Başbakan bu dünyadan vazgeçmiş bir gençlik istiyor

Başbakan bu dünyadan vazgeçmiş bir gençlik istiyor

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Nejla Kurul, 4 + 4+ 4 eğitim modeli ile çalışma hayatının ve eğitimin esnekleştirilmesinin içiçe geçirildiğini ifade etti.Kurul, 10 yaşındaki çocukların mesleğe yönlendirildiği bu modelin krizin etkilerinden bu şekilde kurtulan Almanya’d

Hilal Yağız

Kurul, 10 yaşındaki çocukların mesleğe yönlendirildiği bu modelin krizin etkilerinden bu şekilde kurtulan Almanya’dan esinlenerek oluşturulduğunu söyledi. Hem iş bilecek kadar eğitim almış, hem de uysal ve itaatkar bir gençlik yetiştirilmek istendiğine dikkat çeken Kurul, “Uysal ve uyumlu işgücü yetiştirmenin en kolay yolu, bu dünyadan vazgeçmiş bir gençlik yaratmaktır” dedi.     

Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi sizce hangi ihtiyaçlar üzerinden gündeme geldi ve hızla yasalaştı?
Bu düzenlemeyi, çalışma hayatının esnekleştirilmesi ve eğitimin esnekleştirilmesi süreci olarak değerlendirebiliriz. Kapitalizmin krizi derinleşiyor. Krizi çok derinden hissetmiyor olsak bile önümüzdeki dönemlerde etkisinin artacağını takip edebiliriz. AKP Hükümeti de bunun farkında. İç ve dış borcumuz azalmıyor. Dış ticari açığımız kapanmıyor. Cari açığımız düşmüyor. İşsizlik oranları da düşmüyor. “Ekonomi iyi durumda” deniyor ama topraklar, madenler satılmak zorunda kalınıyor? Özelleştirmelere yeniden güç vermeye çalışılıyor? Şu anda Türkiye emperyalist politikalarla yeniden şekillendiriliyor. Türkiye’yi bir tür yarı sömürge haline getiren bir süreç işleniyor. Bu süreçte artı değeri yaratan kimler? Emekçi sınıflar. Emekçi sınıflara dönüp onları bir maden gibi yeniden değerlendirmenin olanakları araştırılmaya çalışılıyor.

GENÇ VE UYSAL İŞGÜCÜ

Yeni yatırımlar için sermayeyi çekecek yeni argümanlar üretmek durumundasınız. Ekonomide bir şekilde ‘büyüyoruz’ diyebilmeniz lazım. Bunu demek için yeni yatırımlar yapmak yerine işgücü verimliliğini artırarak ekonomide verimliliği gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bu, işgücünü gençleştirmek, piyasanın istekleri doğrultusunda yetiştirmek ve hazır etmek, demek. Ama bütün bunları yaparken de işgücünü itaatkar kılmak, uysal kılmak, demektir. Başbakanın söylediği “dindar gençlik yetiştirmek” meselesi budur. Ucuz işgücü ama eğitimli işgücü, bir yandan da uysal, uyumlu işgücü üretmek istiyorsunuz. Bunun için en kolay argümanlardan biri, “bu dünyadan vazgeçmiş gençlik” demektir. Bu dünyanın günahlarını öteki dünyaya bırakmış, bu dünya için, yeryüzünü cennet haline getirmek için çaba gösteren uğraşan gençlik istememek demektir.

STATÜKOYU YENİDEN ÜRETME YASASI

Yasayı aynı zamanda, toplumsal yeniden üretimi sağlayan, statükoyu yeniden üreten bir yasa olarak da düşünebiliriz. Kriz var ve diğer taraftan değişim ve dönüşüm için insanların belleklerini dumura uğratan bir süreç var. Yani köylü çocuğunu tarlada tutmak, kız çocuğunu eve dört duvara evlilik kurumunun içerisine alabilmek, işçi çocuğunu işçi kılmak demektir bu.  Bakıldığında statükoyu yeniden üreten çok seçkinci bir yapılanma ile  karşı karşıya kalıyoruz.

