Mesai dışı huzursuzluk

Mesai dışı huzursuzluk

İlkan Akgül, Fransa'da 50'den fazla kişi çalışan işyerlerinde mesai saatleri dışında e-posta alınmayacağına dair çıkan yasanın 'tarihçesi'ni yazdı.

İlkan AKGÜL

Üretmenin gün geçtikçe daha da tüketici ve yılgınlık sebebi haline geldiği günlerde, Fransa halkı özellikle 2016 yılının ikinci yarısını yükselttikleri işçi mücadelesi ve kitlesel eylemler öncülüğünde geçirdi. Hükümetle yoğun bir çatışma sürecinin başladığı bu denli yoğun eylem maratonunun sebebi, hiç kuşkusuz ki Fransa’da işçi haklarına yapılan son 10 yıldaki en kapsamlı saldırı olarak lanse edilen “El Khomri Yasası”. Tasarının, kendisini solcu/sosyalist olarak lanse eden Hollande/Valls hükümeti tarafından geliştirilip çıkarılması, tasarıya karşı çıkanların ise sağcı Sarkozy’nin Cumhuriyetçilerinin olması ise ortaya oldukça oksimoron bir durum çıkardı.

Sarkozy’nin dahi böyle bir yasa çıkarmak için cesaret bulamadığı Fransa’da, Hollande sırtını sermayeye yaslamış olduğunu açıkça göstermiş oldu. 2016 yılı bu şekilde bitmişken, 2017’ye ise yeni bir yasayla girildi. Yasanın içeriğine göre, 50’den fazla kişi çalıştıran işletmeler, personelin e-posta almamaları ve göndermemeleri gereken saatleri belirleyecek. Fransa’da bu yasayla ilgili kanunen resmi olmasa da ilk ciddi kazanım 2014 yılında gerçekleşti. Teknoloji ve mühendislik endüstrisi sendikaları aldıkları kararla, çalışanların mesai saatleri dışında “iletişim araçlarına bağlanmama hakkını” kazandı.

Özellikle akıllı telefonların hayatımıza entegre olmasıyla birlikte, her an dünyanın herhangi bir yerinden kolayca ulaşılabilir bir hale geldik. Bunun avantajları saymakla bitmeyecek olsa da, akşamın muhtelif bir saatinde işle alakalı bir telefon ya da e-posta almak artık hiçbirimiz için sürpriz bir durum teşkil etmiyor olsa gerek. E-postanın her saat ve her dakika hazır işgücü oluşturduğunu ve işçilerin beyaz-mavi yaka ayırt etmeden prekerleşmesindeki en önemli pay sahibi olduğunu varsaydığımızda, bu yasanın aslında çok öncelerden kanunlaşması gerektiğini, hatta bir dizi önlemin dahi alınması gerektiğini de atlamamamız gerekiyor. Beyaz - mavi yaka ayırmadan diyorum, çünkü prekerleşme artık toplumun her sınıfında gözlemlenebilir bir hale geldi. Dolayısıyla güvencesizleştirme politikaları toplumun sadece alt tabakasını etkileyen bir olgu değil. Aynı yasa, Fransa ile aynı zamanda, yine 2014 yılında Almanya’nın konuyu araştırmasıyla da epeyce gündemde kalıp tartışmaları da beraberinde getirmişti. Almanya Çalışma Bakanlığı, mesai saatleri dışında işle ilgili alınan e-postaların psikolojik ve ekonomik etkileri olduğunu öne sürüp konuyla ilgili çalışmalara başlamıştı.

