Sev o kafa karışıklığını

Sev o kafa karışıklığını

Bütün kadınların kafası karışıktır, çünkü karıştırılmıştır. Hem kafası karışık olmak kötü bir şey midir?

Canan ERTÜRK

Ece Temelkuran’ın ilk kitabı olan “Bütün Kadınların Kafası Karışıktır” ile tanışmam oyununun sahnelenmeye başladığını duyduktan sonra oldu. Öyleyse oyuna gitmeden okumak lazımdı.

İncecik bir kitap ama keskin ve karanlık, yazarın bugünkü deyimiyle yaşına göre biraz ihtiyar işi. 20 yıl sonra yazarın 23 yaşındaki halini sahnelerde izleme fırsatını sunan ise Seray Şahiner ve Selen Uçer. (Araya bir not sıkıştırayım; Antabus kitabını okuyanlar ya da sarsıcı oyununu izleyenler bilirler Seray Şahiner’i. Bu oyunu ısrarla izleyiniz.) Kitabın yazarından, oyunun yazarına, yönetmenine ve oyuncularına kadar kadınların yine kadınlara dokunduğu bir kara mizah. Sahneye konan oyunda Deniz Çakır, Şebnem Sönmez, Zeynep Kankonde, İpek Türktan Kaynak ve Kadir Çermik rol alıyor.

KAFASI KARIŞIK OLMAK KÖTÜ BİR ŞEY MİDİR?

Erkeklerin vazgeçilmez genellemesi olmasından dolayı, kadınları savunma içgüdüsünün verdiği hassasiyet ile başlığı bile eleştirerek, “Ne demek bütün kadınların kafası karışıktır, aaa” diyerek elime aldığım kitap ile birlikte ön yargılarımı kafa karışıklığım ile taçlandırdım. Oyunda da dediği gibi bütün kadınların kafası karışıktır, çünkü karıştırılmıştır. Hem kafası karışık olmak kötü bir şey midir? Belki dağınık masalarımız gibi aradığımızı buluyoruzdur, bir düzeni vardır kendi içinde. Belki de kafamızdaki düşünce sistemi, üzerinde durmaya değmeyecek ayrıntılara takılıp kalmamız, karışıklık değil de ince düşünmemizdir. Hem olumsuz şeyleri de değil, çoğunlukla olumlu şeyleri düşünüp hayal ettiğimiz gerçekliğe inanmamız da karışık kafalarımıza rağmen yumuşacık yüreğimizdendir. “Kafa karışıklığı” olarak adlandırılmasına yol açan o eril düşünme sistematiğine benzememesidir. Bir şekilde herkesi, her şeyi düşünüyoruz. Arkadaşlarımızın alerjilerini biliyor, işyerinde kafamızda yemek listesi hazırlıyoruz. Evde eksikleri tespit ediyor, işten sonra satın almayı düşünüyoruz. Doğum günlerini hatırlıyor, sevdiklerimiz için hediyeler düşünüyoruz. Tek bir şeyi düşünen eril zihinleri affediyor, kafa karışıklığımızı seviyoruz…

‘KADINCA’ DİLİNDE BİR KİTAP

Kitap ‘kadınca’ ana dilinde yazılmış, dolayısıyla kadınlar olarak hepimizin orijinal dilinde okuduğu, belki de başka dillerde o kadar da kafa karıştırmayacak şiir-metin yazılar dizisinden oluşuyor. Bütün cümlelerin altını çizesim vardı. Çizemedim, öyle acıtılmış ki canı, bir çizgi de ben çekmek istemedim. Hem kıyamam ben kitaplara. Yazılarından ve kitaplarından anlaşıldığı kadarıyla Ece Temelkuran da belli ki çocuklara, gençlere ve kadınlara hiç kıyamıyor.

OYUN BÜYÜK ŞEYLER SÖYLEMİYOR AMA...

Kitaptan oyuna geçersek; “Bütün Kadınların Kafası Karışıktır” oyunu tek perde, 75 dakika boyunca temposu hiç düşmeyen, sıkılma fırsatı vermeyen, eğlencelik bir oyun. Diyaloglar hızla akıyor, oyuncular bu diyalogları çok başarılı bir performans ile kuşanırken siz karakterlere bazen çok yakın, bazen de uzak hissediyorsunuz. Oyundaki kadınlar dokundukları yerlerimize tutunup bize katılıyor, kalabalıklaşıyoruz. Ancak içselleştirilen toplumsal cinsiyet rollerinin sorun olarak yansıtılmaması ve hiyerarşiler kuruyor olması dolayısıyla, bakıldığında bir kadın oyunu olmaktan uzak. Seyirciye ayna tutup aile içi şiddete eleştiri getirirken, gündeme dair diğer eleştiriler oyun aralarında kitle iletişim aracı kılığında dış ses olarak zayıf kalıyor. Erkek egemen sistemden gelen anlayışsızlıkların, oyunun sonunda kadın kadına bir ders vermeye dönüşmesi oyunun tam da eleştirdiği şeyin tuzağına düşme riskini taşıyor. Yine de geçmişte birileri onu bozmuş olduğu için, yeni geleni bozarak ders vermeyi hedefleyen kadın karakterin bir davranışı dışında kadınlar dayanışma örneği sergiliyor. Ceplerimi yokluyorum, kadına dair çok büyük şeyler söylemiyor olsa da kırıntıların çok büyük kıymeti var. Yirmi üç yaşındaki Ece Temelkuran bunları yazmasaydı, biz bugün sahnede bu güzel oyunu izleyemeyecektik. En acılı sahnelerde gülerken kendinden utanan bir sersem gibi hissettirdiği için emeği geçen herkese teşekkür ederim.

'BİZ ONDAN ÖLÜYORUZ İŞTE'

Hızımı alamayıp, Ece Temelkuran’ın gazete yazılarının derlemesi olan ‘İçeriden Kıyıdan Konuşmalar’ kitabını da okudum. Hikâyesiz bırakılan kısa haberlere köşe yazılarında can vermiş. İşsizlikten mevsimlere, seyahatlerden anneliğe, hastalıklardan eşyalara kadar insan olmanın, kadın olmanın şekillendirdiği noktalara değinmiş. Nesnelerin de fil hafızası oluyor. Bir şarkıya, kokuya yapışan izler gibi, okudukça bellektekiler su yüzüne çıkıyor. Bellekte var olana benzediği ölçüde de yakınlık kuruyoruz. Benzerlik kitabın satırlarına saklanırken, kitap ara ara okunmak üzere bir çatının altında bir kadının başucuna ilişiyor. Sonunda ‘ben de sana onu söyleyecektim’ diye bitireceğiniz konuşmaların süzülmüş hali ama öyle ağdalı, buyurgan, beylik laflar değil.  Dolayısıyla bana da öyle süslü püslü cümleler kurmadan okuyun demek düşüyor.

Kitaptan bir alıntı ile bitirmek istiyorum: “Biz ölünce -siz susuyorsunuz ya, biz ondan ölüyoruz işte- ölünce biz, karşısında durup susacağınız kimse olmayacak. Silahlarınızla yalnız başınıza kalacaksınız.
Hoşça kalın.”

www.evrensel.net