İlkokula başlama yaşının 5,5 olarak belirlenmesinin pedagojik olarak ne tür sakıncaları var? Bu değişiklik çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimini nasıl etkiler?
O yaş grubunda (5-7 yaş) her bir ayın bir önemi var çocuğun gelişimi açısından. Özellikle öz bakım becerileri açısından, yani kendi varlığını sürdürebilmesi için becerilerinin çok önemli olduğunu ve bunda da ayların çok önemli olduğunu anlatıyorlar.  “Çocuk okul öncesi ne kadar erken eğitim alırsa o kadar da başarılı olur. Eğitim sistemi içinde daha uzun tutarız” diyorlar. Hatta zorunlu eğitimi de 12 yıla çıkarmanın mantığı bu.
Okullarımızda, henüz öz bakım becerilerini geliştirememiş, tuvalet eğitimini almamış, kendi kendine beslenme alışkanlıkları olmayan, hâlâ anneye, evde bakıma ihtiyaç duyan çocuklar için gerekli eğitim almış öğretmen sayısı fazla değil. Mevcut sistemdeki birinci sınıf öğretmenlerine bu çocuklara bakma görevi verdiğinizde hem öğretmeni istismar etmiş oluyorsunuz, hem de çocuğu. Okul imkanları bunun için yeterli değil. Sınıflarımız kalabalık. Bu çocuğun taşınma sorunu, yemek meselesini çözememişsiniz.
Okul öncesi eğitimi, zorunlu eğitim kapsamına almadılar. Alınsaydı kamu bunu finanse etmek zorunda kalacaktı. Daha önemlisi bu yasada, “ilköğretim devlet okullarında zorunlu ve parasızdır” ibaresini kaldırdılar. Dolayısıyla parasızdır lafı yok. Bunu da “Anayasada var ya canım” diye gerekçelendirmişlerdir. Anayasa değişecek. İş çevreleri “ekonomik anayasa”dan söz ediyor. Bu ibare Anayasa’dan da atılabilir.

İkinci 4 yıldan itibaren mesleğe yönlendirme yapılacak olması ne kadar bilimseldir? Dünyada bu kadar erken yaşta yönlendirme yapılan kaç ülke var ve bu uygulama pratikte ne tür sorunlar ortaya çıkarabilir?
Öğrencilere okullarda beceri esnekliği sağlamak istiyorlar. Mümkün olduğunca erken bir tarihte meslek ile tanışmasını sağlamak istiyorlar. Mümkün olduğunca programlar arası geçişi yaşam boyu yapma, uzaktan öğretim yoluyla yapmayı amaçlıyorlar.
Çalışma hayatı bir yandan  esnekleşiyor. Bu da eğitimin esnekleşmesi demektir. Mesela yaşam boyu öğrenme kavramını çok sık duyar olduk. Bu kavram  şudur: “Eğer işsizsen her zaman mobil olmalısın”. Örneğin Eskişehir’de, Malatya’da, Hakkari’de işler olduğunda oralara gidebilmelisin. Ama işi bildiğini nasıl kanıtlayacaksın? Tek yol belge toplamak, yani “a kursu”, “b kursu” sertifikalar almak. İşveren karşısına geçtiğinizde sizin kendinizi anlatabilmenizin yolu verdiğiniz sözler değil. Belge isteyecek sizden. Belgelerin çoğalması demek, bu alanda kurs veren şirketlerin doğması, üniversitelerin şirket gibi kurslar açması anlamına geliyor. Bunlar eğitim alanının ticarileşmesi demek.

