'Birleşik Avrupa'nın geleceği var mı?'

'Birleşik Avrupa'nın geleceği var mı?'

2017'nin en çok tartışılacak konularından biri olan 'Birleşik Avrupa'nın geleceğini Yücel Özdemir değerlendirdi.

Yücel ÖZDEMİR
Köln

“Yaşlı kıta” Avrupa yüzyıllar boyunca kanlı ve barbar savaşlara sahne oldu. Modern tarihin en korkunç iki büyük paylaşım savaşı Avrupa’da yapıldı. İnsanlık tarihi açısından bu iki büyük savaştan çıkarılan en önemli dersler, bir kez daha böyle savaşların kıta sathında yaşanmaması oldu.

Kıta üzerine egemenlik kurmak isteyen beyliklerin, krallıkların, imparatorlukların, dinlerin, ulusların, ulus-devletlerin kendi aralarındaki savaşlarından, kıyımlarından bıkıp usanan aydınlar, 18. ve 19. yüzyıldan itibaren yüksek sesle savaşların son bulması için “Birleşik Avrupa” fikrini ortaya attılar. ABD’dekine benzer bir “Avrupa Birleşik Devletleri”nin kurulup kurulamayacağını tartışmaya başladılar. Bu yolla savaşlara son vermenin mümkün olduğu çoğu zaman güçlü bir şekilde ifade edildi.

20. yüzyılın başına gelindiğinde kıta genelinde kapitalizmin hızlı bir şekilde gelişmesi, emperyalizm aşamasına geçmesi, farklı uluslardan tekellerin dünya pazarına egemen olmak için birleşme yoluna gitmesi ve çokuluslu tekellerin ortaya çıkmasıyla birlikte “Birleşik Avrupa” hayalinin gerçekleşmek üzere olduğu yönündeki tezler çok daha yüksek sesle ve kuvvetli şekilde dile getirilmeye başlandı. Buna rağmen Avrupa’da ulus-devletler aralarındaki çelişkileri bir yana bırakıp, çokuluslu “Birleşik Avrupa Devletleri” için bir araya gelmediler, daha doğrusu gelemediler.

İLK SOVYETLERE KARŞI ‘BİRLEŞTİLER’

“Birleşme”nin tartışıldığı dönemde Birinci Paylaşım Savaşı (1914-18) yapıldı.

Sonuç: Milyonlarca ölü, yaralı ve büyük yıkım.. Savaşın mağlubu Almanya, gecikmiş emperyalist ülke olarak yenilgiyi hazmedemedi, kaybettiklerini kazanmak için bu kez İkinci Paylaşım Savaşı’nı (1939-1945) başlattı.

Sonuç: Yine milyonlarca ölü, yaralı ve büyük yıkım.

Aslında iki büyük paylaşım savaşı kapitalist-emperyalist ülkeler arasında ulusal çelişkilerin sıfırlanarak, “birleşik bir Avrupa”nın kurulmasının mümkün olmadığını yeterince göstermişti.

Ama, İkinci Paylaşım Savaşı’nı büyük bedeller ödeyerek kazanan, Hitler faşizmini yenen Sovyetler Birliği’nin yükselişi, kısa sürede Batı Avrupa’daki kapitalist devletleri bir araya getirdi ve adeta yüzyıllar boyunca birbirini yok etmek için kullandıkları baltaları toprağa gömdüler. Bunu yapmamaları durumunda bir kez daha ayağa kalkıp savaşmak için mecallerinin kalmayacağını da biliyorlardı.

Denilebilir ki; Sovyetler’in ve sosyalizmin yükselişi, “Birleşik Avrupa” için daha önce mümkün olmayanları “mümkün hale” getirdi. Birleşme yönünde hızlı adımlar atıldı. Ortak pazar, ortak sınırlar, ortak para birimi, ortak parlamento... gibi sayabileceğimiz pek çok yeni adım atıldı.

Hal böyle olunca, Avrupa halklarının en büyük özlemlerinden biri olan kıta genelinde ulus-devletler arasında yeni savaşların olmaması da gerçekleşmiş oldu. Gerçekten de, Sovyetler korkusuyla ABD’nin koruyucu kanatları altında bir araya gelen Batı Avrupa ülkeleri arasında, rekabet varlığını korumakla birlikte savaş yerine barış ve işbirliği havası hakimdi.

