Suriye ve Rojava’nın 1 yılı

Suriye ve Rojava’nın 1 yılı

Fehim Işık Suriye'de yaşanan savaş ve Rojava ile ilgili gelişmeleri yazdı.

Fehim IŞIK

Suriye ve Rojava, 2011’de başlayan ve giderek aktör sayısı artan bir savaşın mağduru olarak 1 yılı daha geride bıraktı. Acılar, göçler, ölümler, katliamlar bu yaralı coğrafyadan elini 2016’da da çekmedi.

Bu coğrafyada savaşın ilk gününden günümüze gelinceye kadar 13 milyon insan içerde bir başka kente veya çoğu sınırdaş devletler olmak üzere dışarıya göç etti, yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Sekiz milyon civarındaki iç göçten, diğer bölgelere nazaran daha güvenli olan Rojava kantonlarına göç edenlerin sayısı neredeyse 900 bin civarında. Bu göçlerin ancak son bir yıldaki sayısı ciddi anlamda kayıt altına alınabilmiş. Bu nedenle 2016 yılında 128 bin 125 kişinin Suriye’nin farklı bölgelerinden Rojava’nın 3 kantonundaki 7 ayrı kampa yerleştirildiğini biliyoruz.

Tüm göçmenler elbet kamplarda kalmıyor. BM’nin gerekli desteği vermekte sıkıntı yaratması, Rojava Özerk Yönetimi’nin BM tarafından hala resmi muhatap olarak görülmemesi, bunun yanı sıra Türkiye gibi bölge devletlerinin sert tutumu nedeniyle yaşam şartları giderek zorlaşan Rojava’daki kamplarda kalamayıp kendi olanaklarıyla yaşamaya çalışanların sayısı da kamplarda kalanlardan az değil.

2016’ya gelirken Suriye’de yaşanan önemli gelişmelerden biri de vekalet savaşının yerini giderek asıl aktörlerin sahaya indiği bir savaşa bırakması. 2015’in son aylarına doğru, Ekim ayında Rusya, Esad’ın çağrısı üzerine Suriye’de açık bir biçimde Esad’ın yanında yer aldı, rejimin çıkarlarını koruyan ve nihayetinde yılın son aylarına doğru Halep’i radikal İslamcılardan, Selefist örgütlerden temizleyen etkili operasyonlara imza attı. Suriye iç savaşının kaderini değiştirecek bu gelişme, bazılarının artık 3. Dünya Savaşı diye tabir ettiği yeni paylaşım döneminin de başlangıcıdır.

TÜRK-RUS GERGİNLİĞİ VE İLİŞKİLERİN RESTORASYONU

Rusya’nın devreye açıktan girmesi, başlangıçta Türkiye’nin tepkisine neden oldu. Kürtlerin kazanımlarını yok etmek üzere kurgulanmış Anti-Kürt politika, Suriye’de Anti-Esad politika ile at başı yürütülüyordu. PYD şahsında Suriyeli Kürtler rejimle işbirliği içinde gösterilerek iki yönlü karşıtlık tek potada buluşturuluyordu. Şu da açık; Rusya, Türkiye’nin en azından Anti-Esad politikasına ciddi sekte vuracak bir güçtü ve bu Türkiye’nin istediği bir durum değildi. Daha Rusya’nın bölgeye girdiği günlerde bunlar konuşulurken, 24 Kasım 2015’te Rus uçağı düşürüldü. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “Emri ben verdim” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’ya en üst perdeden kabadayılık yaptı. Suriye 2016’ya giderek dozajı artan, köprülerin karşılıklı atıldığı Türkiye-Rusya gerginliği ile girdi. Bu gerginlik, Türkiye’nin özür dilemesiyle ancak 15 Temmuz darbesinden sonra düzelebildi.

Türkiye, 2016’nın Ocak ayından itibaren Kürtlere yönelik politikasında bir adım daha ileriye giderek karşıtlığını fiili engellere, işgallere dönüştürdü. Sınırlara hendekler açmaya, duvarlar örmeye başladı. İlk hendek Cizre Kantonu’nun Derik kasabasında açıldı. Hendekler açılırken uluslararası kurallar, ikili anlaşmalar yok sayılarak 10 metreden 150 metreye kadar varan mesafede Rojava toprakları işgal edilmeye başlandı. Türkiye, bu işgale karşı direnenlere çoğu kez ağır silahlarla müdahale etti. Silahla müdahaleyi iki boyutlu düşünen Türkiye, esasen bir karşı tepki gelişmesini ve bunu gerekçe ederek Rojava’yı tamamen işgal etmeyi de planlıyordu. Bunu çok zorladı, ancak yanıtı hiçbir zaman istediği gibi olmadı. Rojava Özerk Yönetimi, Türkiye’ye bu kozu vermedi.

Sınırdan kaçak geçmeye çalışan Rojavalılar da Türkiye’nin gazabına uğradı. Sadece 2016 yılı içinde sınırı kaçak geçmeye çalışan aralarında Arapların da olduğu çoğu çocuk ve kadın en az 25 kişi sınırda öldürüldü. Bir o kadar insan yaralandı, çok daha fazlası işkenceye uğradı. Sınırları aşmaya çalışırken kaybolan ve hala kendilerinden haber alınmayanlar da var. Bunların sayısı 15’in altında değil.

HALEP, ŞEHBA VE RAKKA HAMLELERİ

Hiç kuşku yok Suriye’de 2016’nın en önemli gelişmesi nedir, dense bunlardan ilki Halep’in yeniden Suriye rejiminin denetimine geçmesidir, denebilir. Ancak bir o kadar önemli olan da Türkiye’nin Cerablus, Azez ve Mare’den Bab’a kadar uzanan Şehba bölgesine yönelik yürüttüğü Suriye topraklarını işgal operasyonu ile en önemli bileşenini Kürtlerin oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) Rakka’yı IŞİD’den temizleme operasyonudur. Bu aynı zamanda, rekabetin sahaya yansımasıdır. Türkiye bölge Kürtlerinin etkisini kırmak için öncelikle Rakka operasyonuna talip oldu. Bunu başaramayınca Rusya’nın onayı, ABD’nin göz yummasıyla adına ÖSO denen, aslında çoğu toparlama olan ve her biri ayrı bir baş çeken radikal gruplarla 24 Temmuz’da Cerablus üzerinden Şehba bölgesine girdi. Bu operasyon şimdilerde Bab kentinin dibine ulaşmış durumda.

Suriye ve Rojava’da yaşanan çatışmalar 2016’da devam etti. Sanırım 2017’ye yansıyacak dengeler daha farklı olacak. Türkiye nasıl Halep’i Suriye rejimine sattı ise bu kez önemli kısmı desteklediği grupların denetiminde olan İdlib’i Ruslara satıp karşılığında hem Kürtleri engelleme, hem de Şehba bölgesinde kalıcı olmasını sağlayacak güvenceler alabilir.

www.evrensel.net