Dünyadaki ülkelerde nasıl bu durum?
Belçika’da mesleğe yönlendirme 14, Danimarka’da 16, Fransa’da 15, İtalya’da 14, Malta’da 16 yaş olarak görülüyor. Bu yasa Almanya’dan esinlenerek oluşturulmuş durumda. Almanya’daki eğitim sistemi, çok seçkinci bir sistem. Almanya’daki sistem iş çevreleri, sermeya için en iyi sistem. Almanya’da bugün Türkiye’den giden pek çok çocuğun engelliler okuluna ayrıldığını görüyoruz. Almancayı yeterince konuşamadığı için öğretmenler tarafından “zeka geriliği sorunu var” denip yönlendirildi. Büyük hatalar yapıldı o dönem.  Almanya’daki sistem eleştirel eğitimciler tarafından eleştiriliyor. Çok seçkinci  bulunuyor. Ama siyasal iktidar çok sınıfsal bir biçimde ayrışmış. Diğer ülkelerin hiçbirinde bu kadar keskin değil.
Bizde alanlar nasıl belirlenmişti. Tarım, spor, fen, siyasal, din diye. Din bir meslek olabilir mi bir çocuk için, bir seçmeli alan olarak yönlendirilir mi? Sanat bölümü diye okul da açmanız mümkün değil pahalıdır. Spor pahalıdır. Tarım sadece kırsal alanda işleyebilir. 10 11 yaşındaki çocuğu ticareti nasıl anlatırsınız. Çocuk tüccar olacağım mı der? Erken yönlendirme pek çok yerde ileri yaşlara atılıyor. Bu yüzden 16, 17, 18 yaşlara atılmış bir şey mesleki yönlendirme. Erkene alınmış olması mevcut düzeni yeniden üretmek demek. Almanya’da çok uzun zamandır bu eğitim sistemi böyle devam ediyor. Almanya son kapitalizmin krizinden çok az etkilenen bir ülkedir. Eğitimden işgücünü ucuzlatmak şeklinde yararlandı.

Bu durumda ayrımcılık sadece eğitim alanı ile sınırlı kalmayacak...
Ulusal istihdam stratejisi istihdam bürolarını kurduruyor. İstihdam bürolarına gittiğinizde “Belgelerini getir bana” diyecek. Örneğin Ülker personel alacak istihdam bürosunda. “Ben şu kişiyi, daha çok eğitim almış çocukları ve gençleri alabilirim” diyecek. Bu programlar paralı olacak. İstihdam bürolarında insanlar artık satılıp alınmaya başlanacak. Yarı sömürge bir ülke için istihdam politikası bu. Dışarıya karşı ülkeni son derece çekici kılıyorsun. Seçmeli dersler yoluyla bunları yaygınlaştırıyorsun.
Temel eğitimin amacı aslında birbirini tanıdığında yabancı görmeyen, farklılıklarını bilen  temel bir yurttaşlık becerisi sağlamaktır. Biz bu yurttaşın aklını iyi kullanan, eleştiren bir yurttaş olmasını isteriz, o yüzden hayatının genel bir panoramasını ona anlatmak ve öğretmek isteriz. Dil farklılaşabilir ama program birbirine çok yakındır. 8 9 yıllık  bir temel eğitim öngörürüz. Ama bugün biliyoruz eğitim ortamları arasında müthiş farklılıklar var. Bu süreç biraz daha keskinleşecek artık.

SALDIRGANLAŞAN HER YAPIDA KIRILMA BELİRTİLERİ VARDIR

Eşitsizliklerin artacağını artı değer sömürüsünün artacağını gözlemliyoruz. Bununla birlikte ne yapılması gerekir? Hayat sıkıştıkça ve zorlaştıkça direnç ve mücadele eğilimleri de artar. Bu koşullar üzerinden gündeme geldi değişiklik. Eğitimci olmayan 5 milletvekili getirdi yasayı gündeme, demokratik süreçlere uygun olmayacak bir tarzda parlamentodan geçirildi ve çok hızlı bir biçimde yasalaştı. Burada siyasal aktörlerin ısrarcılığı despotik tavırları etkili oldu. Sabredememe ve tahammül edememe durumu var. Bir kırılma bir sorun yaşanıyor ve yasa da bunun yarattığı bir gerilimle geldi. Saldırganlaşan, fevrileşen her yapıda kırılma belirtileri de görebiliriz. Buna karşı bir mücadele ile topluma da bir bilinç kazandırdı diye düşünüyorum. (Ankara/EVRENSEL)


