'Türkiye’yi kurtaracak olan demokrasidir'

'Türkiye’yi kurtaracak olan demokrasidir'

Kapısına mühür vurulan Kürt Enstitüsü Eş Başkanı Sami Tan, mühürleme kararını ve yaşananları Evrensel'e değerlendirdi.

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Musa Anter, Feqî Hüseyin Sağnıç, İsmail Beşikçi gibi aydınların katkılarıyla 1992’de kurulan İstanbul Kürt Enstitüsünün kapısına, İçişleri Bakanlığının kararıyla mühür vuruldu.

Enstitünün Eş Başkanı Sami Tan,  “Türkiye’yi kurtaracak olan bu tür antidemokratik yaklaşımlar değil. Türkiye’yi kurtaracak olan demokrasidir. Özgürlüklerdir ve barıştır” dedi.

İçişleri Bakanlığının, olağanüstü halin (OHAL) 11. maddesi kapsamında çıkarttığı kanun hükmünde kararnameyle birlikte kapatılan 94 derneğin arasında yer alan İstanbul Kürt Enstitüsüne yönetici olmadan gece polisler tarafından mühürlendi. Mühürlemeyle birlikte enstitü bünyesinde devam eden Kürtçe kurslar da durmuş oldu.Kürtçenin Kurmancî (Kürtçe) ve Kirmanckî (Zazaca) lehçeleri derslerine 300 civarında öğrenci katılıyordu.

Enstitüsünün Eş Başkanı Sami Tan’la mühürleme kararıyla ilgili sohbet ettik. Aktif olarak çalışan bir Kürt kurumunun bırakılmadığını anlatan Tan, hukuksuzluğa vurgu yaparak, “Verilen bir karar yok, açılan bir dava yok. Başvuracağımız bir yetki makamı yok. İtiraz da edemiyoruz. Bütün kapılar kapalı olduğu için beklemek durumundasın. Başka hiçbir şey yapamıyorsun” diye konuştu. Polisin gece mahalle muhtarıyla gelerek, kapının kilidini kırarak içeriye girdiğini bilgisayarların kasalarını ve biraz da kitap aldıktan sonra kapıya mühür vurulduğunu anlatan Tan, bu bilgileri de muhtardan aldıklarını söyledi.

ÇALIŞMALARI DA MÜHÜRLENDİ

Masasında yaptığı çalışmalara dair bilgilerin olduğunu, ayrıca kendisine ait kitapların da olduğunu hatırlatan Tan, “Başka yayınevlerine ait kitaplar vardı. Hem gelip soran oluyordu. Hem de öğrencilerimiz talep ediyordu. Mühürlenmeyle onlara da el konulmuş oldu” dedi. Hem öğrencilerin hem de yayınevlerinin mağdur edildiğini anlatan Tan kursa gelen öğrencilerle ilgili şu bilgileri paylaştı: “Listeler içeride kaldığı için net bir rakam veremiyorum. Ama 300’e yakın insan kurslara devam ediyordu. Bu dönem için bitmek üzere olan kurslarımız vardı. Önümüzdeki ayda bahar dönemi başlayacaktı. Bir de öğreticileri eğittiğimiz kursumuz ise ekimde başlayıp mayısta bitiyordu. Bunun da devam etmesi gerekiyordu.”

‘BARIŞ İÇİNDE YAŞAYACAKSAK HALKIN DİLİNE SAYGI GEREKİR’

