KUİRFEST altıncı yaşını kutluyor

KUİRFEST altıncı yaşını kutluyor

Pembe Hayat KuirFest, 12 Ocak Perşembe akşamı Ankara’da ‘Asla Yalnız Olmayacaksın’ filminin gösterimiyle yeni sezonunu açıyor.

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nin düzenlediği KuirFest altıncı yaşını kutluyor. KuirFest altı yıldır, sinema başta olmak üzere pek çok türü bir araya getiren programıyla LGBTİ bireylere yönelik ayrımcılığa ve şiddete dikkat çekmenin yanında, LGBTİ hakları mücadelesine sanat aracılığıyla ifade alanları yaratarak takipçilerini umudu tazelemenin yollarını birlikte aramaya davet ediyor.

Festival bu yıl, dünyanın her köşesinden 70’in üzerinde filmin yanı sıra, internet dizileri, atölyeler, söyleşi, panel, performans ve partilerle dopdolu zengin bir programla yeni yılın festival sezonunu açıyor. Dünya festivallerinden ödüllü kurmaca filmler ve belgeseller, sinema tarihinin yönünü değiştiren kült yapımlar, dünyanın dört bir yanından programcılarla birlikte hazırlanan kısa film seçkileriyle yoldaşlık, kimlik, ırk, aşk, dostluk, aile, büyüme, ayrımcılık, direniş, sanat, dönüşüm gibi temaları merkezine alırken, dünden bugüne kuir hareketin tarihine de bir göz atıyor. Pembe Hayat KuirFest kapılarını 12 Ocak Perşembe akşamı, ‘Gökkuşağının Altında’ bölümünün yıldız filmlerinden, 66. Berlin Film Festivali’nden Teddy Ödülü’yle dönen  Asla Yalnız Olmayacaksın (Nunca vas a estar solo, 2016)’ın gösterimiyle açacak. Açılışa, Mersin 7 Renk LGBTİ Derneği’nin oluşturduğu, Türkiye’nin ilk LGBTİ korosu olan 7 Renk Koro şarkılarıyla coşku katacak.

GÖKKUŞAĞININ ALTINDAKİ FİLMLER

Pembe Hayat KuirFest altıncı yılında da ‘Gökkuşağının Altında’ bölümüyle dünya festivallerinden ses getiren uzun metraj kurmaca filmleri takipçileriyle buluşturuyor! 66. Berlin Film Festivali’nden Teddy Ödülü’yle dönen ve KuirFest’in bu yılki açılış filmi olan Asla Yalnız Olmayacaksın (Nunca vas a estar solo, 2016) ‘Gökkuşağının Altında’ bölümünün dikkat çeken filmlerinden. Álex Anwandter’in 2012’de Şili’de işlenen bir homofobik nefret cinayetinden etkilenerek çektiği film, ergen yaştaki eşcinsel oğlu saldırıya uğrayan Juan’ın mücadelesini anlatıyor. Oğlunun yüklü tedavi masraflarını ödemeye çalışan Juan, beklenmedik ihanetlere uğrar ve tıpkı oğlu gibi o da toplumun acımasız tarafıyla yüzleşmek zorunda kalır. Son dönem Şili sinemasının çarpıcı örneklerinden,  Álex Anwandter’in ilk uzun metraj filmi Asla Yalnız Olmayacaksın cezasızlık ve çaresizlik temaları üzerinden tartışma açan sert bir toplum eleştirisi.

Geçtiğimiz yıl Berlin Film Festivali’nden Generation Kplus Büyük Ödülü’yle, Queer Lisboa’dan ise En İyi Film Seyirci Ödülü’yle ayrılan Şili-Arjantin ortak yapımı Rara, bir aile ve büyüme hikâyesi. 13. yaşına girmek üzere olan Sara’nın annesiyle babası ayrılmıştır. Sara, kardeşi, annesi ve annesinin kadın partneri birlikte yaşamaktadırlar. Bu yeni hayatları nedeniyle annesi ve babası arasındaki çatışmaların alevlenmesi, ilk aşk ve ergenlikle boğuşan Sara’nın hayatının iyice karışmasına neden olur. Yaşanmış bir hikâyeden uyarlanan film, ince ayrıntılarla bezeli güçlü oyuncu performanslarıyla da dikkat çekiyor.

