Bilişsel bilim açısından Arrival filmi

Bilişsel bilim açısından Arrival filmi

Bir dil bilimci dünyayı uzaylı istilasından kurtarabilecek mi, yoksa şımarık saldırılar onun sonunu mu getirecek? Ulaş Başar Gezgin, Arrival'ı yazdı.

Ulaş Başar GEZGİN*

- Bu yazı, tat kaçıran (spoiler) içerir. Yazının ancak film izlendikten sonra okunması önerilir.-

2016 ABD yapımı ‘Geliş’ (Arrival) filmi hem bilişsel bilimler hem de Çin araştırmaları için dikkate değer bir film. Bir gün bir dil bilim profesörü ders anlatırken öğrenciler acil bir durum olduğunu söyler, hocadan televizyonu açmasını isterler. Dünyayı uzaylılar istila etmiştir. Dünyanın ABD, Rusya, Çin, Pakistan vb. 12 bölgesine uzay mekiği indirilmiştir. Dünyanın bilinen fizik yasalarıyla çalışmayan bu mekikler korku yaratmaktadır. Dünyayı kurtaracak olan ise, bir asker değil bir dil bilimci olacaktır ve elbette bir Amerikalıdır; başka kim kurtarabilir ki dünyayı...

Filmin tüm anlatı omurgası iletişim ve iletişimsizlik üstüne kurulmuş. ABD ordusu, biraz da emrivakiyle daha önce birlikte çalıştıkları dil bilim profesörü kadını ekibe dahil eder. Profesör adım adım uzaylılarla iletişim kurmaya çalışacaktır. Bu çaba, konuyla ilgili çeşitli bilişsel bilim kavramlarının işe koşulmasını gerektirecektir. Bilişsel bilimler (kimi tekil kullanır, kimi çoğul) insan zekası, hayvan zekası ve yapay zeka gibi konuları bütüncül bir çerçevede inceleyen, disiplinler arası olarak başlayıp disiplinlerüstü olarak ilerlemeye çalışan bir bilim dalıdır. Filmde, ‘bilişsel bilimler’ sözcüğü hiç geçmez; ancak gizi çözmek için bilişsel kavramlar işe koşulur.

Örneğin, dil bilimci, tahtaya “Dünyaya geliş amacınız nedir?” sorusunu yazar. Bu ifadeyi uzaylılara aktarmak için, soru kavramsallaştırmasının, ayrıksı öznelerin (siz-biz) ve zihinsel bir duruma karşılık gelen amacın varlığı zorunlu olacaktır. Dil bilim profesörü, matematik profesörü olan takım arkadaşının yardımıyla adım adım uzaylılarla iletişime geçer, sonra onların dilini çözmeye başlar. Çizgisel olmayan bir cümle kurulum yapıları söz konusudur. Ünlü Sapir-Whorf hipotezi anılır: Profesörün uzaylı dilini öğrenmesi onun beynini değiştirmekte midir? Bu, klasikleşmiş olan “Düşünce mi dili belirler, dil mi düşünceyi belirler?” tartışmasına göndermedir. Kavramların ağırlığı nedeniyle olsa gerek, film, ikinci yarısında bir süreliğine belgesele kayıyor. Sonra kurguya geri dönüyor.

TEK KUTUPLU DÜNYA ŞIMARIKLIĞI TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE ATILDI

ABD ordusunda ve diğer ülkelerde ise, bu sırada, farklı görüşler dile getirilmektedir. ABD’de büyük gösteriler düzenlenir. Devletten şeffaflık talep edilir; dünyayı istila etmeye geldiği besbelli olan uzaylılara ‘gücümüzü gösterme’ vaktidir. Amerikan kamuoyu ve dünya, şahinliğe kayar. Amerikan ordusu içinde çeşitli analojiler işe koşulur: Örneğin, ünlü ‘kanguru’ öyküsü anlatılır. Avrupalılar Avustralya’ya ayak bastıklarında kanguruları görürler, yerlilere “bu ne?” diye sorarlar, onlar da “kanguru” diye yanıt verir. ‘Kanguru’, ‘bilmiyorum’ demektir. Bu yeni hayvan bu yanlış adla anılmaya başlar ve böylece kalır. Ancak bu öykü tartışmalı.

