Acımın arkasına saklanarak kendimi yok etmedim...

Acımın arkasına saklanarak kendimi yok etmedim...

Genç yaşında eşini kaybettikten sonra karnında bebeğiyle yapayalnız kalan, hayallerini gerçekleştirmeye çabalamaktan geri durmayan Arife Dağ'ın öyküsü

Gülsen SEYHAN / Nermin KILIÇ

İçimizden Biri’nde bu ay genç yaşında eşini kaybettikten sonra, karnında bebeğiyle yapayalnız kalan, ancak hayallerini gerçekleştirmeye çabalamaktan hiç geri durmayan, yaşamını mücadele içinde sürdüren bir işçi kadının Arife Dağ’ın öyküsünü okuyacaksınız. Dergimizle Esenyurt’ta düzenlenen bir kadın kahvaltısında tanışan Arife’yi onun dilinden dinleyelim:

Merhaba ben Arife Dağ. Çorum İmat Köyü Derneğinde düzenlenen kadın kahvaltısında Ekmek ve Gül dergisini tanıdım. Okuduğumda çok hoşuma gitti, kadınların sorunlarını anlatan ve nasıl mücadele etmesi gerektiğini gösteren bir dergi olması beni çok etkiledi. Benim de bu dergide bir sesim olsun istedim ve arkadaşlar benimle röportaj yapmak istediğinde çok onure oldum. Haydi başlayalım!

7 YAŞINDA ÇALIŞMAYA BAŞLADIM

Ailem Zonguldak’tan İstanbul’a göç etmiş, daha iyi yaşam koşulları için. Biz yedi kardeşiz ben beşinci sıradayım. Babam poğaçacılık yaparak ailenin geçimini sağlıyordu; aynı zamanda alkol kullanmayı seviyordu. Annem ev hanımıydı, zaman zaman aile içi şiddete maruz kalıyorduk. Ben 7 yaşımda çalışmaya başladım, naylon torba satarak aile bütçesine katkıda bulunuyordum.

Gün içerisinde kazandığım parayı anneme verirdim. Annem de bu parayla makarna alır bize makarna yapardı. En büyük abim askerdi, ablam evliydi. Bazen ablamlara giderdim, evlerinin arkasında çocuk parkı vardı, parkta oynar mutlu olurdum.

Fatih’teki evimiz bodrum katta, çok kötüydü. Annemin ve amcamın çabalarıyla Esenyurt’ta bir arsa alıp ev yaptık. 12 yaşımda Esenyurt’a yerleştik, her ne kadar çocukluğum zor geçse de Fatih’ten ayrılmak beni çok üzmüştü.

Orta ve liseyi Esenyurt’ta bitirdim, eğitim hayatım boyunca yaz tatillerinde hep çalışmak zorunda kalmıştım. Tatillerde Etsu fabrikasında çalışıyordum, fabrikada çalışırken yaşım küçük olmasına rağmen ayrımcılığı görebiliyordum.

Çalışırken de harçlıklarımla liseye kayıt olmak için para biriktiriyordum, okumayı çok seviyordum, çok muhafazakar olan ailemde tek okuyan bendim.

HAMİLEYKEN KOCAMI KAYBETTİM

Bir beyaz eşya dükkanında muhasebeci olarak çalışmaya başladım, eşimle de orada tanıştık. O da benim gibi küçük yaşta iş hayatına atılmış, aşçılık yapıyordu, bizim yemeklerimizi onların şirketi getiriyordu. Dört sene çıktıktan sonra evlenmeye karar verdik. Eşyalarımızı, düğünümüzü, her şeyi kendimiz yaptık. Tek onun yanında sevildiğimi hissediyordum. Evlendik, evliliğimin yedinci ayında hamile olduğumu öğrendim tabi hala çalışıyordum, eşim o zamanlar Türkiye’de çalışıyordu fakat çalışma koşulları iyi olmadığı için, düzenli maaş vermedikleri için yurt dışında kuru yük gemilerinde çalışmaya karar verdi. Çünkü bir çocuğumuz olacaktı ve onun geleceği için daha düzenli bir işe ihtiyacı vardı. Gittikten bir ay sonra bir kere telsiz konuşması yaptık, bir kere de 1994’ün 6 Kasımında doğum günümde aradı ve ben hamileydim, eşimi çok özlemiştim.

