2017 mücadeleye Ekim Devrimi’nin ışığının vurduğu  yıl olsun

2017 mücadeleye Ekim Devrimi’nin ışığının vurduğu yıl olsun

İhsan Çaralan, 2016’nın ‘kara tablosu’nu ve 2017’ye devreden mücadelenin dayanaklarını kaleme aldı.

İhsan ÇARALAN

2016, 

* En gelişmiş ülkelerde de en yoksul ülkelerde de halkların huzursuzluğunun, güvenli bir gelecek endişesinin hızla büyüdüğü,

* Cihadist terör saldırılarının sınır tanımadığı, “terör korkusu”nun dünyayı sardığı,

* İşsizlik, yoksulluk ve iç savaşların kıtalar arasında büyük göç dalgasını büyüttüğü,

* Kapitalist dünyada “Büyük ekonomik kriz geliyor!”, “Küreselleşme stratejisi çöktü!” çığlıklarının yükseldiği,

* Donald Trump’ın ABD Başkanı olarak seçildiği,

* ABD ve AB ülkelerinde ırkçılığın, yabancı düşmanlığının, İslamofobinin, faşizmin, en gerici akımlarının güç kazandığı,

* Gelişmiş ülkelerden başlayarak işçi sınıfı ve emekçilerin tarihsel kazanımlarına karşı sermaye cephesinden yeni saldırıların yapıldığı, 

* Emperyalist-kapitalist dünyanın çivisinin çıktığı,

* Yoksulluk ve işsizliğin iç savaşların yayılıp kıtalar arasında göçün ve sığınmacılığın zirveye çıktığı bir yıldı.

2016 TÜRKİYE TABLOSU FARKLI MI?

Türkiye için de bundan daha parlak bir tablo oluşturamayız.

2016 Türkiye’de,

* Tek parti tek adam rejimi girişimlerinin ete kemiğe büründüğü,

* Biri Hükümete karşı başarısız, öteki halka karşı başarılı iki darbenin yaşandığı,

* 20 terör saldırısının gerçekleştiği,

* Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalede bulunduğu, sınır ötesinden de asker ölümlerinin yaşandığı,

* Türkiye’nin Terörle Mücadele Yasası, OHAL ve KHK’lerle yönetildiği, 

* 15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle ilan edilen OHAL’e dayanılarak gazetelerin, TV kanallarının, dergilerin, yayınevlerinin kapatıldığı, yüzlerce gazeteci hakkında soruşturma açılıp pek çoğunun tutuklandığı,

* Halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarının ve yöneticilerin görevden alınıp yerlerine kayyım atandığı,

* Meclisin üçüncü büyük partisinin eş başkanları dahil 12 vekilinin cezaevine atıldığı, HDP ve DBP’nin yüzlerce yöneticisi ve üyesinin tutuklandığı,

* AKP Hükümeti’nin tüm devlet kurumlarında aşağıdan yukarı kadrolaşmak için hak-hukuk tanımadan elindeki bütün imkanları seferber ettiği, 

* Meclisin ve yargının, fiilen lağvedildiği, bütün yetkilerin tek kişide toplandığı, 

* AKP ve MHP’nin fiili koalisyon kurduğu,

* Rusya Büyükelçisinin Ankara’da bir polis memuru tarafından katledildiği bir yıldı.

FATURA KİME ÇIKACAK, MÜCADELESİ 2017’YE DEVREDİLDİ

Bu tabloda, işçi sınıfı ve emekçilerin yer yer yüz binlerle (Fransa ve Brezilya’da olduğu gibi) sokaklara taşan eylemleri, kadınların eşitlik mücadelesi, çeşitli ülkelerde halkların özgürlük talepleri ve halkların kurtuluş mücadelesinin ifadesi olan kıvılcımların yaydığı ışık hüzmeleri olmasaydı çok daha “karanlık” bir yıl olurdu.

Kuşkusuz, 21. yüzyılın başlarında insanlığın karşı karşıya kaldığı bu tablo, emperyalist kapitalist dünya sisteminin mimarı olan tekellerin ve büyük emperyalist devletlerin dünyanın sorunlarını çözemediklerinin, “küreselleşme” dedikleri ”burjuva ütopyası”nın  balonunun patlamış olduğunun ifadesidir. Başka bir deyişle bu tablo, emperyalist kapitalist sistem içinde yaşayan halkların -tepkilerini ister cihadist ayaklanmalar, ister özgürlük savaşları, ister işçi sınıfı ve emekçilerin sömürüye karşı mücadeleleri şeklinde göstermiş olsun- artık böyle yaşamak istemediklerinin ifadesidir.

