Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak:   En büyük düşümüz özgürlük...

Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak: En büyük düşümüz özgürlük...

Mehmet Lütfü Özdemir, Suruç Katliamının öncesi ve sonrasını “Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak” kitabında ele alıyor.

Çağrı SARI
İstanbul

Suruç katliamını yaşayan yazar Mehmet Lütfü Özdemir’in katliamı anlattığı “Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak” kitabı katliamın öncesini ve sonrasını tanıklarıyla ortaya koyuyor. Ceylan Yayınları’ndan çıkan kitap tarihe de notlar bırakıyor: Bu katliam göz göre göre nasıl geldi? Nasıl bir cezasızlık süreci işletildi?

Suruç katliamında ağır yaralanan 20 yaşındaki Güneş Erzurumluoğlu, tekerlekli sandalyede hayatını devam ettiriyor.. Tedavisi mümkün ancak çok paraya ihtiyaç var... Ne yazık ki hükümet Güneş’e sırtını çevirmiş durumda, onun tedavisi ancak dayanışma ile mümkün. Belki bu kitap minik de olsa bir katkıda bulunacak Güneş için... “Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak” aynı zamanda bir vefa kitabı.. Kobane’ye fidan dikmek, çocukları oyuncaklara kavuşturmak için yolla düşenlere...  

Kitapta kişisel tanıklıklar söz konusu. Özetle; bu kitap tarihe neyi not bırakıyor?
Ezilenler kendi adına 20 Temmuz 2015 tarihini ve o tarihte yaşanan Suruç Katliamı’nı hiç unutmamalı ve unutturmamalı! Biz ezilenler olarak kendi tarihimize Suruç’u not düşerek, sonuçları ne olursa olsun direnmenin ve dayanışmanın ne olduğunu öncelikle kendi belleklerimizden silinmemesi için Suruç’a yani 33 Düş Yolcusu’na ve geride kalanlara sahip çıkmak zorundayız. Bu sahip çıkış, egemenlerin tarihi çarpıtmasının önüne geçebilir ve hakikati çağlara taşıyabilir. Çağlara taşınacak hakikat, ‘318 çocuk ruhlu, devrimci, emekçi, umut dolu, eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren ‘Düş Yolcuları’nın, kıyametin koptuğu yere ağaç dikmeye gitmesi, çocuklar için oyuncak götürmesi ve en önemlisi uluslararası faşizme direnen Kürt halkıyla dayanışmaya ve acılarını paylaşmaya koyulmasıdır’ işte budur.. Tarihe not düşülecek ve çağlara taşınacak hakikat budur.

“Hiçbir düş yarım kalmayacak” kitabın ismi... Kobane’ye giden gençler hangi düşün peşindeydi?
Bizler 19 şehirden gelip Amara Kültür Merkezi’nde buluşan 318 ‘Düş Yolcusu’yduk. Tamamıyla insani bir sorumluluğu yerine getirmek için Suruç’taydık. Binlerce yıldır olduğu gibi, eşitlik ve özgürlük düşleri kuranların izinden gidiyoruz. Erdemli bir yol olarak gördüğümüz, ‘sınıfsız ve sınırsız bir dünya düşü’nü kendi tarihimizde yaşamak isteyen insanlarız. Dolayısıyla Kobane’ye gitmek kilometrelerce yolu katetmenin dışında, zamanı ve mekanı aşan bir düşün peşinden gitmenin ta kendisiydi. Bizler iktidarları değil özgürce yaşayacağımız bir dünyayı istiyoruz, bizim en büyük düşümüz budur..

“Beni Gezi Parkı’na götüren neden ile Kobane’ye fidan dikmeye götüren neden aynıdır”demişsin kitapta. İki olay arasındaki bağı nasıl tarif ediyorsun?
Şimdi Gezi Parkı direnişi ve o dönemde yaşananlara bakarsak doğaya saldırmak isteyen bir iktidara karşı halkın yek vücut olup direnmesini görürüz. Ekoloji mücadelesi deyince sadece aklınıza ağaç gelmemeli! Yaşamın her alanında hak ve özgürlükler için verilen bir direnişti Gezi direnişi..  Ağaçları korumaktan başlayıp tüm yaşamı savunmaya doğru giden bir süreçti Gezi.. Kobane’de aynı şekilde, Gezi’de iktidar olanlar tarafından yaratılan çetelerin yaşamı bütünüyle yok etmek istedikleri bir yerdi. Ağacı, kuşu, çiçekleri ve insanı yani yaşamı yok etmek istediler ama başaramadılar! Yaşamı bir bütün olarak ele aldığımızda ve yine aynı iktidar tarafından yok edilmek istenen yaşamları savunmak ve dayanışma içerisinde olmak temelinde yaklaştığımızda bu bağ açıklanabilir.

YAŞADIKLARIMIZ YAŞAMA DAHA SIKICA BAĞLADI

Suruç öncesi/sonrası... Ankara katliamı... Tüm bu yaşananlar insanların hayatlarında dönüm noktasını oluşturuyor.... Sen de katliamı yaşadın...
Katliamlarla biz eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren insanları yok etmek istediler. Ama bizi yıldıramazlar! Yaşadıklarımız, yaşamı uğruna ölecek kadar çok seven bizleri yaşama daha sıkıca bağladı. Bizi yok etmek isteyenler bizim kendimizden pişmanlık ve suçluluk duymamızı beklediler! Açıkçası o günden sonra dünyayı, ‘çocuk olanlar/çocuk ruhlu olanlar/çocuk kalanlar ile çocuk kalamayanlar ve çocukları katledenler’ şeklinde ikiye ayırdım..
 
