OHAL’in ekonomi politiği

OHAL’in ekonomi politiği

İktidar anayasal güçler ayrılığını ve demokratik temelleri hiçe saydıkça bunun ekonomiye yansımasının olmayacağını beklemek büyük bir yanılgı olurdu.

Bülent FALAKAOĞLU

OHAL’in ekonomi politiğinin çerçevesini çizmeden önce şu soruya kısaca yanıt vermenin anlamlı olduğunu düşünüyorum: OHAL’in ilk elden ekonomik etkileri ne oldu? 

Ya da soruyu şöyle soralım, Türkiye’nin son dönemdeki ‘olumsuz’ ekonomik tablosunda OHAL’in de etkisi var mı?  

Türkiye ekonomisi temmuz-eylül (Yılın üçüncü çeyreği) ayları arasında yüzde 1.8 oranında küçüldü. Küçülme imalat sanayiinde yüzde 3.2’yi buldu. Kurlar yükseldi. İşsizler ordusuna son bir yılda 420 bin kişi eklendi. Kapanan şirket sayısı yüzde 40 arttı. Çek-senet ödemeleri aksıyor. Piyasalar zorda!   

Söz konusu ekonomik tablonun oluşmasındaki etkenler üç başlıkta toplanabilir. Birincisi dış etkenler; Amerikan Merkez Bankası Fed’in faiz artırması, daralan dünya ekonomisi vb. İkincisi jeopolitik riskler; Irak ve Suriye’de süren savaş, kaos vs.

Üçüncüsü ise Türkiye’nin iç politikasıyla ilgili. Süreci olumsuza doğru sürükleyen dış rüzgarlar olsa da, Türkiye diğer ülkelerden daha fazla etkilendi. Örneğin bütün ülkelerin para birimi dolar karşısında değer yitirdi. Ama en çok TL değer kaybetti. 14 Temmuz’dan bu yana TL dolar karşısında yüzde 20 değer yitirirken, aynı süre içinde en çok değer kaybedenler listesinin ikinci sırasında bulunan Meksika Pezosu’nun değer kaybı yüzde 10 oldu. 

Kısacası karşılaşılan ekonomik sıkıntıda, OHAL’in de katkı sunduğu, ‘ev yapımı’ bir sorun da var. Başkanlık türü totaliterleşmeye götüren Anayasa değişikliği. AB ile izlenen gerilim politikaları. Şirketlere keyfi el koymanın piyasada yol açtığı daralmalar gibi...

EL KOYMA SÜRECİ

Vatandaşa ekonomik faturalar çıkarmanın ötesinde OHAL’in iktidar açısından ekonomi politik bir yanı var. Tartışmasız darbe girişimi sistem değişikliği için iktidara büyük bir fırsat sundu. İşte o fırsatları değerlendirmenin zemini OHAL uygulamaları yarattı. OHAL sadece siyaseten ön açmakla kalmadı aynı zamanda ekonomik hamleler için de iktidara geniş olanaklar hazırladı. 

Sistem değişikliği sadece siyasal bir müdahaleyi barındırmaz. Aynı zamanda sermaye birikim olanaklarının, sistem değişikliği yapmak isteyen gücün etrafındakilere aktarılmasını da içerir. Bu gerçeklikten hareketle OHAL’in sermaye birikim yatağını hangi yöne değiştirdiğine bakmak gerekir.

Gözümüzün önünde açıkça yaşananlar var bir de daha örtülü bir şekilde gerçekleştirilenler... Açıktan yapılanlara örnek: OHAL ve KHK’ler aracılığıyla, piyasa kuralları ve hukuki normların hiçe sayılarak yapılan mala mülke el koyma işlemi. “Özel mülkiyet hakkı” falan denilmeden mallar adeta yağmalanıyor. 

El konulup TMSF’ye devredilen şirketlerin AKP’nin etrafındaki sermaye gruplarına aktarılacağını söylemek kehanet olmaz. Zira AKP iktidarı döneminde TMSF’deki varlıkların, “fiyatı düşür, yandaşa sat, yargının iptal kararlarını uygulama” yöntemleriyle elden çıkarıldığı herkesin malumu. 