Gelelim filmin Çin araştırmalarıyla ilişkisine: Filmin başında dünyayı kurtaranın bir Amerikalı olduğunu söyledik. Aslında tam da böyle değil. Dünyayı kurtaran, Çin genelkurmay başkanının basın açıklaması oluyor: Amerikalı dil bilimci Çin genelkurmay başkanını arar, durumu anlatır; böylece sonuçları açısından felaket olacak topyekün bir uzaylı-dünyalı savaşı engellenmiş olur. Çin genelkurmayının basın açıklamasıyla ABD başta olmak üzere diğer ülkeler de savaş hazırlıklarını durdurur. Bu, yeni bir dönemin başlangıcı olur. Anlatıda, ABD’nin dünyada tek büyük güç olmadığını kabullenmiş olduğunu görürüz. Rusya’nın ve özellikle de Çin’in yaptıkları, ABD tarafından akıllı mantıklı bir biçimde çözümlenmektedir. Tek kutuplu dünya şımarıklığı tarihin çöplüğüne atılmıştır. Ayrıca, Pakistan’ın da çözüme katkısının olduğu görülür.

BİR DİLİ ‘EVRENSEL’ YAPAN NEDİR?

Dil bilimcinin aylar sonra bir ‘evrensel dil bilim’ kitabı yazdığını görürüz. Kitabın adının bilişsel bilimlerde bir göndermesi vardır: Türkiye’de daha çok muhalif kitaplarıyla tanınan Noam Chomsky’nin kuramı, ‘evrensel dil bilim’ kuramı olarak anılır. Alan araştırmasına dayanmak yerine bir koltuk kuramı olan (Oturarak yazıldığı için böyle deniyor) ‘evrensel dil bilim’, iki açıdan sıkıntılıdır: İnsan dilinin evrensel ilkeleri olduğunu ve bunların doğuştan gelen yetiler olduğunu ileri sürer ki bu, hangi ilkelerin ‘evrensel’ sayılabileceği noktasında tartışmalıdır. Dahası, ‘evrensel’ ifadesi, matematikten ödünç alınmış olup en kapsayıcı kümeyi imler; ancak, bu ifade, dünyadakiler dışındaki hiç bir dil incelenmeden kullanılmıştır. Dolayısıyla, aslında Chomsky’nin ‘evrensel dil bilimi’, gerçekte ‘dünyasal’ ya da ‘yerküresel’ bir dil bilimdir. Dilin evrensel olabilmesi için, tüm evren dillerinin incelenmesi gerekir; bu açıdan, filmdeki ‘evrensel dil’ ifadesi de tam olarak doğru değildir. Tek bir uzaylı diliyle dünya dillerinin ortak ilkeleri bir dili ‘evrensel’ yapmayacaktır.

Özetle, ‘Geliş’, başta belirtildiği gibi, hem bilişsel bilimler hem de Çin araştırmaları açısından izlemeye değer bir film. Öte yandan, filmin, ağır kavramlara girmesi dolayısıyla, izleyici kitlesi kısıtlı kalabilir. Bu açıdan, Spielberg’in 2001 yapımı ‘Yapay Zeka’ filmiyle aynı ‘yazgı’yı paylaşabilir. ‘Geliş’in tipik bir Hollywood yapımı olmadığı anlaşılıyor. Uzaylı istilası konulu çokça film olsa da, ‘Geliş’in bir de konuyu işleyiş biçimi dolayısıyla izlemeye değer olduğunu söyleyebiliriz.

* Doç.Dr.
[email protected]

www.evrensel.net