Garipler nasıl okuyacak

Garipler nasıl okuyacak

“Abimin ablamın kitaplarını karıştırırken ‘Garip Nasıl Okuyacak’ isimli kitabınızı buldum. Kitabın arka sahifesinde yaşamınızla ilgili izahat olduğundan kolay geldi ve iyi bir kompozisyon yazıp iyi bir not aldım. Bu kitabınızla bana öğretmelik mesleğini benimsettiniz. Ekonomik dengesizlik içinde yaşayan insanların hayatlarını bu kü&cc

İsmail Afacan

İstanbul’dan Ahlat’a gittiğinizde nelerle karşılaştınız?

Ben Ahlat’a gittiğimde oranın kaymakamı ilerici bir adamdı. O dönem Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışıyordum. Kaymakam beni gazeteci bildiği için çağırdı ve “hocam Ahlat Bölge Yatılı Okuluna köyünde okulu olan ya da hali vakti yerinde olan çocukları almışlar. Köyünde okulu olan çocukları köylerindeki okullara gönderip mezralardan ve dağlardan Kürt çocuklarını toplayıp bu okula getirip onları yetiştirmeyi düşünüyorum, ne dersiniz?” diye sordu. “Çok doğru yapıyorsunuz” dedim. Benim köyümdeki okula da buradan çıkardıkları öğrencileri gönderdi.

‘YA İKİ ÇUVAL BUĞDAY YA DA ÇOCUK’

Göçer çocuklar yatılı okula nasıl toplandı?

Kaymakam yanına ilköğretim müdürünü ve Kürtçe bilen veterineri alarak bütün mezraları dolaşıp çocukları topladı. Anneler çocuklarını vermek istemez, hatta “benim oğlum kayalardan kayalara atlayan ceylan gibi bir çocuk, siz onu alıp şehre götürüyorsunuz orda onu boyun bağlı adam haline getireceksiniz, sonra da beni tanımayacak” diye ağıtlar yakmış. Okulun başlamasından bir iki hafta bazı çocuklar anneleri tarafından kaçırıldı.

Neden?

Öyküde kurguladığım şey biraz farklı. Benim bulunduğum köyde 4. sınıfa giden bir öğrencim vardı. Kışın ortasında baktım, öğrenci gelmiyor. Babasını çağırdım, meğer küçük oğlu ağanın yanında hizmetkârlık yapıyormuş. İki çuval buğday karşılığında çocuğumu bir yıllığına ağanın hizmetine vermiş, ama çocuk ölmüş. Çocuk ölünce, ağa “ya iki çuval buğdayını geri ver ya da bir çocuk daha ver” demiş. Baba da bana “sen öğrencini hiç bekleme, ben iki çuval buğdayı çoktan yedim bitirdim” dedi. Ben bu olayı, annesi tarafından kaçırılan çocuk olayına ekleyerek anlattım.

KÜRTLER KENDİLERİNİ İKİ KERE İFADE EDEMİYORLARDI

Kürt coğrafyasıyla ilk defa tanıştığınızda neler hissettiniz?

İstanbul’un kenar semtlerinde doğdum, annem ve babam okuma yazma bilmiyordu. Benim mahallemde genellikle işçiler yaşardı ve onların birçoğu da okuma yazma bilmiyordu. Okuma yazma bilmedikleri halde yaşadıkları haksızlıklara karşı tepki göstermesini biliyorlardı. Kendi gelecekleri için duyguları, düşünceleri hayalleri ve umutları vardı. Ama bunları ifade edemiyorlardı. Ben öykü yazarak onların isteklerini ve taleplerini ben ifade etmek istedim. 1964 yılında doğuya ilk defa gidiyor, İstanbul’dan da ilk defa ayrılıyordum. Oradaki Kürt insanının da aynı sıkıntılar içinde olduğunu onların da okuma yazma bilmediğini gördüm. Onların da düşleri, umutları vardı, yapılan haksızlıkları görebiliyor fakat onlar da kendilerini ifade edemiyorlardı. Fakat benim mahallemdekilerden farklı olarak onlar, kendilerini iki kere ifade edemiyorlardı çünkü dilleri de yoktu! (İstanbul/EVRENSEL)


YATILI OKULA ALDIĞINIZ KÜRT ÇOCUKLARINDAN BİRİYİM!

Yatılı bölge okulundaki öğrencilerinizin akıbeti ne oldu, onlardan haber alabildiniz mi?

1980’lerin sonrasında Ankara’ya gittiğimde Büyük Şehir Belediyesi’nin bir toplantısı vardı. Sennur Sezer’le beraber katılmıştık o toplantıya. Toplantıda yanıma yağız uzun boylu bir çocuk yaklaştı. “Hocam beni tanıdınız mı?” dedi, tanıyamadım. Ahlat Yatılı Okulu’na aldığımız Kürt çocuklardan biriymiş, çok şaşırdım. Onu Ankara’da görünce biraz da bozuldum. “Ne işin var burada” deyince “hocam hiç merak etmeyin ben Ankara’da oturmuyorum, bir işimi yapmak için buraya geldim, ben Tatvan’da diş hekimliği yapıyorum, yani halkımın yanındayım halkıma hizmet ediyorum” dedi. Üç kişiyi geçmemiş tabii okumayı sürdürenler, diğerleri obalarına geri dönmüş.

(Fotoğraf: Devrim Büyükacaroğlu)

www.evrensel.net