İşverenin görevi, çalışanlarına emeklerinin karşılığını fazlasıyla verse bile maalesef bitmiyor. İşverenin asıl ve en önemligörevi, işgücünün yayıldığı yeri sınırlamak, çalışanlarına huzurlu bir çalışma ve mesai dışı ortamı hazırlamaktır. Dolayısıyla aksi bir durumda, iş saatleri dışında meydana gelen “patron bana ulaşacak” ya da “amirim bana e-posta atacak” korkusu stresi ve beraberinde de olası büyük ya da küçük hataları getirir. İş kaynaklı depresyonun gün geçtikçe ciddi bir durum haline gelmesiyle, böyle düzenlemelerin resmiyete dökülmesi sadece şirket bazında değil, tüm ülkelerde şart olması gerekir. The New Yorker yazarı Laura Collins’in konuya dair söyledikleri mutlaka okunmalı: “Çevrimdışı kalma hakkı bir zorunluluk değildir. Tam aksine kişinin sürekli tetikte olması gerekmediğini, her an üretici girişimlerde bulunmasının şart olmadığını, dünyanın bir şekilde dönmeye devam ettiğini fark edebilmek adına ve biraz olsun rahat nefes alabilmek için bir fırsattır.”
Türkiye bu konuda tahmin edebileceğiniz üzere oldukça kötü bir durumda. İçilerin mesai saatleri dışında rahat bırakılmasıyla alakalı herhangi bir resmi düzenleme yok. Olsa da zaten güdülen mevcut politikalardan dolayı kağıt üzerinde kalacağını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Bırakın mesai dışı e-posta almayı ya da telefonla aranmayı, WhatsApp, Telegram vb. anlık mesajlaşma uygulamaları hayatımıza girdiğinden beri şirket içi sohbet grupları kurulup, saat fark etmeksizin herkes birbirine online olarak iş buyurur duruma geldi. İşçinin izni olmadan telefon numarasının iş aciliyeti bahane edilerek üçüncü kişilerle paylaşılıp özel hayatın gizliliğinin her gün ihlal edilmesi da cabası.

İşçilerden, özellikle ekonomik kriz ve işsizlik oranları öne sürülerek çalışanların her an erişilebilir bir durumda olması, hatta gerektiğinde bulunduğu ortamı terk ederek acilen gelip çalışmaya devam etmesi istenebiliyor. Halbuki, İş Kanunu'nun 66. Maddesinde, çalışma süresinden sayılacak durumlar açık bir şekilde belirtilmiş durumda. 66. Maddenin c) bendine baktığımızda, “İşçinin işinde her an iş görmeye hazır bir halde bulunmakla beraber çalıştırılmaksızın ve çıkacak işi bekleyerek boş geçirdiği süreler”in bile çalışma süresinden sayıldığını ve işçinin ek ücret talep etme hakkı olduğunu görebiliriz. Hatta tam teşekküllü olarak hukukun işlediği ülkelerde, işçiler yasal düzenlemeyle belirlenmiş çalışma saatlerinin dışındaki zamanın, tamamen kendilerine ait olduğunu belirtip özel hayatlarına taciz edildiğini iddia ederek işveren üzerinde hukuki yaptırımlara dahi gidebilirler. Ancak özellikle baskıcı ve her yıl yüzlerce iş cinayetinin yaşandığı ülkelerde oturmuş bir sistem söz konusu olmadığı için, işçiler işini kaybetme ya da çalıştıkları yerlerde mobinge uğrama kaygıları taşıdıklarından dolayı, pekala bu uygulamalara ses çıkarmaları mümkün olmuyor. Hatta bu yasayı, Türkiye medyasının haber olarak nasıl bir dille geçtiğine bakacak olsak bile önümüze net şeyler çıkması mümkün. Hemen hemen tüm ajanslar söz konusu haberi “e-postaya bakmama özgürlüğü” olarak vererek, zaten normalde olması gereken bir durumu lütufmuşcasına lanse edip, hak ihlalini dile getirmeyi es geçmeyi seçti.

Mesai saatleri dışında artı değer üretiminin mutlak olarak önüne geçilmesi, sınıf mücadelesi (emek hareketi) için oldukça büyük önem taşıyor. Dolayısıyla, yasal düzenlemelerin mutlaka çıkarılarak işçinin sağlığının gözetilmesi ve işinde verimli olması amaçlanmalı. Mobil hayat gelişirken, çalışma hayatını kolaylaştırması, hatta mesai saatlerini dahi düşürmesi elbette planlanması mümkün bir süreç. Ancak günümüzde filmleri anımsatan “Gücün kötülerin eline geçmesi” durumu söz konusu olduğu için, 8 saat olan çalışma süresi bu gücün kullanılması ile birlikte maalesef bizleri 24 saat hazır kıt’a olarak bekletebiliyor. Huzurlu ve baskısız bir çalışma modeli yaratabilmeyi başarmak, hem işçinin örgütlülüğüne hem de işverenin bilinçlendirilmesine bağlı. Gerçekleşmediği her gün ise, zaten bozuk olan sistemin taşıyıcıları da bozulma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

www.evrensel.net
ETİKETLER Fransae-posta