Türkiye: Kriz adayı

Türkiye: Kriz adayı

Financial Times'tan Paul McNamara, Türkiye ekonomisindeki olumsuz gidişatı ve kriz beklentisini yazdı.

Paul McNAMARA
Financial Times

Türkiye yatırımcıların sevgilisi bir ülke olmaktan çıkıp kriz adayı bir ülke haline geldi.

Bir zamanlar ılımlı olan AK Parti 2002’de iktidara geldiğinde, ekonomik reform ve gerilimli Kürt bölgelerinde barış vadeden programıyla takdirleri kazanmıştı. 2001’de yüzde 68 olan enflasyon 10 yıl içinde yüzde 7.4’e düşmüş ve uzun bir süre tek haneli rakamlarda kalmıştı. Yatırımcıların kazancı olağanüstüydü. AKP’nin ilk 10 yılında MSCI Türkiye endeksinin yüzde 700 getirisi olurken, 2008 küresel finans krizinde bile sadece bir yıllık geriye gidiş söz konusuydu.

Ne var ki, Ankara 2017 yılına yatırımcıların düşük ilgisiyle giriyor. Bloomberg’ün aralık ayındaki yatırımcı araştırması, Türkiye’yi belli başlı gelişen piyasalar arasındaki en zayıf ve dara düşmüş ülke ilan etti. Standard & Poor’s ve Moody’s 2016 yılında Türkiye’nin kredi notunu çöp seviyesine düşürdü. Türkiye’nin yatırım görünümü Fitch açısından da oldukça kırılgan gözüküyor. Türkiye hatalı ekonomik veya politik adımları karşılama gücüne sahip değil. Fakat şu sıralar her iki alanda da bu yönde ilerliyor.

‘TÜRK LİRASI MEKSİKA PESOSUNU GERİDE BIRAKTI’

2016 yılında, Türk lirası, Meksika pesosunun Trump etkisiyle yaşadığı değer kaybını bile geride bıraktı. Türkiye’deki politik çalkantı ve peş peşe yaşanan terör saldırıları gazetelerin manşetlerini süsledi ancak yatırımcıların endişe sebebi ekonomikti.

Türkiye sürekli olarak cari açık vererek ilerledi. Bu açık çoğu zaman, başka yerde gerçekleşse kuvvetli sorunlara işaret edecek seviyelerdeydi. Bununla birlikte, 2009’dan itibaren Türkiye ekonomisinde yeni bir kırılganlık gelişti. 2008 yılında Türk bankalarının dış açık pozisyonları kabaca dengedeydi. Söz konusu bankaların 50 milyar dolar değerindeki dış varlığı, 60 milyar dolar tutarındaki dış yükümlülüğü neredeyse karşılıyordu. O tarihten bu yana varlık değeri sabit kalırken, dış borç tutarı 180 milyar dolara fırladı.

Bankalar bu konudaki endişeyi, aldıkları dış borcu yine döviz cinsinden borç vererek öteliyorlar. Böylece kur uyuşmazlığı da olmuyor. Bununla birlikte, borcun çoğunun emlak sektörü ile sorunlu turizm sektörüne gittiği göz önünde tutulursa, bu uyuşmazlık banka değil ama şirket düzeyinde devam ediyor.

‘POLİTİKACILAR EKONOMİYE AYAK BAĞI’

Türk ekonomisine politikacılar ayak bağı oluyor gibi görünüyor. Geçmişte, Türk yetkililer kısa dönemli acıları yüklenme noktasında istekli görünerek problemlerin üstesinden gelmeyi başarmıştı. Ocak 2014’te, sert bir lira satışı sonrasında, Merkez Bankası bir gece yarısı acil toplanıp gecelik borç verme faizlerini yüzde 4.25 arttırdı. Türk lirası bunun sonucunda hızla toparlandı.