Eğer bu kara tablonun işaret ettiği sorunların faturası, kendiliğinden sistemin sahiplerine çıkmış olsaydı; işçilerin, emekçilerin, barış ve kardeşlik dünyasından yana olanların dünyanın karşı karşıya kaldığı büyük sorunları dert etmeleri gerekmezdi. Ama gerçek dünyada işler böyle yürümüyor. 

Sınıflar mücadelesinin deneyimleri her gün doğrulamaktadır ki, kapitalist dünyada krizlerin kaçınılmaz olması gibi kapitalistlerin kurdukları düzen de sonsuza kadar sürmüyor. Ama krizler ya da inşa edilen sistemin çöküşü, kapitalizmin çöktüğü, “kendiliğinden” yıkılıp gittiği ya da yıkılıp gideceği anlamına gelmiyor. Krizlerle bağlantılı olarak kapitalist düzenler çökerken belki bazı büyük firmalar da çöküyor ama başka kapitalist firmalar, “yıkımı” fırsata dönüştürürken, “düzeni” de ihtiyaçlarına göre yeniden inşa ediyorlar. Fatura ise, krizle çöken firmalara çıkıyor gibi görünse de, asıl olarak işçi sınıfına, emekçilere ve dünya halklarına çıkarılıyor. 

2016’nın karanlık tablosu bize, bir yandan mevcut, neoliberal politikaların yön verdiği “küreselleşme” adı verilen “yeni dünya düzeni”nin  çökeceğini göstermektedir ama aynı zamanda bu çöküşün faturasının işçi sınıfına, emekçilere, halklara çıkarılabileceğinin haberini vermektedir. Tabii ki, işçi sınıfı ve emekçiler bu çöküşün faturasını sermayeye, düzenin sahiplerine yıkacak bir mücadele etrafında birleşip, sermaye güçlerinin saldırılarını püskürtecek bir mücadele yürütemezlerse!

2017 ÖZGÜRLÜK VE EMEK MÜCADELESİ İÇİN YENİ OLANAKLARIN YILI OLACAK

Erdoğan-AKP iktidarının eseri olan 2017’ye devreden Türkiye tablosu da en az dünyanın tablosu kadar, acil çözümler bekleyen sorunlarla dolu.

Dahası 15 yıldır Erdoğan-AKP iktidarının Türkiye’yi getirdiği yer, bizzat iktidar tarafından ;

* “Eğer Türkiye başkanlık sistemine geçmezse ayakta kalamaz, bölünür”

* “Eğer El Bab’ı almazsak Diyarbakır ve Ankara riske girer”

* “Eğer Kürt güçlerini yenemezsek, Suriye’nin kuzeyinde Kürt bölgesi oluşursa, milli güvenliğimiz tehdit altına girer” denilen, iç ve dış politikada bir çöküşün itiraf edildiği bir noktadadır.

AKP Hükümetlerinin uzun yıllar içerisinde ülkeyi getirdikleri yeri, kara propaganda malzemesi olarak kullanan AKP, başlıca alanlardaki politikalarının çöküşünü kendisi için bir fırsata dönüştürmek için;

* Başkanlık sistemini dayatmaktadır.

* Suriye’ye askeri müdahalede bulunmuş, Irak’ta da bunun denemelerin yapmaktadır.

* Kürt sorununda yüz yıllık çözümsüzlüğe, “askercil çözüme” dönmüştür.

* Ülkeyi fiili bir AKP-MHP koalisyonuna mahkum etmiş; ülkeyi TMY, OHAL ve KHK’lerle yönetme çaresizliğine sürüklenmiştir! 

* Ekonomi ise artık hiçbir popülizme de tahammül edemeyeceği, kriz etkenlerinin yükseldiği bir sürece girmiştir.

Dahası öyle görünmektedir ki, 2017’nin ilk yarısında gerek iç ve dış politikada, gerek ekonomide, gerekse “başkanlık sistemi dayatmasında , “Bundan sonra ne olacak?” belirsizliğinin kalkacağının işaretleri çoğalmıştır.  Ve beş yıldır sürdürülen Suriye politikasından neden dönüldüğü, Rusya-İran çizgisine neden girildiği, Suriye’de TSK askerlerinin neden öldüğüne dair sorular büyüyecek gibi görünmektedir.

