Kıbrıs’ta gerçek çözüm yakın mı?

Kıbrıs’ta gerçek çözüm yakın mı?

Sonuç alınamayan Kıbrıs için ‘çözüm görüşmeleri’ 9 Ocak’ta İsviçre’nin Cenevre kentinde yeniden başlayacak.

Seyit ALDOĞAN
Atina

Kıbrıs sorununun çözümü için gündeme gelen görüşmeler devam ederken, Kıbrıs Rum kesiminde ve Yunanistan’da soruna ilişkin farklı yorumlar yapılıyor. Hükümet çevreleri sorunun çözümü için olumlu adımlar atıldığını ve ciddi gelişmeler kaydedildiğini söylüyor. Milliyetçi ve gerici çevreler ise ciddi ödünler verildiğinden ve yerleşim bölgeleri, garantör ülkeler, meşru Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tartışma konusu edilmesi gibi konularda belirsizlikler bulunduğundan bahsediyor. Yunanistan solu içinde ise esas olarak, Ada toplumlarının iradesini yansıtan, yabancı asker ve üslerden arındırılmış “iki toplumlu çözüm” yöntemleri savunuluyor.

GARANTÖRLÜK SORUNU

Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis ve Kuzey Kıbrıs Lideri Mustafa Akıncı’nın hazırlık toplantıları anlamına gelen 7-8-9 Ocak görüşmelerine sadece iki toplum temsilcilerinin katılacağını açıklamasının ardından 12 Ocak’taki toplantıda ise garantör ülkelerin de (Yunanistan, Türkiye, İngiltere) bulunacağı duyuruldu. Garantör ülkelerin görüşmelere geri dönmesi Kıbrıs konusunda geri adım atıldığı yönünde ciddi tartışmalara neden oluyor.

Yunanistan ve Kıbrıs’ın resmi politikalarında Türkiye “işgalci güç” olarak görülüyor ve Ada’daki varlığı tanınmıyor. Türkiye’nin garantör olarak toplantıya katılması, “İşgalin meşru görülmesi” olarak değerlendiriliyor. Bunun yanında Kıbrıs Cumhuriyetinin Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB) üyesi olduğu ve garantörler içinde AB’nin de yer alması gerektiği belirtiliyor. BM Güvenlik Konseyinde yer alan ülkelerden birinin de bu statü ile toplantıya katılması gerektiği savunuluyor.

‘KKTC’ MESELESİ

Bir diğer tartışma konusu ise Mustafa Akıncı’nın, olası bir yeni yönetim anlaşmasının “Kıbrıs Cumhuriyeti” adına değil, üzerinde anlaşmaya varılmış olan “federasyon” adına imzalanacağını söylemiş olması.

BM Güvenlik Konseyi, 541 ve 550 No’lu kararları ile “KKTC”yi devlet olarak tanımıyor ve meşru görmüyor. Dolayısıyla Mustafa Akıncı’nın “meşru olmayan”  bir devlet adına böyle bir anlaşmayı imzalaması mümkün görülmüyor ve meşru kabul edilmiyor.  
Kamuoyunda ve yorumcular arasında tartışılan sorular ise şöyle:
1)Yeni kurulacak olan oluşum “Kıbrıs Cumhuriyetinin”  bir devamı olarak mı kurulacak?
2)Yeni oluşumdan sonra  adada “işgalci” bir konumda bulunan Türk ordusu geri çekilecek mi?

ABD’NİN SAVUNMA BAKANI VE KIBRIS

Yunanistan’da bir çok aydın, Kıbrıs sorununun iki toplumlu olmasından değil “işgal edilmiş” olmasından kaynaklandığını savunuyor. Araştırmacı Gazeteci Xristos Kapoutzis, “Annan Planı”nın değişik bir versiyonu olarak “üç anayasalı bir toplum” öngörüldüğü, bunun pratikte uygulanmasının çok zor olduğu ve özünde “Ada’nın resmi olarak bölünmesinin” kabul edildiği, Türkiye’nin resmi politikasının da Ada’da yaşayan toplumların çıkarlarının güvence altına alınması değil tam da bu bölünmeyi kabul ettirme üzerine kurulduğu vurgusunu öne çıkarıyor.

Aynı yazar ayrıca, ABD’nin yeni Savunma Bakanı Rex Tillerson’ın Exxon Mobil şirketi yöneticisi olduğunu ve bu şirketin Kıbrıs’la Ekonomik Münhasır Bölge çerçevesinde anlaşmalar yaptığını ve bölgedeki gelişmeler de göz önünde bulundurulduğunda ABD’nin sürece aktif olarak müdahale etmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtiyor.