Bunun tekrarlanması zor görünüyor. Hükümet, Türk demokrasisine ciddi zarar veren darbe sonrası baskı uygulamaları ile gücünü aşırı derecede arttırdı. Tutuklamalar darbenin sorumlusu olarak suçlanan askeri ve politik güçlerin çok ötesine uzandı. Laik muhalefet partisi HDP’nin yönetici kadrosunun çoğu, çok sayıda gazeteci, akademisyen ve kamu görevlisi tutuklandı.

Medya üzerindeki kontrol öyle bir noktaya ulaştı ki, DAEŞ’in iki Türk askerini korkunç bir şekilde öldürmesi haberleştirilmedi. Geçen sene Merkez Bankası yönetiminde gerçekleşen kurallara uygun değişikliğe rağmen, yatırımcılar bankanın politikalarına karışılmasından gittikçe daha fazla kaygı duyuyorlar. Gayrimenkul yapsatçıları ile yakın ilişkileri bulunan AK Parti faizlerin düşürülmesi için bastırıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve danışmanları yüksek enflasyonun küresel düzeyde yüksek faiz oranları ile paralel seyrettiğine işaret etti.

Fakat Erdoğan ve ekibi genel kabulün aksine bundan yüksek faizin yüksek enflasyona yol açtığı sonucunu çıkararak, Türkiye’nin enflasyonla baş etmesinin en iyi yolunun faizleri düşürmekten geçtiğini öne sürdü. Hükümetin bu yorumu ayrıca, büyük oranda Antisemitik bir referans şeklinde anlaşılan “faiz lobisi” göndermeleri ile süslendi.

Hükümetin baskı politikası da ekonomik sıkıntı riskini doğuruyor. Tutuklamalar iş dünyasına ulaştığından, ülke sermaye kaçışı riskiyle yüz yüze. Bu durum, yargı bağımsızlığının erozyona uğraması ve iktidar partisinin taraftarlarını el konulan varlıklarla ödüllendirme girişimleriyle ağırlaşmış durumda. Gerçekleşmesi on yılı bulmuş, şeffaflık ve gelişmiş piyasa değerleme çarpanlarına doğru ilerleyiş aylar içinde tersine döndü. Dikkat çekici bir şekilde, geçmişte liranın değer kaybını hafifletme işlevi gören dövizden toplu halde Türk lirasına dönüş oldukça sönük kaldı.

‘PİYASALAR KRİZİ RİSKİ’

Sistematik zayıflığın krize yol açabileceği kaygısı hakim duygu haline gelmiş durumda.

Şimdilik, yabancı bankalar Türkiye’deki bankalara verdiği büyük ölçekli sendikasyon kredilerinin vadesini uzatmaktan dolayı mutlu. Ancak, ekonomideki yavaşlama veya Türk lirasındaki sert düşüş bu vade uzatmalarını şüpheli hale getiriyor. Ocak 2017 itibariyle, her ikisi de gerçeğe dönüşüyor gibi görünüyor.

Ekonomik büyüme terörizm, turizm sektöründeki keskin düşüş ve devalüasyon ile birlikte alt üst oldu. GSYH 2015 yılındaki ortalama yüzde 6’lık büyümenin ardından, 2016’nın üçüncü çeyreğinde 1.8 küçüldü. Bu, dördüncü çeyrekte petrol fiyatlarındaki sıçrayıştan ve liradaki en büyük devalüasyondan önceydi.

Türkiye klasik bir gelişen piyasalar krizi riski altında: zayıf para birimi yerel para cinsinden borçlananların döviz peşinde koşmalarını kışkırtarak liranın daha da zayıflamasına yol açıyor, bunun sonucunda dövize olan talep daha da artıyor. Yatırımcılar risk almayı haklı çıkartacak bir ödül görmüyor.

(Çeviren: Ferhat Sarı/cevirihanem.org’dan alınmıştır)

Son Düzenlenme Tarihi: 12 Ocak 2017 06:10
www.evrensel.net