aramız düzeldi. Şimdi de ABD yapıyor. Bize ekonomik ders veriyor diyorsun. İyi de neden hep onlar bize bunu yapıyor biz bir şey yapamıyoruz diye düşündün mü?”

Vanlı Muhammed söze giriyor ve ortalık birden gerginleşiyor: “Ben onu bunu bilmem ama Yok Suriye’ye operasyon yap aynı zamanda terör örgütlerine Türkiye de operasyon yap,  silahlar, bombalar, uçaklar. Buna ekonomi mi dayanır. Vergilerimiz savaşlara gidiyor. Kalan üç kuruşta yollar köprüler derken ekonomi dibe doğru gidiyor. Hiçbir ülkenin ekonomisi bu kadar uzun süre savaşlara dayanabilir mi? Bakın bu ülkenin ekonomisi her zaman savaşsız dönemlerde iyidir. Ne zaman savaş patlarsa dibe doğru gidiyor. Bir yolu bulunup bu savaşlara harcanan paranın ekonomiye harcanması lazım.”

Bu sözler üzerine uzun bir süre terör tartışması başlıyor.  Suriye eksenli terör sorununun bu ekonomiyi bu hale getirdiğini herkes kabul ediyor. Ancak buna sebep olanların dış güçler ve ülkemizde onun kuklaları olduğu sonucu üzerine gerilimli bir tartışma sürüyor.

KAYGI ARTIYOR

Bu sırada fabrikanın mola süresi doluyor. İşçiler işlerinin başına geçmek için hazırlanıyorlar. Ben de sigaramı söndürüp revire doğru yol alıyorum. Evet kaygı üzerine düşünerek günümü geçiriyorum. Bir işçinin kaygısı üzerine. İnanın arkadaşlarım aslında hepimiz ama hepimiz neler olduğunu biliyor ve görüyoruz. Ancak nedenlerini ararken milyonlarca parçaya ayrılıyoruz. Nedenleri doğru bulunamamış hastalıkların tedavileri olmaz. Bunu bilecek kadar bir süredir bu meslekteyim. Kaygı da nedenleri bulunmadan giderilemez. İşsizlik, doların artışı, iş cinayetleri, iş kazaları, terör...  Öncelikleri mutlaka kişiye ve toplumlara göre değişmekle beraber. Hepsi kaygı düzeyimi arttırıyor. Nedenlere gelince ben o kadar işçi arkadaşlarım kadar kesin konuşamıyorum. Yoksa sistem bu kaygı yaratan sorunları devamlı üreterek kendisine var olma alanı mı yaratıyor?

Dolarım yok ki bunları düşüneyim lüksüne sahip değiliz. Saygılarımla...

www.evrensel.net