Otoriteryanizm altında  kentsel mekan ve mücadele

Otoriteryanizm altında kentsel mekan ve mücadele

Cihan Uzunçarşılı Baysal, 2106'da kentsel dönüşüm, kent politikaları, konut hakkı üzerindeki hükümetin baskılarını yazdı.

Cihan UZUNÇARŞILI BAYSAL

Öncelikle neden OHAL değil de otoriter yönetim? Olağanüstü Hal rejimi, adından da anlaşılacağı üzere olağan dışı olsa da kısmi ve geçici bir hukuk rejimidir. Kriz durumlarında, yürütme organına tanınan olağanüstü yetkiler olsa da bunlar siyaset ve yargı denetimine tabidir. Krizin aşılması, güvenliğin yeniden tesisi için hangi alana müdahale yapılacak ise müdahale o alanla sınırlı olmak zorundadır; geçici süre içindir. Genel ve ileriye dönük düzenlemeler yapılamaz. Bu bağlamda, yürürlüğe giren 15. madde durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası insan hakları mekanizmalarını da ihlal etmemek kaydıyla hukuk devleti çerçevesinde düzenlemedir. Öte yandan15 Temmuz ertesi ülke düzeyinde ilan edilen OHAL, en başta AB, Avrupa Konseyi ve BM ilgili birimlerinin ikazlarından anlaşılacağı üzere OHAL sınırlarının dışına taşan keyfi uygulamalar getirmiştir. Dolayısıyla bugün karşı karşıya olduğumuz siyasi rejimi OHAL ile tanımlamak ve hemen her düzenlemeyi OHAL çerçevesinde değerlendirmek, hukuk devleti normları ve demokrasiden koparak otoriteryanizme kayan rejimi görünmez etmektedir. 

Gidişat, kent ve mücadele bakımından ne ifade etmektedir? Çarpıcı gelebilir ancak otoriteryanizmin 15 Temmuz’un çok öncesinde kentsel mekanlar üzerinden kendini inşa etmeye başladığını iddia edeceğiz. AB uyum sürecine ve kendi muhafazakar tabanına da yönelik olarak bireysel hak ve özgürlükler ile kimlik açılımlarını gerçekleştiren AKP, böylece kendini, vesayetçi demokrasiyi, askerin sultasını, Kemalizm’in monşerler devletini yıkan  “Muhafazakâr Demokrat Devrim” şampiyonu olarak kabul ettirdi. Oysa aynı dönemde neoliberal sisteme eklemlenmek üzere gerçekleştirilen ekonomi politikaları, sosyal ve ekonomik hakları tırpanlanmakta emekçiye, dar gelirliye yaşamı dar etmekteydi.  

Kent ve konut hakkı da bu politikalardan azade olamadı ve AKP otoriteryanizmi kentsel mekan üzerinden görünür oldu: 2002’de TOKİ’nin hegemonik yeniden yapılandırılması, 2011’de kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile katmerleşen merkezileşme, dozer dönüşüm yasaları, mahalle yıkımları, zorla tahliyeler, TOKİ silolarına zorla yeniden iskanlar… Kent mücadelesindeki her hukuki kazanım ertesinde yeni düzenlemelerle kadük edilen hukuk, cim karnında nokta değişikliklerle iptal edilen planların ve riskli alan kararlarının yeniden kotarılışı, kamu yararı yerine sermaye yararını gözeterek tarih ve kültür varlıklarını, yeşil alanları, yaşam alanlarını sermayenin talanına açan yerel ve merkezi yönetimler, koruma kurullarının dönüştürülüşü, meslek odalarına baskılar ve tekmili birden mekan üzerinden hukuk devleti ilkeleri ve demokratik mekanizmaların hiçe sayılışı… Otoriteryan kentsel müdahalelerin şahikası ise olağanüstü zaman düzenlemeleri acele kamulaştırmaların sıradanlaştırılmaları oldu. Ardı ardına mahkemelerden dönen riskli alan kararlarına karşı yasaya eklenen “güvenlik gerekçesi” ile de hemen her mahalleyi riskli alan ilan etmenin yolu 15 Temmuz öncesinde bulundu. Kent merkezinde kim kalacak, hangi kentsel kamusal varlık kime peşkeş çekilecek, kupon araziler (mesela askeri alanların TOKİ ve belediyelere devirleri için çalışmalar 15 Temmuz öncesinden 2013’te başlatılmıştır; hatta 2009’da dönemin Kültür Bakanı Günay’ın basın açıklamaları vardır) nasıl gasp edilecek her şey en tepeden hesaplanageldi. 2011 seçimleri önemli bir eşiktir. Tepeden inme çılgın projeler, büyüme/ gelişme söylemi altında milli gururun sırtını sıvazlayarak kentsel otoriteryanizme meşruiyet inşa ettiler. Unutmayalım ki her diktatörün hayalinde adını geleceğe kazıyacak bir mega proje vardır! 