Öte yandan 2017’nin metal işkolunda büyük metal sözleşmesi yılı ve işçilerin hem MESS’le hem de Türk Metal’le hesaplaşma yılı olması için koşullar hayli uygundur.

Dahası 3 milyon kamu emekçisi 2017’de Hükümetle sözleşmeye oturacaktır. Ama bundan da önemlisi, kamu emekçilerinin iş güvencesi mücadelesi 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki gelişmeler içinde kamu emekçileri için yeni ve çok yakıcı bir talep olarak öne çıkacak görünmektedir.

Ekonomideki gelişmeler ise, elbette bir yandan “kriz korkuluğu” sallanarak emekçi taleplerinin bastırılması için kullanılacak olsa da artan enflasyon ve gerçek ücretlerdeki düşüş, emekçi haklarına yönelik saldırılar, işçileri ve emekçileri daha fazla mücadele için zorlayacak etkenleri de yükseltecektir.

Demek ki 2017, Türkiye’de hem iç ve dış politika hem de emek cephesinin mücadelesi açısından  2016’ya göre daha çok ışık hüzmesinin, karanlık tabloyu aydınlattığı bir yıl olma imkanlarını sunmaktadır. Burada “gerek şart” ise, Türkiye’nin demokrasi güçlerinin ve emek mücadelesinin ileri güçlerinin kendi üstlerine düşeni yapmalarıdır. Çünkü hiçbir olanağın kendiliğinden gerçeğe dönüştüğü görülmemiştir. 

EKİM DEVRİMİ’NİN 100. YILININ IŞIĞINDA

2017 belki de dünyada ve Türkiye’de bir bakıma 2016’nın “karanlığını” yırtacak işçi-emek mücadelesinin, çevre ya da kadın gibi özgül alanlardan yükselecek mücadelelere sahne olacaktır. Ama, sınıfsız ve sömürüsüz, barış içinde bir insanlık dünyasına geçmeden kapitalizmin yarattığı, sömürüden, açlık, yoksulluk ve savaşlardan, ırkçılık ve faşizm gibi insanlık dışı yönetim biçimlerinden nihai olarak kurtulmak olanaklı değil. 

İnsanlık, 1917’de Büyük Ekim Devrimi’yle nihai kurtuluşun yolunu açtı. İnsanlık tarihi, bugün de kapitalizmin yarattığı bütün sorunlardan kurtulmak için kısmi taleplerle değil, sömürünün ve sınıfların ortadan kaldırılması amaçlı “bütüncül” talepler üstünde yükselen bir mücadelenin zorunlu olduğunu bize açıkça gösteriyor. 

İşte 2017, insanlığın kapitalizmden kurtuluşunun yolunun açılmasının 100.yıl dönümü olarak, bütün dünyada kutlanacaktır. Kapitalizmin ortadan kaldırılması mücadelesinin işçi sınıfı ve emekçilerin ileri kesimleri, gençlik ve kadın mücadelesinin ön cephesinde yer alanlar ve aydınlar arasında yaygınlaştırılması için yıl boyunca etkinlikler düzenlenecektir. Dolayısıyla 2016’nın ‘17’ye devrettiği “karanlık tablo” üstünde oluşacak kıvılcımların harlanması, mücadeleye Ekim Devrimi ışığının yansıtılması önemli olacaktır.

Ekim Devrimi’nin 100. yıl etkinlikleri dünya ölçüsünde Marksist Leninist Partiler ve Örgütler Konferansı (CİPOML) tarafından koordine edilecek. Türkiye’de bu etkinlikleri Emek Partisi düzenleyecek. 

Burada konumuz açısından önemli olan ise, Ekim Devrimi’nin temsil ettiği sınıfsız, sömürüsüz, barış içinde bir dünya, işçi sınıfının ve ezilen halkların dünyası ile kapitalizmin sık sık yeniden krizlere yol açan, yıkıma uğrayan dünyasının insanlığa neler getirdiğinin kıyaslanması, bugünkü mücadeleye ışık tutmasıdır. 

2017’nin işçi sınıfının ve ezilen halkların mücadelesine yeni dayanaklar sunan, Ekim Devrimi’nin değerlerinin yaygınlaştığı bir yıl olması dileği ile.. 

www.evrensel.net