Subliminal değil gerçek mesaj

Subliminal değil gerçek mesaj

Fatih Polat yazdı: Gazetecileri 'subliminal mesaj'la suçlayarak hapse atanlar, provokatif yılbaşı manşetleri için ne yapacaklar?

Fatih POLAT

Yeni yıla henüz yeni girmiştik. 1 saat ancak olmuştu.  Beşiktaş’ta ofisi olan arkadaşım, karikatürist Ertan Aydın aradı ve Çırağan Caddesinden Ortaköy yönüne doğru sayısız ambulansın geçtiğini söyledi. “Dalga dalga ambulanslar geçiyor, kesin çok önemli bir şey var” diyordu Ertan. Az sonra Ortaköy’deki gözde eğlence merkezi Reina’da uzunlu namlulu silahlarla saldırı olduğu haberi geldi. Önce yaralı haberleri verildi ve ölü sayısına girilmedi. Bu olayın sıcaklığından ve yayıncılığın gerektirdiği sorumluluktan da kaynaklanıyor olabilir. Sonuçta insan hayatı söz konusu ve herkes o gece Reina’ya giden yakınları için endişeleniyor.

Az sonra İstanbul Valisi Vasip Şahin konuştu ve 35 kişinin bu saldırıda hayatını kaybettiğini söyledi. Şahin, hiçbir suçu olmayan, sadece eğlenmek için orada bulunan insanlara saldırı yapıldığı vurgusunu yaptı. Ardından konuşan bakanlar da “Eğlenen masum insanlara saldırdılar” sitemini yineledi. Onların ardından açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, saldırının “birliğimizi hedef aldığını” söyledi.

Burada birkaç noktaya dikkat çekmek gerekiyor. İktidarın yılbaşı kutlamalarına sıcak bir yaklaşım içinde olmadığı sır değil. İktidarın zihniyetine yakın gazetelerden, ‘Milli Gazete’, 31 Aralık günü ‘Bu son uyarı: KutlaMA!’ manşeti ile çıkarak bundan böyle yılbaşının kutlanmaması çağrısı yaptı.

Gazetenin manşetinde “Cuma hutbesinde ‘Mümine yakışmaz’ uyarısı” başlıklı bir unsur haber de iri puntolarıyla dikkati çekiyordu.
Bu ülkede gazetecileri “Darbe ile ilgili subliminal mesaj vermek” ile suçlayarak cezaevine koyanlar, bu kadar açık provokatif yayıncılık için, bu tür Cuma hutbeleri için ne yapacaklar acaba şimdi. İyimser olan var mı bu konuda?

Akit de, 1 Ocak günü, yani bu alçak saldırıdan hemen sonra, “Medeniyetiniz batsın” manşeti ile çıkarak yeni yıl kutlamalarını hedefe koydu.

Bakanların ve diğer devlet yetkililerinin, bu tür saldırıların yeni yıla da sarkması karşısında sadece “terörü kınama” söylemi ile yetinmesi ve başka da bir sorumluluk almaması kabul edilebilir mi? Bu ülkede çok uzun bir zamandır kendi yetki alanında yaşananlarla ilgili bir muhtarın dahi istifa etmemesi normal bir durum olarak kabul edilebilir mi? Aklı başında herkes bu tür saldırılarla, sadece güvenlik önlemleri alarak başedilemeyeceğini bilir. Kaldı ki onun da bizde nasıl işlediğini hatırlamak için 10 Ekim Ankara Katliamı’na, son olarak da Rusya Büyükelçisinin bir polis tarafından nasıl öldürüldüğüne bakılsın.

Bu tür saldırılar karşısında sorulması gereken temel bir soru şudur: Bu saldırılar hangi politik ortamın sonucu olarak gerçekleşiyor?

Eğer devletin zirvesinden “birliğimiz hedef alınıyor” denmekle yetinilirse, bu, bu tür soruların sorulmasının dahi zorlaştırıldığı bir devlet iradesi demektir.

Olayın nasıl gerçekleşmiş olabileceğine gelince; akla elbette ilk ihtimal olarak IŞİD ya da benzeri bir radikal İslamcı terör örgütü geliyor. Eğer öyleyse bu ülkenin, bu tür örgütlerin bu eylemlerinin rutin hale geldiği bir ülkeye nasıl dönüştüğünün açıklanması gerekiyor.

Bu sorunun yanıtını verecek kişi bizim mahallenin bakkalı Mehmet Efendi olamaz. Bu soruyu devlet, iktidar yanıtlamalı.

Eğer bu saldırı bir ya da daha fazla sayıda kişinin, yapılan yayınlardan, yayınlanan hutbelerden etkilenerek yaptığı bir eylem ise daha da tehlikeli. O zaman Türkiye, böyle bir atmosferden etkilenerek eline silahı alanın gözüne kestirdiği bir bara dalabileceği bir ülke haline geldi demektir.

Evet, kim hesap verecek?

www.evrensel.net