Ağırlık olarak dil üzerine çalışma yapan kurumun kapatılmasının ne anlama geldiği sorumuza Sami Tan şu ifadelerle yanıt verdi: “İnsanlara yaşama hakkı vermezseniz, insanlar başka çıkış yolu arar. Türkiye’de demokratik sistem işlemezse, birileri de çıkıp demokrasi dışı çözüm arar. Biz demokratik mücadele alanlarını öyle birilerinin keyfine göre yapmadık. İlk başkanımız Musa Anter canıyla bedel ödeyerek, bu kurumun yaşamasını sağladı. Biz de bu bilinçle hareket ediyoruz. Bu alanı boş bırakmayı düşünmüyoruz. Bir biçimiyle çalışmalarımızı yürüteceğiz. Biz hiçbir zaman, buraya dil öğrenmeye gelenlere, senin siyasi görüşün ne, senin dini inancın ne diye sormadık. Sormayız da, kapımız herkese açıktır. Tek Kürtler gelmiyordu. Farklı halklardan gelenler de vardı. Türkiyeli olmayanlar da geliyordu dil öğrenmek için. İngilizce, Almanca, Fransızca öğreniyorum. Ama yine yanı başımda yaşayan bir halkın dilini öğrenmeyeyim diye empati kurarak, gelenler de var. Bu anlamıyla bir Kürtlerin değil, aynı zamanda Türkiye’nin bir zenginliği ve farklı halkların da bir kurumu aynı zamanda. Sonuçta bu insanlar mağdur edilmiş oldu. Barış içinde bir arada yaşayacaksak bir şekilde, bu halkın kimliğine, diline saygılı olunması gerekiyor.” Tan, bazı üniversitelerde Yaşayan Diller ve Lehçeler adıyla açılan bölümlerde ders verenlerin ya da çalışma yürütenlerin Kürt Enstitüsü ve Kurdi- Der’in ve Kürt basının aracılığıyla bir birikim elde ettiklerini hatırlattı.

‘SEMBOLİK BİR GÖREV YAPIYORUZ’

Devletin yapması gerekeni enstitüyle yaparak aynı zamanda sembolik bir görevi de yerine getirdiklerine vurgu yapan Tan şunları söyledi: “Biz bu dili yaşamın her alanında kullanabiliriz, sizin öngörünüz ya da sizin giydirdiğiniz o deli gömleğini kabul etmiyoruz. Onun yerine bu dilin kamusal alanda, yaşamın her alanında kullanılabileceğini göstermeye çalıştık. Diyelim ki araştırma anlamında kitaplarla, konferanslarla, seminerler  ve birebir insanlara öğretilerek bunun altyapısı oluşturuldu. Bugün şu veya bu oranda bir Kürtçe eğitim olacaksa, ki bunun mücadelesini veriyoruz. Bu da bu temele ve birikime dayanacaktır.”

‘BİRİLERİNİN İZNİYLE OLMUYOR’

Kürtçenin tarihsel sürecine ilişkin süreci hatırlatan Tan, Kürt Enstitüsünün bu birikime dayandığını belirterek, “Bu kurumlar birilerinin izin verip vermemesiyle olmuyor” dedi.

Tan, ülkenin içinde geçtiği süreci de göz önüne alarak şu çağrı yaptı: “Türkiye’yi kurtaracak olan bu tür antidemokratik yaklaşımlar değil. Türkiye’yi kurtaracak olan demokrasidir. Özgürlüklerdir ve barıştır. Bir müzakere süreci vardı. Dolmabahçe Mutabakatı vardı. Ne oldu? Birden tekrar kapışma başladı. Savaş başladı, şehirler yerle bir edildi. Binlerce insan tutuklandı ve halen de tutuklanıyor. Bir taraftan da Suriye’de savaşın içine girmişsin, bununla nereye varmaya çalışılıyor. Bir taraftan MHP ile, Ergenekoncularla kol kolasın.

Bu onları da Türkiye’yi de felakete götürür. Demokratik mücadele alanları birilerini bahşetmesiyle olmaz, Kamuoyu da bu demokratik mücadeleyi sürdürmesi gerekiyor. Aktif tutması gerekiyor. İnsanlar kitlesel demokratik sivil bir direnişle ancak bu tür saldırıların önünü alabilir.”