AKINCI, GÜLEN, DAVUTOĞLU VE ERDOĞAN

Gazeteci Mihail İgnatiou ise başka bir soruna dikkat çekerek  şunları yazıyor: “İslamcı- Milliyetçi Tayyip Erdoğan, bütün rakiplerini cezaevlerine göndermiş bulunuyor. İmam Gülen’le kim el sıkışmışsa Erdoğan tarafından enseleniyor. Gülen’ci olduğundan şüphelendiği seçilmiş Başbakan Davutoğlu’yu bile harcadı. Gülen’le ilişkisi bilinen Akıncı’ya dokunmaması Nikos Anastasiadis’in ve çözüm taraftarlarının dikkatini çekmiyor mu? Ben her şeye ‘evet’ diyen  Anastasiadis’in göstermelik olarak masada oturtulduğuna inanıyorum.”

Bu arada birçok makalede Türkiye’nin, Kıbrıs’la ilişkilendirilen dış politikası masaya yatırılıyor. Örneğin D. Pavlidis imzasıyla çıkan ve bir çok internet sitesinde yayımlanan bir makalede Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik ve Türkiye” kitabına atıfta bulunuluyor: “...çünkü bu küçük Ada, Asya ile Afrika, Avrupa ile Asya, Afrika ile Avrupa’yı birleştiren stratejik bir noktada bulunuyor... Hatta bir tek Müslüman Türk orada bulunmasa bile Türkiye, Kıbrıs sorununu gündeme getirmek zorundadır.” 

Aynı makalede Kıbrıs halklarının birlikte ve eşit  haklarla yaşamı savunulurken, Ada’da yaşayan toplumlara dayatılan emperyalist anlaşmaların sorunu çözmeyeceği ve adanın emperyalist stratejiler için kullanılan bir üs olarak kalacağı vurgulanıyor.

GÖRÜŞMELER YOĞUNLAŞACAK

Yunanistan kamuoyu içinde ‘Kıbrıs Sorunu’nun çözülmesi gerektiği doğrultusunda yaygın bir tutum var. Görüşmelerin desteklendiği ancak “yabancı ve işgalci” güçlerin adadan ayrılması gerektiğinin dile getirildiğini belirtmek gerekir.

Bu arada ilgili merkezlerden yapılan tüm açıklamalar, BM Güvenlik Konseyinin bu ay içinde diplomatik girişimleri hızlandıracağı yönünde. Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşme yapacakları yönünde çıkan haberler, henüz kesinlik kazanmış değil. Bu durum görüşmelerde ortaya çıkan ciddi sorunların aşılmasının beklendiği yorumlarına yol açıyor.

Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimleri de daha yakın iş birliği kararı aldıklarını açıklamış bulunuyorlar. Başbakan Çipras’ın önümüzdeki hafta Mecliste bulunan parti başkanlarına görüşmeler konusunda bilgi vereceği açıklandı. Başbakanlık basın bürosundan yapılan açıklamada Çipras’ın İngiltere Başbakanı Theresa May ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiği ve Yunanistan hükümetinin Cenevre görüşmelerine ilişkin tutumunu anlattığı; iki başbakanın görüş birliği içinde oldukları açıklandı.

BM: ÇÖZÜME GİDİYORUZ

Öte yandan BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Espen Barth Eide, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocias ile görüştü ve “Cenevre’ye çözüm için gidiyoruz” dediği öğrenildi. Bir gazetecinin sorusu üzerine Eide, Çipras ve Erdoğan’ın görüşme yapmasından yana olduğunu da belirtti. Bu arada Emekçi Halk Partisi (AKEL) Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmeleri desteklediğini açıklarken, Kıbrıs Sosyal Demokrat Hareketi (EDEK) Kıbrıs Cumhuriyetini kaldırmaya yönelik girişimlere destek vermeyeceğini duyurdu. Demokratik Alarm Partisi (DHSY) Sözcüsü Prodromos Prodromou ise basına verdiği demeçte şu görüşleri dile getirdi: “Kıbrıs sorununun çözülmesi için görüşmeler yapılıyor. Fakat Kıbrıs sorununu oluşturan temel sorunlar -işgal, garantör devlet, askeri varlık- ortadayken bunların konuşulmaması olmaz. Çok söz söylemek çözüme katkı sağlamıyor.”

Son Düzenlenme Tarihi: 06 Ocak 2017 11:31
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.