Prömiyerini 72. Venedik Film Festivali’nde gerçekleştiren Arianna (2015) interseks bir bireyin kendini ve bedenini keşfetme hikâyesine odaklanıyor. 19 yaşındaki Arianna’nın bedeni, çevresindeki yaşıtı genç kadınların bedenlerinden biraz farklıdır. Henüz regl olmamıştır ve bedeninin yaşıtlarınınki gibi gelişmesi için  hormon tedavisi görmektedir. Ailesiyle, en son üç yaşında gittiği göl kıyısındaki evlerine yaptığı ziyaret çok eski anıları canlandıracak, Arianna’nın bedeni ve cinselliğiyle yeniden tanışmasına vesile olacaktır.

Anlatım tarzındaki tazelik ve çok katmanlı hikâyesiyle geçtiğimiz yıl Sundance Film Festivali’nde Seyirci Ödülü’nün sahibi olan, Kerem Sanga’nın yönettiği Sevdiğim İlk Kız (First Girl I Loved, 2016) tatlı ve kalbe dokunan bir ilk aşk, büyüme ve açılma hikâyesi. 17 yaşındaki Anne, okulun en popüler kızı Sasha’ya âşık olur ve hislerini en yakın arkadaşı Clifton’la paylaşır. Ancak Clifton da Anne’e âşıktır ve aralarına girmek için her türlü yolu deneyecektir.

‘Gökkuşağının Altında’ bölümü kapsamında ayrıca Almanya yapımı Henüz Bitmedi (Nichts ist erledigt, 2016) de KuirFest izleyicisiyle buluşacak. Film, kurumsal feministlerce düzenlenen ve yeni üreme teknolojilerinin sağladığı “özgürlükleri” anlatan bir konferansı konu alıyor. Katılımcıların çoğunun üst sınıftan olduğu konferans sırasında vestiyerde çalışan üç kadının konuyla ilgili tartışmalarını merkeze alan  film, güçlü ve çok boyutlu kadın karakterleriyle dikkat çekiyor.

KUİR BELGESELLER

KuirFest bu yıl da festivallerden ses getiren, ödüllü belgeselleri bir araya getiriyor: Saar, 20 yıl önce eşcinsel olduğunu açıklamış ve İsrail’de ailesiyle birlikte dâhil olduğu kibutzun kurallarına karşı geldiği gerekçesiyle sürülmüştür. Hayatı boyunca hiçbir beklentisini karşılayamamış olduğu ailesi için artık Saar diye biri yoktur. Bunun üzerine Saar, kimliğini özgürce yaşamak üzere Londra’ya taşınır. Üç yıllık ilişkisinin ardından seks ve uyuşturucunun dibine vuran ve kendisine HIV teşhisi konulan Saar, hayatını gözden geçirmeye karar verir. Artık ailesinin yerine geçmiş olan Londra Eşcinsel Erkekler Korosu’ndaki arkadaşlarının sıcak desteğiyle İsrail’deki ailesiyle barışmak üzere bir yolculuğa çıkar. Barak ve Tomer Heymann kardeşlerin çekimleri yıllar süren filmi, affetmenin gücünü içten, dürüst ve hassas bir yaklaşımla ele alıyor.

Şimdi Kim Sevecek Beni? (Mi Yohav Otti Akhshav?, 2016), prömiyerini 66. Berlinale’de gerçekleştirdi ve Panorama bölümü İzleyici Ödülü’nün sahibi oldu. Jens Michael Schau, çok satan kitaplara imza atmış meşhur bir yazar olan 13 yıllık hayat arkadaşını bir kıskançlık krizi sırasında katleder. Cezasını tamamladığı ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden 7 yıl sonra çıktığında bir karar vermiştir: Kendini ömür boyu yalnızlığa mahkûm edecektir.

