Sendikaların sefaleti ve işçilerin yapması gereken

Sendikaların sefaleti ve işçilerin yapması gereken

"İşçiler yaşam koşullarının düzelmesini istiyorlarsa önce bozuk olan bu sendika mekanizmasını yeniden yapılandırmalıdırlar."

Halit KATKAT
İskenderun

Üretici sınıfların üretimdeki ve ülke yönetimindeki rolü nedeniyle devletler, gerekçesi her ne olursa olsun toplumsal baskıya ihtiyaç duydukları dönemlerde ilk önce işçi sınıfını hedef alırlar. Zira üretim sürecinde işçi sınıfının direncini kırmadan toplumsal muhalefetin gücünü kırmak mümkün değildir. Kapitalist sistemle yönetilen ülkemizde yaşam bulmuş tüm faşist rejimlerin (12 Mart ve 12 Eylül darbeleri gibi) öncelikli hedefi, işçi sınıfının gücünü kırmak ve sermayenin üretim sürecinde emekçiler üzerindeki baskısını daha da arttıracağı bir ortamı sağlamak olmuştur.

Nitekim 12 Eylül darbesi yapıldığında zamanın Tekstil İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin “Şimdiye kadar işçiler güldü bundan sonra biz güleceğiz” diyerek darbenin kime yaradığını açıkça itiraf etmişti. Anımsanacağı gibi, 15 Temmuz darbe girişimini Erdoğan ve iktidar çevreleri de “Allah’ın lütfu” olarak değerlendirmiştir. Zira Türkiye’yi ekonomik ve siyasi olarak derin bir krize sürüklemiş olan AKP, iktidarını sürdürebileceği ideolojik araçları tüketmiş ve bu nedenle baskı aygıtını çok daha etkili biçimde kullanma amacıyla kalede açılan gedikleri OHAL uygulamalarıyla tahkim etmeye çalışmaktadır.

Peki işçilerin hak kayıplarının arttığı grev ve eylemlerinin yasaklandığı bu durumda işçilerin savunma, hak alma ve sömürüden kurtulma araçları olan sendikalar ne yapıyor? Sendikaların durumu nedir?

SGK verilerine göre Türkiye’de toplam 10 milyonun üzerinde kayıtlı işçi çalışıyor ama sendikalara kayıtlı işçi sayısı 922 bin. Yani işçi sayısının yüzde onu bile sendikalarda örgütlenmiş değil. Bu durumda sendikaların ne yapması gerek? Bütün gücüyle ve enerjisiyle örgütsüz işçi yığınlarını örgütlemesi gerekmez mi? Peki İşçi sendikaları ne yapıyor? Ya İSDEMİR’de Çelik-İş ve Türk Metal’in yaptığı gibi işçileri örgütlüyormuş gibi yapıp onları sendikasız ve toplusözleşmesiz bırakıyorlar; ya da Belediye-İş’in yaptığı gibi şube başkanının sendikadan kesin ihracı ve genel merkez yönetimine şube kapatma yetkisi verilmesi için olağanüstü kongre topluyor. Yani muhalifleri temizleme operasyonu...

Sonuçta bütün sendikalar işçi temsilcilerini ya atamayla belirliyor; ya da seçimle gelse bile merkeze biat etmeyenler ihraç ediliyor.

Bu durumda işçilerin yeni bir sendikal anlayışı hayata geçirmeleri gerekmektedir. İşçiler şunu iyi bilmektedirler: Bozuk makineden düzgün ürün çıkmaz. Bu bakımdan eğer yaşam koşullarının düzelmesini istiyorlarsa önce bozuk olan bu sendika mekanizmasını yeniden yapılandırmalıdırlar. Yönetimi değiştirmekle bu sendikalar değişmez. Sonuçta şoförü değiştirseniz bile araç eskiyse siz yine yolda kalırsınız.

Temsilcilerden başlamalı değişiklik. Delege usulü seçim sistemi işçileri bölme ve aldatmadan başka işe yaramıyor. Tamamen işçilerin iradesine tabii bir yönetim oluşması için işçilerin seçtiği ve ancak işçilerin görevden aldığı temsilcilerin meydana getirdiği işyeri işçi meclisleri, yönetimi seçmeli ve yetersizlik durumunda yine bu işçi meclisi yönetimi görevden almalı. Ancak bu şekilde yapılandırılan bir sendika işçilerin denetimine geçer.

Renault işyerinde Türk Metal’i devreden çıkarıp kendi temsilcileriyle işverene karşı pazarlık yaparak isteklerini kabul ettiren metal işçilerini burada hatırlatmak isterim. İşçilerin güvenini kazanmayan sendikacılığın işçileri toparlama şansı olamaz.

www.evrensel.net
ETİKETLER işçisendika