 

‘KARARDAN BİR AN ÖNCE DÖNÜLSÜN’

Enstitüde Zazaca kursta ikinci kurda olan Özlem Atik karara tepki göstererek şunları söyledi: “Kuru bitirmemize iki hafta kala enstitü kapatıldı. Çok üzgünüm kesinlikle. Ben İngilizce öğretmeniyim, ama ana dilim olan Zazaca’yı çok az anlayabildiğim için kursa gitmeye karar verdim. Dil öğrenmek her açıdan çok zorlu bir iş. İnsanlara ücretsiz bir şekilde dil öğreten bir enstitünün kapatılmasını gerçekten anlayamıyorum. Kürt Enstitüsü gönüllü öğretmenlerin ve istekli öğrencilerin olduğu bir yer. Ayrıca artık eskiden olduğu gibi bir dilin konuşulmasının ya da öğrenilmesinin önüne geçilebileceğinin düşünülmesi hiç gerçekçi değil bence, sınıfımızda Peru’lu bir arkadaşımız var ve anneannem kadar Zazaca biliyor örneğin. İnsanlar için öğrenmenin koşulları zorlaşabilir doğru, ama internetin ve iletişim teknolojilerinin bu denli geliştiği bir dönemde, kimsenin üstelik de ana dilini öğrenmesinin önüne geçemezsiniz. Mühürlemenin yanlış bir karar olduğunun anlaşılmasını ve enstitünün bir an önce açılmasını umut ediyorum.”

‘KAPIYA MÜHÜR VURABİLERLER AMA BEYİNLERİMİZE VURAMAZLAR’

Enstitüde 2015’ten beri Kurmancî ders alan Rindo Ballıkaya, “Anlayıp da hiç konuşamadığım ve de yazamadığım ana dilim olan Kürtçeyi dört buçuk ay zaman diliminde epey bir ilerleme katettim. Son bir ay kala ki mezuniyet diplomalarımızı alacaktık. Ondan sonra öğretmenlik adayı olarak yeni bir eğitim dönemine hazırlıklarını yapıyorduk. Duyduk ki kapısına mühür vurulmuş. Kabul edilemez bir durum hem çok büyük üzüntü hem de büyük bir öfke yarattı bende. Zira her koşulda her alanda daha çok çalışacağımı çalışmam gerektiğini anladım. Evim gibi sıcak gördüğüm yuvamı kurumumu sahiplenme azmim daha da arttı diyebilirim. Kapıları mühürle kapatabilirler ancak yetkililere şunu söyleyebilirim:  Beyinlerimize mühür vuramazsınız. Kapatılması ret, inkar ve asimilasyon politikaların devamıdır. Bu yanlıştır bu yanlıştan bir an evvel dönmelerini istiyorum. Bu bağlamda yetkililere sormak istiyorum: Enstitünün kapatılmasının hukuki dayanağı nedir? 25 yıldır faaliyet yürüten bu kurum neden kapatıldı?.”

 

ENSTİTÜNÜN TARİHÇESİ

Enstîtuya Kurdî ya Stenbolê (İstanbul Kürt Enstitüsü), Musa Anter, Feqî Hüseyin Sağnıç, İsmail Beşikçi, Abdurrahman Dürre, İbrahim Gürbüz, Cemşîd Bender, Süleyman İnanoğlu ve Yaşar Kaya tarafından 18 Nisan 1992 yılında İstanbul’da kuruldu. Kürt dilini, kültürünü ve edebiyatını araştıran ilk Kürt kurumlarından Enstîtuya Kurdî ya Stenbolê’nin ilk başkanlığını halk arasında Apê Musa olarak tanınan ve aynı zamanda MKM kuruluşunda da yer alan Kürt Bilge Musa Anter yapmıştı.Kurulduğundan bu yana bünyesinde binlerce öğrenciye Kürtçeyi öğreten enstitü, 1994 yılından bu yana da Kürt dili, edebiyat ve tarihi ile ilgili akademik makalelerden oluşan üç ayda bir çıkan ZEND dergisini çıkarıyordu.

Son Düzenlenme Tarihi: 18 Ocak 2017 05:17
www.evrensel.net