Suruç katliamından sonra görüştüğün kişiler, avukatlar Suruç’un üzerine gidilseydi örneğin Ankara katliamının olmayabileceği uyarısında bulunuyor. Sen de hem bu katliamı yaşayan biri olarak, hem de tanıklarla konuşan kitabın yazarı olarak ne söyleyeceksin?
Suruç’tan önce Amed’de 7 Haziran seçimleri öncesi patlayan bir bomba ve katliam var. Amed katliamı’nın üzerine gidilseydi Suruç olmayabilirdi ama Amed’de yaşanan patlamanın üzerine gitmediler. Amed’de katliam yapanlar sonra Suruç’ta sonrasında Ankara’da katliam yaptılar. Hiçbiri bir öncekinden ve sonrakinden bağımsız gelişen olaylar değil. Egemenler tarih boyunca yaptıkları gibi katliamların üstünü örtmeye ve yalan yanlış haberler ile halktan gerçekleri saklamaya çalıştılar.. Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak kitabı gerçeklerin üstünün örtülmesini önlemek adına yazıldı. 

Kitabın en sonunda gazete manşetleri var... Suruç katliamına ilişkin atılan manşetler.. Gazetelerin bu süreçteli tutumu için neler söyleyeceksin?
Ben hakikati ortaya koydum! Geçmişe baktığımızda o gün hangi gazete yani hangi camiya ne söyledi unutmamak unutturmamak adına o günün manşetleri hatırlanmalı.. Elimde olsa Amed katliamından Suruç’a, Suruç’tan Ankara katliamı sonrasına kadar tüm gazetelerin manşetlerini tek tek toplayıp insanlara göstermek isterdim, kimlerin gerçekleri söylediğini kimlerin gerçeklerin üstünü örttüğünü daha net görebilirlerdi belki..

'ÇABA SARF ETMEK GEREKİYOR'

Kitap, sürecin aydınlatılmasına katkıda sunacak bir belge... Senin önerin nedir bu katliamların bir daha yaşanmaması için?
Sadece devletin konuştuğu bir zamanda devletin söylediği her şey yalandır! Halklar yalanlar ile manipüle ediliyor! Eğer Türkiye halkı gerçek anlamda bir barış ve huzur istiyorsa, eşitlikçi ve özgürlükçü temelleri olan bir paradigmaya sahip olmak için çaba sarf etmeleri gerekiyor. 

'YORULDUK ÜZÜLDÜK YIPRANDIK AMA VAZGEÇMEDİK'

Suruç ile yaşamını yitirenlerin yanı sıra katliamın izlerini taşıyanlar var. Kitap onlara da vefa borcu anladığım kadarıyla.. Örneğin Güneş Erzurumluoğlu’nun sağlığına katkıda bulunmayı hedefliyorsun bu kitapla.. 
Güneş Erzurumluoğlu: “17 ay geçti diyorlar onların sesini duymadan 17 ay. Oturdukları yerlerden kınayarak lanetleyerek parmaklarını bile kaldırmadan 17 ay geçirdiler. Bizim yaralarımız kanarken bizlere soruşturma ve davalar açtılar. Dostlarımızı bizden aldıkları yetmezmiş gibi hesap sorma hakkımızı da almaya çalışıyorlar. Kendim içinden daha dazla onlar için nefes aldım onlar için yürümek istedim. Yorulduk üzüldük yıprandık ama vazgeçmedik sağ kolum hiç çalışmazken, çalışıyorsa başımdan başka bir yerimi tutamıyorken oturabiliyorsam aynı inatla.”

Mehmet Lütfü Özdemir: Devlet haberi olduğu halde önlemediği bir katliamın suçlusu olarak kendi yarattığı vampiri görmek ya da ayna ya bakıp ne hale geldiğini görmek yerine bizi suçlu görüyor! Devlet hesap vermek zorundadır! Eğer hesap veremiyorsa DAEŞ kadar Devlet de suçludur! Kobane’ye gitmek isteyen bizlere karşı önlem almak akıllarına gelmiş ama üç gün önce istihbarat almalarına rağmen canlı bombacıya karşı önlem almak akıllarına gelmemiş! O gün yoldaşlarımız paramparça yerde yatarken yaralıların taşınmasını engellediler, yüzümüze gülüp silah çektiler, üstümüze gaz sıkıp TOMA ile geldiler. O gün yaptıkları gibi aynı refleks ile katliamda öldüremedikleri yoldaşlarımızı ya hapse attılar ya da gözaltına alıp işkence ettiler! Vücudunda hâlâ şarapnel parçaları ile gezen yoldaşlarımız var. Hem suçlu hem de ‘güçlü’ bir devlet ile karşı karşıyayız!

Güneş yaşadığı ülkede bağış kampanyası başlatamıyor çünkü buna devlet izin vermiyor! Devlet izin vermediğinden başka yollar denendi. Güneş için uluslararası bağış ve destek sitesi www.generosity.com adresi üzerinden ‘Umuda el ver, Güneş yeniden doğsun’ adlı bir kampanya başlatıldı. Güneş eğer yeterli desteği bulursa tedavi olabilecek. Güneş’in yeniden sağlığına kavuşmasını çok istiyoruz. Biz Güneş’in yeniden doğmasını istiyoruz. Güneş’in ayağa kalkması demek adaletin ayağa kalkması demektir ve yine umudun, sevginin ve eşitliğin ayağa kalkması demektir.

Son Düzenlenme Tarihi: 27 Aralık 2016 08:17
www.evrensel.net