'Göz göre göre çocuğumu ölüme attılar, diri diri yaktılar'

Marmara Park AVM şantiyesinde iş cinayetine kurban giden Barış Kıyak'ın annesi Ayşe Kıyak, cezasızlığa isyan ediyor.

Uğur ZENGİN
İstanbul

İlk zamanlar oğluyla özlemini giderdiği rüyalar da, mahkemeden beklediği hesap umudu da şimdi yok:  “İlk zamanlar rüyamda görüyordum. O biraz iyi geliyordu bana. Hasretimi gideriyordum. Şimdi görmüyorum. Geride kalmak, evladının arkasında kalmak daha zor.”  Barış Kıyak’ın annesi Ayşe Kıyak’ın söyledikleri bunlar. Barış Kıyak kim mi? Muğla’dan İstanbul’a çalışmaya gelmiş bir işçi. O yıl inşaatta çalışmaya başlayalı 3 aydan fazla olmuş, 30 yaşında. Kış bastırmış, çok kar yağmış. Bu şartlarda şantiyeye gitmek için değiştirmek gereken iki dolmuş, çekilmesi gereken koca yol ve geç kalma korkusu onu, işçiler için şantiyede kurulan çadırda kalmaya itmiş. “Zaten fazla çalışmayacağım, bahar gelince memlekete gideceğim” diye düşünmüş. O çadır, 11 Mart 2012’de çıkan yangında kül oldu. Barış Kıyak ve 10 arkadaşı çadırdan çıkamadı. Bahar gelmedi, Barış memlekete gidemedi. O günden sonra Barış Kıyak’ın annesi Ayşe Kıyak’ın hayatına da hiç bahar gelmedi.

Yangının üstünden 5 yıl geçmiş olmasına rağmen, Ayşe Kıyak’ın hemen her cümlesinde gözyaşı var. Ağzından ilk kelimenin dökülmesiyle başlayan gözyaşları, bir cümleyi kurarken, bitirirken ya da tamamlayamazken dinmiyor. Yalnızca evladını kaybetmiş olmakla açıklanabilecek birşey değil: Cezasızlık, ilgisizlik, hesap sormazlık, hesap vermezlik…

‘FAZLA PARA TUTMASIN UCUZ ÇADIRDAN ALIN’

Önce yangının çıktığı günü anlatıyor. “Cereyan güzel döşenmemiş” diyor, “Sigorta atıyormuş devamlı. Orada işçiler tamir ediyormuş. Adam akıllı önlem yokmuş orada. Bunları tabii ben bilmiyordum. Kapının ağzında sünger yatak varmış, oradan çıkmış yangın. Bizimkiler de ötede kalmışlar. Çıkacak yer yok. Cereyandan ateş alacağını hiç aklıma gelmedi. Patron, ‘Fazla para tutmasın ucuz çadırdan alın’ demiş. Yanmayan da varmış, çadırın iyisi. Onlar ucuz olsun diye onu almamışlar. Göz göre göre çocuğumu ölüme attılar. Diri diri yaktılar.” Ölüm haberini alınca da, -belki 1 ay belki 2 ay- hiç inanamamamış öldüğüne, hep gelecek diye bakmış. 
Aynı şantiyede çalışan baba ile oğulu da bu yangın ayırmış. Yarım saat önce akrabaları ziyarete giden baba, bir daha oğlunu canlı görmemiş. 3 kişi çadırdan çıkıp kurtulabilmiş. O gün işçilerin bir kısmı futbol maçı izlemeye gitmiş. Çadırda işçi sayısı bu tesadüfle azalmış.

ÖMÜR BOYU ACI

Nasıl çalışıyordu Barış? Dinlenmeyerek ve asgari ücret karşılığı… Annesi anlatıyor: “Çok zor diyordu. ‘Hiç dinlendirmiyorlar’ diyordu. ‘Çadır şartları da çok zor’ diyordu. Zaten işi bırakacaktı. Bırakamadan işte canı gitti. Ama işi beğenmiyordu. Çok çalıştırıyorlarmış işte. Çadır da iyi değilmiş, ‘Yaşanacak, güzel bir yer değil’ diyordu. Nereden bilelim böyle olacağını. Böyle olacağını bilsem köyden getirmezdim. Beni ömür boyu acının içinde bıraktılar.” 