EĞİTİMİ SÖMÜRÜYE ALET EDİYORLAR

Milli Eğitim Bakanı’nın “eğitim sistemini esnekleştiriyoruz” ifadesini nasıl anlamak gerekir. Bu ifadenin sizce Ulusal İstihdam Stratejisi ile nasıl bir ilişkisi var?
Ulusal istihdam stratejisi, ucuz iş gücü haline getirmeyi amaçlıyor Türkiye’yi. Eğitimli ve verimli işgücü verimliliğinin daha da artırıldığı bir ülke haline getirilmek isteniyor. Bir de muhafazakarlık üzerinden de uysal ve itaatkar insan yetiştirmek. Burada ulusal eğitim stratejisi ile ilgili TÜİK verilerine bakıldığında, işsizlerin yüzde 35.5’i çalıştıkları geçici iş sona erdiği için işsiz kalıyor. Artık geçici işler yaygınlaşıyor. Artık istihdam ve işsizlik bir moment anı. İşsizlerin yüzde 14’ü işten çıkarılanlar. Yani siz istihdam ilişkisini esnekleştirdikçe sizi çok kolay işten atabiliyor. Genelde işsizlik oranı yüzde 10.2 ama bu rakam gerçeği göstermiyor. Önce gerçeğe ulaşabilmemiz için evde çalışan kadınlara ev kadınlarını işin içine katabiliriz. Öğrenciler de var. Bunlar hep işsizler listesinin dışına çıkıyor. Bir de artık iş bulma umudunu yitirmiş insanlar var. Bunların sayısı da az değil. Yüzde 22,5’lar düzeyinde olabilir. Ataması yapılamayan öğretmenler var. Bu çocuklara bir gelecek vaddetmiyor bu ülke. Bu veriler üzerinden bakıldığında Türkiye’de yüzde 10’nun altında üretken sanayi yatırım yapma potansiyeli var. Yüzde 90 Türkiye’ye sıcak para düzeyinde geliyor. Dış borçlar krediler içinde giren bir sıcak para var. Borsada oynan para. Avrupa’daki kriz nedeniyle Türkiye’ye giren sıcak para ise iyice azaldı. Bu yüzden işgücü verimliliğini artırmaya yöneliyorlar. Bu ulusal istihdam stratejisinin içinde de şu mantık var: yeni yatırımlar yapmak, yerine, istihdam yaratmak yerine, mevcut işgücünü gençleştirerek esnekleştirerek yapıyorlar. Ucuz kılarak ve uyumlulaştırarak uysallaştırarak iktisadi büyümeyi sağlamak.
Şimdi iş gücü piyasasını katılıktan arındırıp esnekleştiriyor ama eğitimi de esnekleştiriyor. Paralel iki merdiven düşünün merdivenleri yan yana getirip hatta örtüştürmeye çalışıyor. İş güvencesi yerine hatta emek cephesinden iş güvencesi yerine istihdamın korunması esas mesele, yani istihdam güvencesi istiyor. Bu da işveren içindir. Bir kişi işten ayrıldığında yerine koyacak birini çok kolay bir biçimde bulabilirsin. Bu işsizler içindir. Bizim için ise iş güvencesi çok önemlidir. Bunun anlamı çok, geçici işçilik giderek yaygınlaşacak. Alt işveren taşeron uygulaması kısıtlamaları giderek hafifleyecek. Yeni çalışma biçimleri. “Uzaktan da çalışırım” “Uzaktan da eğitilirim”, “Evde de eğitilirim”, “Evde de çalışırım”. Birbirine çok bağlı bunlar. Açık öğretimle yaz da kış da gidebilirim okula. Eğitimin zamanlarını şirkete göre esnekleştiririm. Okula sabah gidip  akşam gelmek yok. Akşam saatleri de çocuğu çalıştırabilirim.
Asgari ücrette 16 olan yaşı 18’e çıkartacak. Bunu bu denli bilinçli yapılıyor.
Gençlerin ülkesini yaşanacak bir ülke olarak görebilmesi için tek yol eğitim ve bize hep şu söylenir. “Eğitim ve istihdam arasında güçlü bir bağ vardır. Kendini ne kadar eğitirsen o kadar iş bulur hale gelirsin bu artık masal oldu” İkisi arasında bir ilişki kalmadı bile. Çocuğu çalıştıracak o eğitimi alsın ya da almasın. Dışarıdaki  işsizler ordusundan biri gibi o küçük parçalara bölünmüş işleri yapabilir hale getirecek Eğitimi sömürüye alet edilebiliyor. Genç eğitim görüyorum diyor ama aslında çalıştırılıyor.  
Siyasal iktidar “bunu hemen bu dönem yetiştirin” dedi. Okul yöneticilerinden edindiğim bilgiler. Önce okullarda nasıl böleceksiniz. Her dört gün ayrı bir yönetimi mi olsun? Şu anda işin yönetimi açısından sorunlar çok. Ama bu sürecin sorunları şunu da yapabilir. Geri adım atmaya itebilir. Çünkü anne ve babalar için eğitim çok önemli. Çocuklarının geleceğini çok önemsiyorlar. dolaylı olarak da çocukların geleceği üzerinden kendi geleceklerini düşünüyorlar. Bilgi edinme süreci son derece sınırlı.