Gözümüzün önünde gerçekleşen el koymaları, AKP’nin, siyaseten kendisi için sorunlu alanlarda sınırlayacağını düşünmek büyük bir yanılgı. Zira el koymanın kapsamı çoktan genişledi ve yayıldı.

ŞİRKETLERLE SINIRLI DEĞİL

Böylesi süreçlerde bir sermayedardan alınıp diğerine verilmekle yetinilmeyeceğinin... Ne var ne yok palazlandırılarak sermayeye aktarılacağının en somut örneklerinden biri de, ekim ayında torba yasa ile kabul edilen ve yürürlüğe giren 80. madde. Buna göre, “milli değerleri” gerekçe göstererek Bakanlar Kurulu onay verdiği anda, kazmayı kapıp istediğiniz doğaya istediğinizi yapabilirsiniz. Bu yaşam alanına nobranca bir el koyma değilse nedir? 

Devletin üst bürokrasisinde yapılan tasfiyeler, 100 bini aşan sayıda kamu görevlisinin uzaklaştırılması... İş güvencesinin gasbı kadar, kırıntısı kalmış olsa dahi, eşit bir kamu hizmetinin tasfiyesi değil midir? 

Kürt şehirlerinin belediyelerine kayyım atanması, yönetimle birlikte kolektif bir birikimin el değiştirmesine yönelik başlangıç adımı değil midir?

Onlarca basın yayın kuruluşunun kapatılması haber alma ve basın özgürlüğüne el konulması değil midir?

Üniversitelerde iktidardan yana değil toplumdan yana bilim anlayışına sahip olanların üniversite dışına itilmesi toplumu aydınlatan ışığın karartılması değil midir? 

Yüzlerce derneğin kapısına kilit vurulması, demokratik araçlarımızın elimizden alınması değil midir? 

Küçük birikim alanlarına müdahalenin de hızla ilerlediğini gösteren bu örnekler, yandaşlar da dahil, tüm emekçilerin sesinden, geleceğinden, cebinden çalınması değil midir? 

SİYASETİN YANGINA KATKISI

OHAL rejimi altında iktidarın piyasa kurallarını hiçe saydığı, devlet kurumlarını keyfe keder çalıştırdığı çok açık. Doğal olarak bu durum ekonomiye yani vatandaşa yansıyor.

İktidar çeşitli bahanelerle anayasal güçler ayrılığını ve demokratik temelleri hiçe saydıkça bunun ekonomiye yansımasının olmayacağını beklemek büyük bir yanılgı olurdu. Piyasalar, sermayedarlar demokrat olduğu için değil elbet. Çıkarları gereği güven duymadıkları ortamdan kaçacakları için.

Yabancı sermaye gelirken dünyanın faizini aldı, ucuz emek kullandı. Emekçiye gelirken bu faturaları çıkaran sermaye şimdi kaçarken de işçiye, emekçiye, esnafa, işsize fatura çıkarıyor: Döviz kuru yükseliyor. Faizler artıyor. Enflasyon yükseliyor. Belirsizlik arttıkça, şirketlerin borç alacak ilişkisi tıkanıyor. Tıkanıklık çalışana işten atılma olarak yansıyor vs. 

Türkiye ekonomisinin büyüme temposu yavaş. Kredi kartıyla iç talebin canlanmasına, devlet harcamalarının artırılmasına, inşaata bel bağlanıyor. Fakat vatandaşın geleceğe dair iş, aş, tasarruf umudunu gösteren güven endeksi düşmüş durumda. Darbeyi atlatmanın coşkusu giderek yerini umutsuzluğa ve gerçeklerin kendisine bırakmış vaziyette. Yani “tüketerek büyüyeceğiz” beklentisi de boş. 

Yaşadığımız ekonomik ‘sıkıntıların’ ardında “politik bir kriz” de yatıyor. Dolayısıyla demokratikleşmeden, öncelikle OHAL’i kaldırmadan, Başkanlık türü totaliterleşmeye götüren niyetlerden uzak durmadan kriz üreten ekonomiden çıkış mümkün gözükmüyor.

www.evrensel.net