JONAS POHER RASMUSSEN KUİRFEST’İN KONUĞU

‘Kuir Belgeseller’in heyecan verici filmlerinden Danimarka yapımı çarpıcı suç belgeseli Ne Yaptı? (What He Did, 2015) yönetmen Jonas Poher Rasmussen’in katılımıyla KuirFest izleyicisinin karşısına çıkacak. Film, DokFilm, Hot Docs ve Queer Lisboa gibi festivallerde gösterilen film,  Selânik Belgesel Film Festivali’nde FIPRESCI ödülünün ve Oslo/Fusion Film Festivali’nde Belgesel Jüri Ödülü’nün sahibi oldu. ‘Kuir Belgeseller’in bol ödüllü yapımlarından bir başkası da Delikanlının Hası (Real Boy, 2016). Cinsiyet geçiş sürecindeki Bennett Wallace, endişeli annesiyle dönüşen ilişkisinde bir çıkış yolu aramaktadır. Bir yetişkin ve bir müzisyen olarak da kendi sesini bulmaya çabalayan Bennett, idolü olan müzisyen Joe Stevens’la bir araya gelir. Kimlik ve geçiş temalarını merkezine alan Delikanlının Hası, anne-evlat ilişkisi ve trans dayanışması etrafında örülen bir birlikte büyüme ve dönüşme hikâyesi.

Geçtiğimiz yıl Busan Film Festivali’nde çok konuşulan Tayland yapımı #BKKY, 17 yaşındaki JoJo üzerinden Bangkok gençliğinin cinsellik, aşk, toplumsal cinsiyet ve kimlik gibi konulardaki deneyimlerini, kafa karışıklıklarını ve çocuklukla yetişkinlik arasında kalan duygularını keşfetmeye çalışıyor. Kurmacayı ve belgeseli etkileyici üslubuyla harmanlayan film, 17-19 yaşlarındaki, çeşitli cinsiyet kimliklerine sahip gençlerle yapılan röportajlara dayanıyor.

Daha önce iki kez Teddy Ödülü’ne lâyık görülen ünlü yönetmen Sébastien Lifshitz’in imzasını taşıyan ve Cannes Film Festivali’nde ‘Kuir Palmiye’ ödülünü kazanan Therese’in Hayatları (Les vies de Thérèse, 2016) Ankara’daki ilk gösterimini İKSV işbirliğiyle KuirFest kapsamında gerçekleştirecek. Kürtajın yasallaşmasından, kadın-erkek eşitliğine ve LGBTİ haklarına, yakın dönem insan hakları mücadelesi tarihinin önemli figürlerinden Thérèse Clerc’in hayatının son dönemine odaklanan belgesel, ünlü aktivistin tedavisi olmayan bir hastalığa yakalandığı ve adım adım ölüme yaklaştığı süreçte hayatıyla hesaplaşmasına tanıklık ediyor. Aşklarını, mücadelelerini ve birkaç hayata yetecek kadar yoğun tecrübelerini Lifshitz’in kamerasına en kırılgan ama en cesur hâliyle anlatan Thérèse Clerc, filmin Cannes’daki ilk gösteriminden birkaç hafta önce hayatını kaybetti.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KUİR YAPIMLAR

Pembe Hayat KuirFest’in en çok ilgi gören bölümlerinden ‘qÜLT’, geçmişten günümüze sinema tarihine damgasını vuran kuir yapımları festival izleyicileriyle tanıştırmaya devam ediyor. Festival ‘qÜLT’ bölümüyle bu yıl Siyah Amerikan kuir sinemasının önemli örneklerine yer vererek Baldwin özel bölümüne bir selam çakıyor.

