OHAL gölgesinde ekoloji mücadelesi

OHAL gölgesinde ekoloji mücadelesi

Özer Akdemir 2016'nın ekoloji gündemini derledi.

15 Temmuz darbe girişiminin (Kontrollü darbe diyenler de var) ardından ülkenin zaten son derece kırılgan olan fayları iyice sarsıldı. Darbe girişiminin hemen ertesinde ilan edilen OHAL’in ardından ülke KHK’lerle yönetilme-ye başlanırken, darbenin girişimden öteye geçtiği her alanında yaşanan gelişmelerle gün yüzüne çıktı.

OHAL’DE VE HERHALDE MÜCADELEYE DEVAM

Ağustos 2016
Ülkedeki tüm demokratik hak arama eylemlerine yönelik baskıların yoğunlaştığı OHAL günlerinde, emek ve demokrasi mücadelesi olduğu kadar ekoloji mücadelesi de geriledi. Bu baskı ortamına rağmen yaşam alanlarını koruma mücadelesine devam eden Aydın’lıların tepkileri sonuç verdi. Aydın’ın 8 ilçesindeki jeotermal sahanın ihalesi Valilikçe şartnamedeki eksiklik gerekçe gösterilerek iptal edildi.

Çanakkale Yenice ilçesi Sofular köyündeki antik Asartepe’nin öyküsü de ilginç bir haber olarak gündeme geldi. Tarihi sit diye köylünün elinden alınıp bir şirkete tahsis edilen Asartepe, şirket tarafından taş ocağı yapılmıştı. Kale kalıntılarına ve  tümülüslere büyük zarar veren şirketin tek zararı da bu değildi üstelik. Yenice ilçesine 14 kilometre uzaklıktaki Sofular köylüleri taş ocağı kamyonlarının tozları nedeniyle ürün alamaz, evlerinin kapı penceresini dahi açamaz hale gelmişlerdi. Canlarına tak eden Sofularlıların yol kesip kamyonların geçişine engel olması OHAL ve her halde yaşam mücadelesinin durmayacağına güzel bir örnek oldu.

ÇÜRÜK YUMURTA KOKULU KENT

Ağustos ayı içerisinde İzmir Efemçukuru’da altın madeni için topraklarının acele kamulaştırılmasına karşı dava açan tek Köylü Ahmet Karaçam’a mahkemeden güzel haber geldi. Danıştay maden için yapılan acele kamulaştırmaların iptalini onaylarken, 8 yıldır süren dava nedeniyle “Bağıma benim diye bakamadım” diyen Karaçam ve ona destek veren yaşam savunucuları buruk bir sevinç yaşadı. Karaçam’ın bu hukuk zaferi 30 Ağustos günü bağında EGEÇEP tarafından yapılan bir basın açıklaması ile kutlanırken, basın açıklaması sonrası maden çalışanlarının tacizi ise ayın üzücü haberlerinden birisi oldu.

Ağustosta bir üzücü haber de Aliağa’dan geldi. Mevcut petrokimya ve LPG dolum tesisleri nedeniyle büyük bir risk altında yaşayan Aliağa ve Foçalılar Çakmaklı Koyu’na yapılan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) depolama ve dağıtım tesisine yürüyerek, adeta bir bomba ile birlikte yaşamak zorunda kaldıklarını dile getirdiler.

BEŞPINAR KÖYLÜLERİ DİRENDİ VE KAZANDI

Eylül 2016
Eylül 2016 yılındaki haberler içerisinde en dikkat çekici olanlardan birisi İzmir Kemalpaşa Beşpınar köylülerinin taş ocağına karşı verdikleri mücadele idi. Bir kısmı Spil Milli Parkı alanında kalan köyün dibine yapılmak istenen bu taş ocağı milli parka sadece 500 metre uzaklıktaydı. Meyvecilik, arıcılık gibi işlerle geçimini sağlayan Beşpınarlıların, yaşam alanlarını ve geçimlik işlerini yok edecek olan bu taş ocağına karşı başlattıkları yaşam nöbeti  hukuki kazanımla sonuçlandı. İzmir 5. İdare Mahkemesi taş ocağına verilen ÇED gerekli değildir kararının yürütmesini durdurdu.

Bir hukuki kazanınım da Aydın’dan geldi. Efeler ilçesi Yılmazköy’de yapılmak istenen jeotermal enerji santralleri (JES) ile ilgili açılan davada bilirkişi raporu JES projesinin çevresel sorunlara yol açacağı uyarısında bulunuyordu. Rapor, mahkemenin JES projesini iptal etmesinin zeminini hazırladı.

Öte yandan Jeotermal Enerji Santralleri (JES) ve kuyularının Aydın’daki yaşamı ve tarımı olumsuz etkilediğinin örneklerinin her geçen gün artması, bir zamanlar “dağından yağ ovasından bal akan” Aydın’ın artık dağının ve ovasının JES’ler nedeniyle çürük yumurta gibi koktuğu kent haline gelmesine yol açmıştı.

DEVLET DOĞAYA EL KOYDU!

Ekim 2016
İzmir Büyükşehir Belediyesinin kentin içme sularının sağlandığı havzada 5 yıldır işletilen  altın madeni Tüprag’ın ana sponsor olduğu 3. İş Sağlığı Güvenliği Zirvesi’ne sponsorluk desteği vermesi ekim ayının en çok tepki çeken olaylarından birisi idi. İBB, EGEÇEP ve diğer ekoloji örgütlerinin çağrılarına rağmen sponsorluktan çekilmedi.

Ekim ayının en önemli tartışması ise darbe girişimi ve OHAL süreçleri boyunca ekoloji mücadelesinin en önemli gündemi haline gelen 80. madde ile ilgili idi. Yaşam savunucuları tarafından, devletin yaşam alanlarına sermaye lehine el koyması olarak yorumlanan 80. maddenin kaldırılması için birçok ilde eş zamanlı eylemler yapıldı.

“Doğaya vurulmuş en büyük darbe” diye tanımlanan 6745 sayılı Yasa’nın 80. maddesi, her türlü altyapı yatırımı için idari ve yargısal denetim yok sayılarak Bakanlar Kuruluna “Ruhsat, tahsis, izin” yetkisi veriyordu. 80. madde ile ülke sermaye talanı açısından adeta dikensiz gül bahçesine çevrilirken, yasa meclisteki ve sokaktaki muhalefete rağmen OHAL’ın baskı ortamında TBMM’den geçirildi.   

Ekim ayının en ilginç ve bir o kadar da komik haberi ise Başbakan Binali Yıldırım’ın “Çanakkale artık geçilecek” diye ‘müjde’sini verdiği İstanbul-Çanakkale Otoyol ve köprüsü ile ilgiliydi. Otoyol projesinin ÇED raporunda yol güzergahında bulunan endemik bitkilerin başka yere taşınacağı görüşüne yanıt bilimden geldi; Bilim insanları “Endemik bitkiyi alıp başka yere taşırsanız taşıdığınız yerde artık endemik değildir” derken, bir başkası ise “Eğer endemik bitki için uygun habitat, taşınacağı alan olsaydı zaten orada da olmaz mıydı?” sorusuyla ÇED komedisini teşhir etti.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.