DEVLETLEŞEN ŞİRKETLERİN, ŞİRKETLEŞEN DEVLETE SIRT DAYAMASI

Öyleyse değişen ne? Mahallelerin basın açıklamalarında, bilirkişi keşiflerinde bazen TOMA’ları görsek de bugüne dek konut hakkıyla ilgili etkinliğin güvenlik güçlerince basıldığına şahit olmamıştık, ta ki Sultangazi ilçesinin 18 Aralık panel- forumunun hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeden maskeli, silahlı özel harekat tarafından basılarak yasaklanmasına dek! Mahallelerin konut hakkı mücadelelerinin önemli ayağı olan toplantıların güvenlik gerekçesiyle engellenmesi mücadeleye ket vuracaktır. Terör saldırıları karşısında, riskli alan kararlarına torba yasayla eklenen güvenlik gerekçesi ise elverişli bir araç olarak ülke boyu uygulamaya sokulabilir. Sur’un, Cizre’nin yeniden inşasında devreye girmek için yaratılan bu mekanizma, riskli alan kararı iptal edilmiş Armutlu’nun yeniden riskli alan ilan edilişinde kullanılacak mı göreceğiz. Başta askeri alanlar olmak üzere projeleri çok önceden kotarılmış kentsel kamusal alanlara müdahalelerin kolaylaştığını da söyleyebiliriz. Nitekim Validebağ Korusu, Yedikule Bostanları ve Belgrat Ormanı’na yönelik projelerin (Dekovil Hattı, Park Orman) birer ikişer zuladan çıkartılmaları tesadüf değildir. Kentsel mekan üzerinde hukuk zaten guguk edilmişti ancak normlar hiyerarşisinin de baypas edildiğini, yasaları ihlal eden düzenlemelerin uygulamaya konulduğunu görmekteyiz. Boğaziçi Yasası’nı ihlal eden Beşiktaş planları ile Tarihi Yarımada’da Koruma Kurulu’na ait yetkiyi yerel yönetime devrederek 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası’nı ihlal eden düzenleme ilk örneklerdir. Kabataş’ın beton Martı projecisi Hakan Kıran’ın Mimarlar Odası yöneticilerine, Beyoğlu’ndaki tarihi binayı otele çevirecek AK-Ka inşaatın Laterna Kafe işletmecisi Şeker Teyze’ye, silüet katili Taş Yapı’nın Kadıköy Belediyesi’ne açtıkları tazminat davalarını ise devletleşen şirketlerin, şirketleşen devletin otoriteryanizmine sırt dayamaları olarak okuyabiliriz. 

Kent Hakkı mücadelesi hiçbir zaman kolay olmamıştı; daha zorlaşacağından kuşku yok. Öte yandan, kentin kimin kenti olacağını tayin eden bir demokrasi mücadelesi olmasından dolayı, otoriteryanizme karşı mücadelenin önemli ayaklarından biri olacağına da kuşku yok.  

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.