KuirFest’in geçen yıl Tom Kalin imzalı Swoon (1992) ile mercek altına aldığı Yeni Kuir Sinema’nın önemli örneklerinden biri, Cheryl Dunye imzalı Karpuz Kadın (Watermelon Woman, 1996), ‘kÜLT’ bölümünde yenilenmiş kopyasıyla seyirci karşısına çıkacak. Film, bir video dükkânında çalışan, genç siyah lezbiyen bir kadın olan Cheryl’in; 1930’larda siyah kadınlarla özdeşleştirilmiş hizmetçi karakterleri oynamasıyla bilinen bir kadın oyuncu hakkında film yapmaya çabalamasını anlatıyor. Siyah kadınların tarihini ve hikâyelerini görünür kılması bakımından öncü olan film, siyah lezbiyen bir kadın tarafından çekilen ilk film olarak sinema tarihinde özel bir yere sahip. Arşiv ve bellek arasındaki oyunbaz ve çelişkili ilişkiyi gözler önüne seren Karpuz Kadın, 1996 yılında Berlin Film Festivali’nde Teddy Ödülü’nün sahibi olmuştu.

Sinema tarihinde 25 yılı deviren Paris Yanıyor (Paris is Burning, 1990) 1980’lerin New York’unda Afro-Amerikan, Latin, eşcinsel ve trans komünitelerinin hayatları üzerinden ırkçılık, homofobi, sınıf, cinsiyet gibi konuları ele alıyor. Dönemin kuir alt kültürünün ikonik bir parçası olan drag baloları üzerinden bir dönemin kaydını tutan film, arzuların gösterişli dünyasını ekonomik ve politik gerçeklerle birlikte ele alan güçlü söylemiyle de özel bir yere sahip. Film, 1991’de Berlin Film Festivali Teddy Ödülü ve Sundance Film Festivali Belgesel Büyük Jüri Ödülü’nün de aralarında bulunduğu çok sayıda ödüle lâyık görüldü.

‘qÜLT’ bölümünün üçüncü ve son sürprizi, Ingmar Bergman’ın “hayatımda gördüğüm en sıradışı film”  diye tarif ettiği Jason’ın Portresi (Portrait of Jason, 1967). Baldwin’in yaşadığı dönemin, 1960’ların New York’unu, eğlence dünyasından siyah eşcinsel bir erkeğin gözünden aktaran Shirley Clarke imzalı film, 50. yılı için restore edilen kopyasından izlenebilir.

KUİR KISALAR YARIŞMASI

Pembe Hayat KuirFest, geçtiğimiz yıl programına dâhil ettiği kısa film yarışmasında İsrail’den İsveç’e farklı ülkelerden yenilikçi ve çarpıcı yapımları ağırlayacak. Yarışmanın birincisine teşvik ödülü verecek olan festivalin jürisinde Zeynep Dadak, Jonas Poher Rasmussen ve Özge Çelikaslan yer alıyor. Yarışmanın ilgi çeken yapımlarından Anneler En İyisini Bilir (Mamma vet bäst, 2016), annesine eşcinsel olduğunu açıklayan ve onu erkek arkadaşıyla tanıştıran bir erkeğin hikâyesini anlatıyor. Annesinin gözünün önünde erkek arkadaşından tutkulu bir öpücük alabilecek kadar şanslı olsa da, iş sadece annesinde bitmemektedir. Annesi gerçeğin, babasından ve diğer herkesten saklanması gerektiğini düşünmektedir.

Arkadaşlık ve aşk temalarını bir araya getiren Bir Akşam (An Evening, 2016), iki yakın arkadaşın arasına giren yeni bir deneyimin yarattığı karmaşaya odaklanıyor.  Mathias ve Frederik’in ilk kez sevişirler, ancak bu durum ikisinde bambaşka etkiler bırakır.

Bölümde dikkat çeken filmlerden Amigdala (Amgydala, 2016) bir cumartesi gecesi tek başına Hackney’nin karmaşasına karışan Bella’nın, eski sevgilisine dair anılarla baş başa kalmasını konu ediniyor. 2015 yapımı Rengâhenk Pişmanlık (Technicolour Angst) isimli filmin kahramanı ve en yakın arkadaşı Stella aynı evde yaşamakta, küresel politikaları ve onları nasıl alt edeceklerini tartışıp durmaktadırlar. Ta ki Stella evden taşınana ve onun yerine basit bir “kevaşe” gelene kadar. Bütün bu gerginlik, acı ve öfke kahramanımızı tüketecek midir, yoksa kibarlık mı galip gelecektir?

