‘Asgari ücret ciğerimizi yakıyor’

‘Asgari ücret ciğerimizi yakıyor’

OSTİM’de, bakanın 'candan verdik' dediği asgari ücreti sorduk.

Deniz ORTAKÇI
Ankara

Sabahın karanlık saatleri artık alışılmış bir hale geldi. Neredeyse sabah 08.00’e kadar güneş yüzünü göstermiyor. Bir de bunun üzerine meşhur Ankara ayazı eklenince, sabah işine yetişmeye çalışan işçiler için durum daha da çekilmez hal alıyor. Ama işçiler için en çekilmezi asgari ücret zammı olmuş. Biz de yeni ücretin asgari geçim indirimi (AGİ) dahil net 1404 lira olarak açıklanmasının ardından OSTİM işçileriyle görüştük.

Genelde saat 10.00’da işçiler için çay molası zamanıdır. İşçiler atölyesinin önünde çayını içer, sigarasını tüttürür. Ancak kar yağışı yüzünden neredeyse kimse atölyesinin önüne çıkmamıştı, sadece yaptığı iş yüzünden dışarıda olanlar vardı. Bu nedenle atölyelerin içine girelim dedik. Böylece metal, plastik, cam, kauçuk, boya vb. sektörlerden yaklaşık 80-100 civarı işçiyle atölyelerde buluşmuş olduk.

İlk sohbet ettiğimiz işçi grubundan, son görüştüğümüze kadar neredeyse tamamı asgari ücretin son derece düşük bir miktarda belirlendiği ve kimseye yetmeyeceği konusunda hemfikir. Dışarıdaki soğuk nedeniyle bizi atölyede çay içmeye davet eden bir işçi, “Gelin çay için ısınırsınız. Gerçi sizin de bizim gibi içiniz yanıyordur. Bu asgari ücret yüzünden bu soğuk havada bile ciğerimizi yaktılar” sözleriyle karşıladı bizi.

‘ZAM VERİYORUM DİYE YA SİGORTAMDAN KESERSE’

Daha önce yine asgari ücretle ilgili bir tartışmaya girdiğimiz ve dini bir tarikatın üyesi olduğunu ifade eden bir işçiyle karşılaşıyoruz. Daha önceki tartışmamızda bizi “Bu işlerin boş olduğuna; emekçilerin ekmek, ücret diyerek kandırıldığına; bunun için mücadele etmek yerine demokrasiye, laikliğe, bütün partilere karşı olmamız gerektiğine” ikna etmeye çalışmıştı. Çalışma koşulları görebildiğimiz kadarıyla çok ağır olan bu işçi, asgari ücretin 1404 lira olarak açıklanmasının ardından bu kez oldukça sessiz. Bizimle hiç tartışmaya girmiyor, ama duruma ne kadar canının sıkkın olduğu anlaşılıyor. Tarikat üyesi de olsa, ülkücü de olsa, demokrat da olsa tüm işçilerin sofrasındaki ekmeği küçülüyor.

Bir başka atölyede, işten bir an soluk alıp kar topu oynayan bir işçi grubunun yanına geliyoruz. Duruma herkes öfkeli, aralarından biri “Şimdi patronlar zam isteyenlerle anlaşırken, ‘Sigortandan keseyim’ diyecek. Zam derken, elimizdeki sigortadan da olabiliriz. Dikkatli olmak lazım” diyor. Aralarından bir diğeri şöyle devam ediyor: “Bunlar başımızdan gitmedikçe bu sorunlar çözülmeyecek. Bunlar da ömrübillah gitmez. Biz de hiçbir şey yapamayız. Keşke bir şeyler yapabilsek, mesela bir yürüyüş falan yapsak şu OSTİM’deki bütün işçiler. Ben en önde koşarım, ama zor. Hele işçi kesimi hiçbir şey yapmaz, bu işlerden anlamaz” diyor. Tarihteki ne kadar kazanım varsa, bugün hak hukuk namına ne varsa; hepsinin işçilerin, emekçilerin mücadelesi sonucunda olduğunu anlatırken hava kararmaya başlamış, mesai bitimi saati yaklaşmıştı.

‘KÜÇÜK İŞLETMELERİN HALİ DUMAN OLACAK’

Küçük bir atölyenin içine kurulu sobanın başında ısınmaya çalışan orta yaşlı bir işçinin yanına gidiyoruz.

O sırada bir kedi yavrusunu sevmekle meşgul. Önce bizim gelmemize şaşırıyor, biz konuyu asgari ücretten ve ülkedeki durumdan açınca başlıyor anlatmaya: “Bu atölye bizim. Daha doğrusu abimin. Ben yanında çalışıyorum. Bu asgari ücret iyice insanların belini bükecek. Son zamanlarda OSTİM’deki birkaç işletmenin kapanmak zorunda olduğunu duyduk. Biz de çok zor durumdayız. Bu atölyenin kirası aylık 4 bin 500 lira. Diğer taraftan hiç iş yok. Yakında belki biz de kapanmak zorunda kalacağız. Ben burada, abimin yanında yıllardır sigortasız çalışırım. Gıkımı çıkarmam, çünkü iş senin işin olunca fedakarlık yapmak gerek. Dükkanın kirasını ödeyemezken; zam demek, sigorta demek aç gözlülük gibi oluyor. Bu gidişle küçük işletmelerin hali duman olacak. Biz de bu sobanın içindeki odun gibi yanacağız.”

‘TANKIN ÖNÜNE YATANLAR ASGARİ ÜCRETLİLERDİ’

Mesai saati bitmiş, fazla trafiğe takılmadan bir an evvel evine gidebilmek için koşar adım sağa sola yürüyorlardı. Önemli bir bölümü de OSTİM göbekte bulunan metro istasyonuna gittiği için, biz orada önceden yerimizi aldık. Sonra orada bekleyen işçilerle yine tartışmaya başladık. 40’lı yaşlarında bir işçinin yorumu çok dikkat çekiciydi: “15 Temmuz’da tankın önüne yatanlar benim asgari ücretlimdi’ diyorlardı, şimdi ne oldu? Bu muymuş yani asgari ücretlinin değeri. Her şey boşmuş gerçekten.”

Sonrasında AKP gençlik kollarında uzunca zaman çalışma yürüttüğünü söyleyen 20’li yaşlarda bir genç işçi sözü aldı: “Neyi değiştirebildiniz? Sen konuşur durursun, herkes birinin peşine takılır gider. Ben bıraktım bu işleri. Hiçbir şeyi değiştiremezsiniz, emekçinin de hali ortada.”

MÜCADELE ÇAĞRILARI DAHA SOMUT OLMALI

Sonuç olarak tartıştığımız, sohbet ettiğimiz işçilerin neredeyse tamamı asgari ücretin böyle hesaplanmasına tepkili. Bunun sefaletten bir farkının olmadığının bilincinde ve buna öfkesini bir şekilde ifade ediyor. Bu öfkenin dışa vurumu için bir mücadelenin parçası olmak, işçiye hiç de uzak bir seçenek değil. Ancak ne yapmak, nasıl yapmak gerektiği noktasında kafalar çok karışık. Genel bir “birleşme çağrısı” yetmiyor. Kendi atölyesinden başlaması gerektiği, yan atölyeden işçileri de bunun bir parçası yapması gerektiği üzerinden tartışıldığında daha ileri bir bilince varabiliyor. Önümüzdeki yıl işçi ve emekçilerin sırtındaki yük daha ağırlaşacak. Ancak bu yükü sırtından atmak da onların elinde, bunun için mücadele çağrılarının da daha somut olması gerekiyor.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.