'Yılgınlığı hakim kılmak istiyorlar'

'Yılgınlığı hakim kılmak istiyorlar'

Türk Sosyal Bilimler Derneği 50. yılında 'Bilimsel Özgürlükler ve Üniversite Özerkliği' toplantısı gerçekleştirdi.

Derya KAYA
Ankara

“Bilimsel Özgürlükler ve Üniversite Özerkliği” toplantısının ana konularından birisi KHK'ler ile  üniversitelere müdahale edilmesi oldu. OHAL kapsamında çıkarılan son KHK ile yüzlerce akademisyenin üniversitelerden ihraç edildiği günün ertesinde gerçekleşen toplantıda, akademisyenlerin düşüncelerini açıklamasının ve şiddete karşı barışı savunmanın en temel ifade özgürlüğü olduğu vurgulandı.

Türk Sosyal Bilimler Derneği 50. yılında “Bilimsel Özgürlükler ve Üniversite Özerkliği” toplantısı gerçekleştirdi. Mimarlar Odası Konferans Salonu'nda gerçekleşen toplantıya çok sayıda akademisyen katıldı. Açılış konuşmasını yapan Türk Sosyal Bilimler Derneği Başkanı Oğuz Oyan toplantının zamanlamasına dikkat çekerek yeni bir anayasa sürecinin yanında KHK'ler ile üniversitelere müdahale edildiği, rektörlük seçimlerinin kaldırıldığı, akademisyenlerin ihraç edildiği bir süreçten geçildiğini söyledi. 12 Eylül'de sabah baskınlarının günümüzde gece yarısı operasyonlarına dönüştüğünü belirten Oyan, "Rejim her alana müdahale ediyor. Tek bir kerede yapmıyor. Yılgınlığı hakim kılmak için aşama aşama gerçekleştiriyor" dedi. ODTÜ Mezunları Derneği Başkanı Seyhan Çamlıgüney de bir arada olmanın önemine vurgu yaptı. Kendisinin de imzacı olduğunu kaydeden Çamlıgüney, “Tabela olmaktan öteye gidemeyen üniversiteler, akademik özerklik, bilimsel özgürlük nedir, tüm bu yaşanılan süreçte nasıl tavır gösterilmelidir öğrenmiyorlar, hoca nasıl olur, üniversite nasıl olur bilmiyorlar, işimiz çok zor” dedi.

'ELEŞTİRİNİN YOK EDİLMESİ DEVLETLERİN HOŞUNA GİTTİ'

Toplantının ilk oturumu “Bilimsel özgürlükler ve Türkiye” başlığında gerçekleştirildi. Bu başlıkta sunumunu yapan Prof. Dr. Çağlar Güven, neoliberal sürecin akademi üzerindeki etkilerine değindi. “Ne yapmalı” sorusunun piyasalara bırakıldığını kaydeden Güven, “Üniversite, düzenin çarklarını yağlamakla görevli memur yetiştiren meslek okullarına dönüştü. Eleştiri, sorgulamanın yönü teknik beceriye doğru yönlendi. Bu da devletlerin hoşuna gitti” dedi. Piyasa sistemine “doğanın kanunuymuş” gibi bakıldığını kaydeden Güven, Türkiye'deki burjuvazinin bilgiye dayanarak oluşmadığı için bilgiye talebinin de olmadığını söyledi. 12 Eylül'ün akademideki etkisine vurgu yapan Güven, 200'den fazla üniversitenin olduğunu ancak hiçbirinin toplumsal sorunlar karşısında sesinin çıkmadığını kaydetti. Dünyada yaşanan kötü gidişatın sorumluları arasında üniversiteleri de gösteren Güven, üniversitelerden yeterli sesin çıkmadığını söyledi.

'İHRAÇLAR ANAYASAYA AYKIRI'

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu da Türkiye'nin ifade özgürlüğü, bilimsel özgürlük, adalet gibi konularda dünyadaki yerine ilişkin bilgileri paylaştı. Türkiye'nin özgür olmayan ülkeler arasında yer aldığına dikkat çeken Kalaycıoğlu, basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 151, bağımsız yargı indeksinde 142 ülke arasında 88. olduğunu belirterek, demokrasi indeksinde de Ukrayna ve Gürcistan gibi ülkelerin Türkiye'nin önünde yer aldığını kaydetti. İfade özgürlüğü kavramının genişliğine vurgu yapan Kalaycıoğlu, “Düşündüğünüzü süzgeçten geçirmiyor, bana hakaret ederler, saldırırlar, şeytanlaştırırlar diye düşünmüyorsanız ifade özgürlüğü var demektir. Türkiye'deki bu ortamda ifade özgürlüğü tartışması yapmak bile abesle iştigal” dedi. Kalaycıoğlu kendisinin imzacı olmadığını ancak akademisyenlerin düşüncelerini açıklamasının hakları olduğunu belirterek “İşten atmak nedir, ihraç kararları hem anayasaya hem AİHM kararlarına aykırıdır” dedi.

'İHRAÇLAR REKTÖRLERİN BİLGİSİ DAHİLİNDE'

Prof. Dr. Recep Akdemir de OHAL kapsamında çıkarılan KHK'lerin  üniversite yönetimlerinin bilgisi dahilinde gerçekleştiğini kaydetti. Akdemir, “12 Eylül döneminde 6 kez üniversiteden uzaklaştırıldım. Hepsinin altında da rektörün imzası vardı ve ismim bölüm başkanım tarafımdan bildirilmişti” dedi. Türkiye'de akademinin en yeteneksizleri seçme üzerinden bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Akdemir, “Akademik ilanlara bakınca insanın yüzü kızarıyor. Bir üniversitede profesör ilanında “Viagra” uzmanlığı yazıyor mesela. Pişkinliğin zirvesidir bu” şeklinde ifade etti. Tek çözümün örgütlenmek olduğuna vurgu yapan Akdemir, “İşlevlerimizi sahiplenmeliyiz, işimizi doğru yapmalıyız, başkalarının himayesine kaldığımız zaman daha çok bekleriz” dedi.

Akdemir, “Ben Halk Sağlığı alanındayım. Ankara'da kömürlerin yapısını, hava kirliliğinin nedenlerini araştıracak laboratuvarlarınız yoksa, var olanları kullanma hakkınız yoksa sonuçlarını açıklamada sorunlar yaşıyorsanız o zaman Türkiye'de bilimsel özgürlükten söz edilebilir mi? Çernobil zamanı çaylarda radyasyon var, sulardaki kükürt oranı ne diye inceleyen arkadaşlarımızın başına neler geldiğini biliyoruz” dedi. (Ankara/EVRENSEL)

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.