Kimlik, kırılganlık ve özgür ifade hakkında bir film olan Biz (Us, 2016); cinsel ifadenin korkusuzca özgürleştirildiği bir dünyada saklanmamıza gerek olup olmayacağını, korku ve kırılganlığın nasıl sevmek ve sevilmek arzusuna baskın geldiğini araştırıyor.

Otobiyografik bir belgesel olan 2016 yapımı Peki Şimdi Neredeyiz (Where Are We Now), bir kadın ile trans ebeveyninin, geçiş süreci yoluna birlikte çıkışlarıyla değişen ilişkilerinin iç yüzünü gözler önüne seriyor.

Bölümün dikkat çeken filmlerinden Mukwano (2016), lezbiyen bir sığınmacının, dosyasına karar verileceği gün, birlikte Uganda’dan kaçtığı ancak sonra kaybolan kız arkadaşını bulmaya çalışmasını konu ediniyor.

Plazma Perspektif (Plasma Vista, 2016), nesnelerin ve araçların bedensel ve manipülatif bir hâle dönüşmesini konu ediniyor.

Onların Gölgesi (All Their Shades, 2015), farklı kadınların gözünden neden kadınlara aşık olunacağına dair sebeplerin sıralandığı minimalist bir geçit törenine konuk oluyor.

Bırak Örtük Kalsın (Keep the Hood On, 2015), bir René Magritte resmi aracılığıyla bir ilişkinin başlangıç ve bitişini anlatıyor.

Yönetmenin kendi cinsel kimliğini keşfettiği ve testosteron iğneleri kullanmaya başladığı süreci video-günlükler aracılığıyla paylaştığı otobiyografik belgesel T (2016) stilize kareleriyle dikkat çekiyor.

Üç yakın arkadaşın arkadaşlıklarını test ettikleri bir yolculukta, eşcinsel Lior ile dindar arkadaşı Elad’ın birbirlerinin hayat seçimleriyle yüzleşmelerini konu alan Çöle Yolculuk (A Trip to the Desert, 2016), üçüncü arkadaş Yossi’nin ortadan kaybolmasıyla mizahi bir tona bürünüyor.

Genç bir erkeğin, eski sevgilisinin HIV pozitif olup olmadığını öğreneceği süreçte ona destek olmasını konu alan Ahbap (Buddy, 2016) ise, eski bir aşkın yeniden canlanması ihtimaline bir bakış atıyor.

Bölümün son filmi Bir Kahve! (One Coffee, 2016) ise yakın geçmişe takılıp kalan Vicky’nin hikâyesini takip ediyor. Birbirinden heyecan verici filmlerin yarıştığı ‘Kuir Kısalar Yarışma’sının kazananı festivalin son günlerinde açıklanacak.

TÜRKİYE’DEN KISALAR

Pembe Hayat KuirFest bu yıl programında kısa filmlere geniş yer ayırıyor. Türkiye’den kısaların gösterileceği bölümde, Nilgün Küçükbatman’ın 2015 yılının Eylül ayında trafik kazasında kaybettiğimiz LGBTİ aktivistleri Boysan Yakar ve Zeliş Deniz’in anısına çektiği, toplumsal kod ve imajlar üzerine eleştirel bir yaklaşım geliştiren filmi Moira, Ada Ayşe İmamoğlu’nun, yürütücülüğünü de yaptığı Mahallede LGBTİ projesi kapsamında çektiği, ileriye dönük başka formatlara evrilmesi planlanan kısası Mahallede LGBTİ Olmak, Tahir Ün’ün trans bir seks işçisinin hayatını anlattığı, fotoğraf ve film formlarını iç içe geçirdiği belgeseli Harika Bir Şey, Kürt bir transın var olamayış hikâyesine odaklanan, Gökhan Yalçınkaya, Suat Usta ve Rosida Koyuncu’nun yönetmenliğini üstlendiği Kurneqiz, güçlü ve normların dışında bir karaktere odaklanan Kayra Paköz’ün kısası Mavi ve Mehmet Emrah Erkanı’nın “İstanbul’da geçen bir yabanıl şehir hikâyesi” olarak tarif ettiği filmi Tuhaf Zamanlar  festivalin kesinlikle kaçırılmaması gereken yapımları.