BİRÇOK BİLGİYE EĞİTİM YOLUYLA ULAŞILIYOR

Sizce zorunlu din dersi uygulamasının yanı sıra seçmeli din dersleri uygulamasının velilerin tercihine bırakılması, eğitim bilimi açısından ne kadar doğru?
Belki de çocuğun dindar olup olmadığını çocuğun aldığı din derslerinden çıkartabilir. Diyelim ki Kürtçe dersleri verilmeye başlandı çocuğun etnik kimliklerini bu derslerden anlayabilir. Çocuğun kimliğine dair bilgiler belki de hiç almadığı din derslerinden çocuğun ailesinin Alevi ya da ateist olup olmadığı yönündeki bir çok bilgiyi eğitim yolu ile temin etmiş oluyor. Bunun anlamı şu: Eğitim ve istihdamda ciddi ayrımcılıkların yaşanabileceğini öngörebiliriz bu süreçte. Bu büyük bir risk. Bu yüzden Türkiye’de ayrımcılık karşıtı yasaların çok somut ve ölçülebilir verileri içerecek biçimde çıkartılması gerekiyor.


KAPİTALİZME EKLEMLENMİŞ MUHAFAZAKARLIK

Uysal, itaatkar, rıza gösteren insan yetiştirme süreci muhafazakarlık üzerinden gündeme geliyor. Dünyada bir muhafazakarlaşma eğilimini olduğunu görüyoruz ama bu muhafazakarlık kapitalizmle çok güzel bir şekilde eklemlenmiş biçimde yürüyor. Bir ideoloji ya da bir düşünce biçimini ileri ya da geri olarak nitelemek şudur: İleri demek, geleceğe dönük demektir. Bu inşada ise insana güvenir. Oysa muhafazakarlık üzerinden gittiğimizde, geçmişe odaklı bir proje ile karşı karşıya kalırız. Bu da kurulu düzeni sürdürme üzerinedir. İnsana güvenmez. “İnsan bencildir. Tembeldir, çalışmak istemez, onu yönetmek gerekir” derler ve eğitimi de bu doğrultuda kurgulamak isterler. Böylece bir yandan ucuz bir yandan eğitimli ama işgücü piyasasına uygun bir şekilde eğitimli olması gerekir. Eğitimlilik denilen şey mümkün olduğunca erken yaşta, işgücü piyasasının talepleri ile eklemlenebilmiş bir birey yetiştirme talebi var. Ucuz, eğitimli, uysal ve itaatkar, örgütlenmeyen eleştirel bakmayan bireyler yetiştirebilmek. Böylece hem eğitimi parçalayarak esneklik kazandırıyor. Buna 28 Şubat’ın rövanşı dense de ideolojisinin geri planında bu saklı. Bu çocuk işçiliği üzerinden büyüyen bir model.

www.evrensel.net