Eşim telefonda ağladığımı duyunca “Bebeğimize bir şey mi oldu?” diye sordu. Ben de “Bebeğimiz çok iyi, sadece seni çok özledim” dedim. O da bana dedi ki “Merak etme, bu ay sonu Türkiye’ye geliyorum, bir daha çıkmayacağım.” Konuşmayı sonlandırdık, en son konuşmamız meğer bu olacakmış...

Ay sonunu dört gözle bekler olmuştum, günler geçmiyor; özlem, hasret, sevinç duygularım karışmıştı. Karnımdaki bebeğimle “Baban gelecek” diye konuşmaya başlamıştım. Ve beklediğimiz gün gelmişti. Şirketi aradım, ay sonuydu, geminin tam tarihini öğrenmek istemiştim. Türkiye’de olan ama sürekli yurt dışına kuru yük gemisi ile eşya, yiyecek taşıyan bir şirketti bu. Zongukdak’tan demir alarak Boston limanına taşıdılar bana söyledikleri. Gemi Türkiye’ye geliyor fakat Cemalettin (eşim) gelemiyor, kayboldu dediler. Nasıl demeye kalmadan işyerinde bayılmışım. Ayıldığımda tekrar aradım, “Ne olduğunu bilmiyoruz, kayboldu” dediler. İşyerim Büyükçekmece’de, Altunizade’ye nasıl gittiğimi bilemedim, kuş gibi uçmuştum. Hamile halimle!

Gemi bir işyeridir ve işyerinde bir çalışan kayboluyor ve bu çalışanın nasıl kaybolduğunu kimse bilmiyor... Dünya başıma yıkılmıştı! 21 yaşında hamile bir kadındım, tek başımaydım araştırmalarını istedim. Amerika Boston “Biz üzerimize düşen görevi yaptık” dediler, bir an yaşamımın sonuna geldiğimi düşündüm. Yaşadığım mutluluk çok gelmişti.

Bu işin peşini bırakmayacaktım, bazı gazete ve televizyonlardan yardım istedim, hepsi sonuçsuzdu. Gemiciler Derneğine başvurdum. Derneğin başkanı gemi firmasının yakın arkadaşı olduğu için hiçbir şekilde yardım etmedi. İyice umutsuzluğa kapılmıştım, bir yandan da doğumum yaklaşıyor ve ben ne yapacağımı bilmiyordum.

DAHA GÜÇLÜ OLMAK İÇİN OKUDUM

Ama bir şeyler yapmam gerekiyordu. Yasal süreci başlatmaya kara verdim, tabi en başta ailem, mahalle halkı “Senin kadın başına ne işin var mahkemelerde” baskısıyla engellemeye çalışıyorlar, bir yandan da çocuğu aldırmam için baskı yapıyorlardı.

Asla kabul etmedim, bebeğimin varlığından güç alıyordum. Kafamda bir sürü cevapsız sorularla dava açtırdım, o zaman adaletten bir umudum vardı, ama iki defa takipsizlik kararı alındı.

Yine pes etmedim tesadüfen emekli bir hakimle tanıştım. Üç dava dilekçemden sonra dava açıldı bu arada oğlumu dünyaya getirdim. Hem bebeğime bakıyor, hem çalışıyordum.

Türkiye’de tek başına kadın olmak gerçekten insan üstü yetenek isteyen bir iş. Beş yıl süren davalar sonrasında şirket, kendisinin ihmali olan iş kazası olduğunu kabul etti, ama benim için hep üzücü oldu. Ne ölüsü ne dirisi vardı...

Oğlum için daha fazla mücadele etmem gerekiyordu, eşim beni üniversiteye kaydettirmişti. Çünkü okumayı sevdiğimi iyi biliyordu. Bu yaşam mücadelesinin içerisinde bir yandan da üniversiteye gidiyordum. Kendimi daha güçlü kılmak için, oğlumun mücadeleci bir yapıda olması için benim her şekilde ona örnek olmam lazımdı. Çocukluk hayalim olan tiyatro, fotoğrafçılık eğitimi aldım.

Acımın arkasına saklanarak kendimi yok etmedim, toplumsal eylemlerde özellikle kadınlarla ilgili eylem ve etkinliklerde benim de desteğim olsun diye her zaman katıldım.

Ve son söz olarak diyorum ki biz kadınlar fiziksel olarak erkekler kadar güçlü olmasak bile, hayatta yaşadığımız zorlukları güçlenerek, öğrenerek ve öğreterek aşıyoruz.

www.evrensel.net