Sovyetler’in çöküşü korkuyu da ortadan kaldırınca, bir araya gelmek zorunda kalan ulus-devletler arasında zamanla çelişkiler kendisini sert ve belirgin hale getirdi.

Korkunun yarattığı etkiyle aralarındaki çelişkileri derinleştirmek istemeyen kıtanın büyük emperyalist devletleri arasında bu kez, AB’de kimin sözünün geçeceği, kimin çıkarlarına göre bir inşanın gerçekleşeceği kavgası başladı.

Hal böyle olunca, Avrupa’nın birleşme yönünde attığı pratik adımların aslında Sovyetler’in varlığına borçlu olduğu bugün daha iyi anlaşılıyor.

AB’DE “EXIT” DEVRİ

AB açısından 2016’nın en önemli gelişmesi olan İngiltere’deki referandumdan “Brexit” kararının çıkması işte tam da bu kavganın sonucudur. Alman-Fransız ittifakına karşı gelemeyeceğini anlayan İngiltere, uzunca bir dönemdir aslında AB’nin içinde değil, kenarında iliştirilmiş halde duruyordu. “Tam birleşme” yönünde atılan pek çok adıma İngiliz burjuvazisi çekince koyarak dışarıda kalmak istediği mesajı vermişti.

Bu nedenle Büyük Britanya’da 24 Haziran 2016’da yapılan referandum neden değil sonuçtur. “Birleşik Avrupa” hayaline nokta koymaktır.

AVRUPA İÇİN SONUN BAŞLANGICI

AB’nin bundan sonraki tarihi için adeta “sonun başlangıcı” olan “Brexit”le birlikte üye ülkeler arasında AB’den ayrılma yani “Exit/Çıkış” daha sıkça dile getirilmeye başlandı.

İlk olarak Yunanistan’daki ekonomik kriz sırasında AB’nin egemen ülkeleri ve organları tarafından gündeme getirilen “Grexit” sonra bir çok ülke için adeta aranan “Exit” formülü oldu.

“Brexit” kararıyla birlikte AB’nin hep genişleyip büyümeyeceğini, küçülebileceğini de gösterdi. Öyle görünüyor ki, “Brexit”le başlayan süreç birlikte artık genişleme değil küçülme yönünde olacak.

Bu nedenle 2016’de kıta Avrupa’sında ortaya çıkan gelişmeler, AB’nin gelecekte bugünkü genişlikte “Birleşik Avrupa”ya dönüşmeyeceği artık kesinleşmiştir. Önümüzdeki süreç, merkezden (AB) kopuş eğilimlerinin daha güçleneceği bir dönem olacak.

KOPUŞUN BAŞLICA İKİ NEDENİ:

Birincisi; Bugünkü yapısıyla AB’nin, halkların bir arada gönüllü ve eşit koşullarda yaşamasını öngören bir birlik olmadığı geniş kesimler tarafından fark edilmiştir. Büyük emperyalist ülkeler ve onların tekellerinin çıkarlarının merkeze alındığı ve ona göre mimarisinin belirlendiği, ekonomideki eşitsiz gelişimden dolayı küçük ülkelerin kaybettiği, büyük ülkelerin kazandığı AB’ye tepki günümüzde daha çok ulus-devletin egemen olarak kalmasını savunan sağcı-milliyetçilerin işine yarıyor.

İkincisi: Almanya-Fransa ekseni, geriye kalan AB’nin “nihai hedefe” en kısa zamanda varabilmesi için, işbirliğini derinleştirerek üye ülkeler üzerindeki baskıyı artıracak. Dünyadaki paylaşım mücadelesi sertleştikçe, paylaşımda var olmanın yolunun AB’nin her açıdan bütünleşmesinden geçtiğinin farkında olan her iki ülkenin egemen sınıfları, bu nedenle başta askeri olmak üzere, pek çok alanda birleşme sürecine hız verecekler. Ama bu durum şimdiden her iki ülke içinde de önemli tepkilere yol açmış durumda. Mayıs ayında Fransa’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri bu nedenle sadece Fransa için değil, AB’nin geleceği açısından da büyük bir önem taşıyor.

Geride bıraktığımız yıl içinde olanlar, önümüzdeki yılda olacaklar “Kapitalizm koşullarında “Birleşik Avrupa”nın mümkün olmadığını, olanın da alabildiğince gericileşeceğini” (Lenin)  yeterince ortaya koyuyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 30 Aralık 2016 02:58
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.