GLITCH FİLM FESTİVALİ SEÇKİSİ: BELLEĞİN AZMİ

Festival, her yıl olduğu gibi bu yıl da dünya sinemasından özel seçkileri ve çeşitli festivallerden programcıları Ankara’da ağırlıyor. Glasgow merkezli Glitch Kuir Film Festivali’nin 6. Pembe Hayat KuirFest için hazırladığı özel seçki, ırkçılık ve cinsiyetçilikle mücadeleyi masaya yatırıyor. Festival ekibinden Nosheen Khwaja ve Cloudberry Maclean’in seçkinin gösterimi sonrasında katılacakları bir panelle, ırkçılık ve cinsiyetçiliğe karşı mücadelenin seçki üzerinden izleyicilerle tartışılmasına olanak yaratılacak. Belleğinizden tamamen silmeyi tercih edecek kadar acı verici anılarınız var mı? Ya acıyla bu kadar iç içe geçmiş aşk hatırlarınızı kaybetmeyi seçer misiniz? Seçkiye ismi veren Belleğin Azmi (Persistence of Memory, 2015), hafıza ve travmayı tartışan bir deneysel bilimkurgu olarak dikkat çekiyor.

Seçkide yer alan filmlerden Aline (2016), Fransız sömürgeciliğine karşı mücadelesiyle tanınan,  Senagal'in Jan Dark'ı olarak kahramanlaşan Aline Sitoé Diatta’ya bir saygı duruşu. Film, siyah bir kadın olmak üzerine etkileyici bir hikâye anlatıyor. Genç yönetmen Sammaria Simanjuntak’ın filmi Yansıtma (Emit) ise aşk ve hafıza üzerine bir Endonezya yapımı.

Oyuncu ve şarkıcı Brandon Cordeiro’nun otobiyografik unsurlar taşıyan filmi Kurdeleler (Ribbons), med-cezirin kıyıya getirdiği bir kurdelenin, bir adamın sahilde yaşanmış çocukluk anılarını geri getirişini anlatıyor.

Meksika yapımı Harabeler (Ruins, 2014), ıssız bir arazide eski binaların arasında gezinen kamerasıyla, fiziksel duvarların inşasıyla sosyal bariyerler arasında paralellik kuran şiirsel bir yapım.

2016 yapımı Rüyalar Gerçek Olsa (See My Dreams Come True) yine bu yılın programından tanıdık bir tema olan olan bellek üzerinden şekilleniyor. Film, rüyalarında atalarının büyülü ve oyunbaz çocuk ruhları tarafından ziyaret edilen genç bir yönetmenin yaratıcılığını onurlandırmayı öğrenme sürecini anlatıyor. Animasyonun ve belgeselin etkileyici bir karışımı olan Kanada yapımı İki Yılan (Two Snakes, 2015), antik öykülerden ilham alıyor. Bölüm kapsamında gösterilen tek uzun metraj olan Major! (2015) ise, 74 yaşındaki trans aktivist Miss Major Griffin-Gracy’nin hayatını ve mücadelesini konu alan etkileyici bir belgesel. Filmin Ankara’daki gösteriminin ardından yönetmen Annalise Opphelian ile Skype üzerinden soru-cevap etkinliği düzenlenecek. (KÜLTÜR SERVİSİ)

Festivalin bu yılki afişi de çok özel bir ismin; ünlü senarist, yazar ve yönetmen Ümit Ünal’ın imzasını taşıyor.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.