Direnişten de, kitaptan da öğreniyorlar

Direnişten de, kitaptan da öğreniyorlar

Çiğli Organize Sanayi Bölgesinde sendikalaştıkları için işten atılan Billir Tuz işçilerinin direnişi 5 ayı geride bıraktı. İşçiler verdikleri mücadelenin sanayi bölgesindeki örgütsüz, düşük ücretle, kötü koşullarda çalışan on binlerce işçi için önemli olduğunun da sade

Neşe Dilek / Gürsoy Turan

Hayatın ve mücadelenin içinden öğrenen ve öğretenler olarak işçilere dair edebiyatımızda en akılda kalan tanımlama, “kitapsız bilenler”dir. Onlar da direnişlerinden çok şey öğrenmişler. En yakın örneği kamu emekçilerinin grevi. Daha önce “Ücretleri yüksek bunlar daha ne istiyor?” dedikleri kamu emekçilerine artık destek veriyorlar. Ama kitapsız bilmekle yetinmiyor Billur Tuz işçileri, Çok şey öğrendiklerini söyledikleri direniş yerinde harıl harıl kitap okuyorlar. 8 Mart’ta kendilerine hediye edilen ve ayrıca kendilerinden bir an bile ayrılmayan sendikacıları Gürsel Köse’nin İzmir Kitap Fuarı’ndan alıp getirdiği kitapları peşi sıra deviriyorlar. Okudukları kitaplar üzerine tartışıyor, konuşuyorlar.

Mehmet Amca direnişin en yaşlılarından. Herkes “Memet amca” diyor. Biz de. Konuşmayı çok sevmiyor. Soyadına ilişkin espri yapılınca soyadını yazmamızı istemiyor. Memet Kılınçaslan’ın hayatını anlatan kitabı okumuş. “Memet Kılınçaslan babayiğit adammış” diyor. “430 işçinin çalıştığı fabrikada yalnız 30 erkek işçi varmış ama kadın işçiler de ona çok güvenirmiş, örgütçü adammış, bilgili adam toplantılarda hep konuşmalar yapıyor” diyerek anlatıyor.

GÖÇMEN BİR İŞÇİ

Seftin usta Bulgaristan göçmeni. Okumak için başladığı “Makine” isimli kitabın başlarında tesadüfe bakın ki göçmen işçiler yerli işçiler tarafından kötüleniyor ve mücadeleye engel olarak görülüyor. Kendisi de Türkiye’de benzer tutumlarla karşılaştığı için hoşlanmamış ve okumayı bırakmış. Kitaptan değil ama geldiği Bulgaristan’dan anlatıyor: “Orada şuradan şuraya gidelim dediğimizde paramız var mı yok mu bakmazdık. Ulaşım ücretsizdi. Hastaneye gittiğimizde, sigortalı mısın diye sorulmazdı. Ev yapmak istediğimizde önce para biriktirmek zorunda olmazdık. İş aramazdık, işe gönderilirdik işe gitmek zorunluydu. Katı kurallar vardı ama buradaki gibi sorunlar yoktu” diyor ve iki tarafta yaşadığı ayrımcılıktan şikayet ediyor. Başladığı kitapta da göçmenlere ayrımcı bakıldığı düşüncesine kapıldığı için okumamış.

BİR KADIN İŞÇİNİN GÜNLÜĞÜ

Mehtap Tekin, “Bir Kadın İşçinin Günlüğü”, “İşçi B’nin Hikayeleri”, “Direnişi Nasıl Dokuduk” ve  “TEKEL Direnişi” kitaplarını okumuş. Özellikle, Bir Kadın İşçinin Günlüğü’ndeki mücadeleci ve direngen tutum onu etkilemiş. Direnişi Nasıl Dokuduk kitabında işçilerin sendikaları bile olmadan birleşerek mücadele etmelerinin ve kazanmalarının büyük başarı olduğunu, önderlik eden işçilerin çabasının çok iyi olduğunu söylüyor. TEKEL kitabında da Diyarbakır’dan, Samsun’dan, İzmir’den her yerden gelen işçilerin kendi aralarında her türlü ayrımcılığı aşarak, kadın erkek, Kürt-Türk demeden  kardeşçe çadırlarda yardımlaşma içerisinde mücadele ettiklerini öğrendiğini dile getiriyor. “Önceden eylem yapan memurları garipsiyorduk. ‘Bizden çok fazla para alıyorlar, niye beğenmiyorlar’ diye düşünüyorduk. Şimdi onların maaşında gözümüz yok. Bizim de insanca yaşayacak koşullarda çalışmamız lazım” diyor. (İzmir/EVRENSEL)


‘DAHA ÇOK OKU DİYEN BİR KİTAP’

Çetin Aktaş: Direnişi Nasıl Dokuduk beni çok etkiledi. Çok eziyet çekiyorlar. Örneğin bir işçinin parmakları kopuyor, doktor çöpe atıyor. Bu çok acımasız. Kendi aralarında birlik olmaları onları başarıya götürmüş.

Ulviye Borazan: Direnişi Nasıl Dokuduk’un yaşanmış bir direniş hikayesi olması beni etkiledi. Direnişi yaşayan birçok işçinin ağzından anlatılması hoşuma gitti. Biz de direniyoruz. Zorluklar çektik. Ama onların bizden çok daha fazla sıkıntılarla karşılaştıklarını okuyunca çok etkilendim. Okudukça “daha çok oku” diyen bir kitap.

Zakim Bulut: Bir Kadın İşçinin Günlüğü kitabının bir bölümünü okudum, gerçek hayattan aktarılması etkileyici. Çalışan kadının çektiği zorluklardan bahsediyor aslında benzer şeylerle işyerlerinde biz de karşılaşıyoruz. Önceleri direniş, grev haberleri çok fazla ilgimi çekmiyordu. Şimdi önce bu haberleri okuyoruz. Biz sendikalı olursak, başkaları da bizi örnek alır sendikalı olurlar… Bizim önce “patron korkusunu” ve “işsiz kalma korkusunu” yenmemiz lazım.

Eray Aykut: Direnişi Nasıl Dokuduk kitabında, işçiler kendi aralarında önderler seçerek örgütleniyor. Yanlarında sendikaları bile yok. Ama kendi derneklerini kurarak mücadele ediyorlar. Direnişle desteği artırmak için herkes kendi oy verdiği partiye gitsin grevimize destek istesin diye konuşuyorlar ama orada onların yanında da Evrensel ve Emek Partisi var. O dikkatimi çekti. En son ne zaman kitap okuduğumu hatırlamıyorum bile. Ama bu kitap gerçekleri anlattığı için sardı beni.

www.evrensel.net