“Beni ömür boyu acının içinde bıraktılar”  bu ve buna benzer, hepsi birbirinden fena olan cümleleri ondan çok duydum: “5 senedir dünyam karardı. Göz göre göre gençleri orada ölüme attılar. 11 genç orada diri diri yandı”, “Cehenneme döndü hayatımız”, “Biz yaşayan ölüyüz işte, mutluluk diye birşey yok”, “Acı yakıyor bizi…”

Aileyi nasıl etkiledi?
Hepimiz kötü olduk. Birbirimizi sevmedik. Hergün kavga çıkarıyorduk. Acı yakıyor bizi. Büyük kız bunalıma girdi. Herşeyden kavga çıkıyordu. Sinir, stres, acı işte.

Herkes birbirini mi suçladı?
Öyle olmadı. Ben kendi kendimi suçladım da. ‘Niye gönderdim oraya’ diye. Ben kızları suçlamadım hiç. Bunalıma giriyorsun. Kolay birşey değil.

Çok zor birşey...
Dünyanın en zoru. Bundan zoru yok. Özlüyorsun yok. Genç yaşta gitti. Evlendirecektim. Çoluk çocuk sahibi olacaktı. Yuva kuracaktı.

PATRONLARA CEZA YOK!

Biri evladını kaybetmekse, diğeri sorumluların ceza almaması. 5 yıl içinde sorumlular ceza almadı. Marmara Park AVM çadır yangını davasında Marmarapark AVM’nin yöneticisi Andreas Michael Hohlmann’ın da bulunduğu 6 kişi hakkında beraat kararı verildi. Asıl sorumlular beraat etti. Davada mahkeme 4 sanığa 10’ar yıl, 2 sanığa 6’şar yıl, 1 sanığa da 5 yıl hapis cezası verdi.

“Mahkeme bitti patronlar ceza almadı” diyor Kıyak, “Taşeron, orada çalışanlar falan aldılar. Her işçi cinayetinin mahkemesinde olduğu gibi patronlara ceza yok. Temyizi bekliyoruz tekrar dava açılacak.”

PATRONLAR ‘SUÇSUZ’

“Herkes patronlardan yana” diyor artık, “Herkes onlardan yana çıktı. Hakimler, savcılar, bilirkişiler aynı. Patronlar suçsuz. Zaman zaman orada ölen işçileri suçladılar. Üzülüyoruz işte devamlı üzülüyoruz. Hiçkimsenin umrunda değil. Her iş cinayetinde böyle.”
Bir sözü de davacı olmayanlaraydı: “Orada ölenlerin hepsi davacı olmadı. Biz 5 kişi davacı olduk. Ötekiler dava ettiler. Onları tehdit mi ettiler, ne yaptılar davacı olmadılar. ‘Allah’ın emri’ deyip oturan da var. Sen önlemini al, o zaman Allah’ın emri. Göz göre göre ölüme atmışlar bizim çocuklarımızı.”

Hükümetten, siyasilerden, yönetenlerden sizinle görüşen oldu mu?
Hiç ilgilenmediler. Hiç. Biz Ankara’ya bile gittik. “Bizim evlatlarımız öldü ama başka ölümler olmasın, ilgilenin” dedik. “Tamam tamam” ilgileneceğiz dediler. Hiç kimsenin umurunda değil. İşçiler ölmeye devam ediyor. Bundan sonra da devam edecek. Çünkü patronlar ceza almıyorki.

Başbakan ile de Cumhurbaşkanı ile de görüşmek istemişler, görüşememişler. 6 ay önce randevu almaları gerekirmiş, Cumhurbaşkanlığından öyle söylemişler.

PATRONLAR KENDİ EVLATLARINI PAMUKLA SARMIŞLAR

Oğlu Barış’ı özlemle anlatıyor: “Bana çok düşkündü. Çocukken cıvıl cıvıl bir çocuktu. İçinde kötülük olmayan. Kalbi saf bir çocuktu. Biraz içine kapanıktı. O zamanlarda şimdiki gibi doktora götürmek yoktu, bilemedik işte. Bazı bizim yanımıza gelir çalışırdı, bazı memlekete giderdi. İstanbul’u sevmiyordu. Okumak istemedi. Ortaokul son sınıfta okulu terk etti. Okuldayken de bizim oralarda zeytin olur, pamuk olur, sığır işi yapardı. Şehir sevmiyordu. Kardeşi okuyordu, ona destek olmak için geliyordu bazen. 3-4 ay gelir kalırdı.” 3 çocuğu daha var onlar da ‘patron’ değil: “Benim geride 3 tane daha evladım var. Bunlar sonuçta patron değil. Hepsi bir yerde çalışacak. Herkesin evladı kıymetli, bir benimki değil. Patronlar sarmışlar kendi evlatlarını pamukla, işçiler ölsün, sakatlansın hiç kimsenin umrunda değil.”

www.evrensel.net