Suriye’de  çözüm artık  Rus minderinde

Suriye’de çözüm artık Rus minderinde

Arap medyasında Suriye'nin Halep kentindeki gelişmeler ve Büyükelçi Karlov suikastının Rusya’nın bölgedeki gücünü arttırdığı tartışılıyor.

Yusuf ERTAŞ / Ali KARATAŞ

Halep’in tamamen Esad güçlerinin kontrolüne geçmesi, Ankara’da Rus Büyükelçisi Andrey Karlov’a düzenlenen suikast ve BM Güvenlik Konseyi’nin İsrail kararı geçtiğimiz haftanın Arap basınının öne çıkan gündem maddeleri oldu. Gözlemciler özellikle Halep’teki gelişmeler ve Karlov suikastının Rusya’nın bölgedeki gücünü arttırdığına dikkat çekiyor.

KÖKLÜ BİR DEĞİŞİM NOKTASI

Halep’in tamamen silahlı muhaliflerden temizlenmesinin ardından Suriye ordusunun kentte tüm kontrolü ele geçirdiğini duyurması, Arap basınının öne çıkan gündem maddesi olmaya devam etti. Suriye ordusunun Halep’te tamamen hâkim olmasıyla kentin batı mahallelerinde kutlamaların yapıldığına dikkat çeken Rai al Youm, “Suriye ordusunun Halep’i alması ve Suriye devletinin bayrağı altında yeniden birleşmesi, Suriye savaşında köklü bir değişim noktasıdır” diye yazdı.

Lübnan gazetesi an Nahar ise Türkiye’yi silahlı muhalifler üzerinde en etkili güç olarak nitelendirerek, “Bölgedeki diğer güçler Halep’teki gelişmelerden rahatsız olsa da Türkiye olmadan gelişmeler üzerine etkili olma şansları yok” yorumunu yaptı. Türkiye, Rusya ve İran’ın garantör ülke olarak hareket etme konusunda anlaştıklarına dikkat çeken Ürdün gazetesi Jordan Times üçlü Moskova zirvesini “Suriye’de kaygan bir barış yolunda bir adım” olarak değerlendirdi.

KARLOV SUİKASTI

Arap basınında öne çıkan diğer bir gündem maddesi de Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov suikastı oldu. Suikastı, Türkiye-Rusya arasındaki ilişkileri ve Putin ile Erdoğan arasındaki uzlaşmadan sonra iki lider arasında gittikçe artan yakınlaşmayı bozmaya yönelik bir girişim olarak değerlendiren Abdulbari Atwan, “Lakin tamamen aksi yönde gelişmeler yaşandı. Savunma bakanlarının toplantısına paralel olarak Rusya, İran ve Türkiye dışişleri bakanları toplandı. Bu toplantıda Suriye krizinde izlenecek ‘yol haritası’ ve siyasi çözüm yolu belirlendi” diye yazdı.

Al Arabiya televizyonun eski genel yayın yönetmeni Abdurrahman el Raşid ise Şark al Awsat gazetesindeki köşesinde Rus büyükelçinin Türkiye’de katledildiği suikastın İran ve Suriye rejimine yaradığını ve Suriye halkına zarar verdiğini söyledi. As Safir yazarı Muhammed Nureddin ise “Suikast, Türkiye iktidarının önüne büyük zorluklar çıkardı” yorumunu yaptı.

İSRAİL’E İLK KEZ KINAMA

BM Güvenlik Konseyi’nin İsrail’i kınayan ve Filistin topraklarında yerleşim yeri inşaatını derhal durdurmasını talep eden kararı haftanın öne çıkan diğer bir gündem maddesi oldu. Middle East kararı “BM Güvenlik Konseyi İsrail’in yerleşim faaliyetlerini durdurmasını talep eden bir kararı kabul etti” başlığı ile okurlarına duyurdu. Suudi Arabistan gazetesi al Hayat ise “Yerleşimlere karşı Güvenlik Konseyinden tarihi karar” manşetini kullandı. Al Hayat tarafından “Daha önce görülmemiş tarihi bir adım” olarak değerlendirilen karar konusunda şu yorumlara yer verildi: “Güvenlik Konseyi ilk kez İsrail’in yerleşim yerlerini durdurmayı oyladı. Ve ilk kez ABD, veto hakkını kullanmadı. Bu durum bazıları tarafından giderken Başkan Obama’dan İsrail’e ‘veda tokadı’ olarak nitelendirildi.” Gulf News ise kararı gecikmiş bir karar olarak değerlendirdi.


SURİYE’DEKİ SAVAŞ AÇISINDAN ÜÇLÜ İTTİFAK

Macid KİYALİ
Al Hayat

Rusya, İran ve Türkiye dışişleri ve savunma bakanlarının Moskova toplantısı neticesinde ortaya çıkan anlaşmanın bu günden başarıya ulaşacağını tahmin etmek zor. Bu ülkeler Suriye savaşına en çok müdahale eden ülkeler.
Belki de bu anlaşma başarıya ulaşır.  
Birincisi; Suriye savaşında askeri olarak katılan ülkeler, sahada, savaşın ve bombardımanın bitmesinde büyük bir ağırlığa sahip.
İkincisi; Rusya, özellikle Halep’te silahlı gruplara karşı başarısından sonra Suriye kartını elinde tutan bir ülke olarak kendisinin uluslararası ve bölgesel bir aktör olduğunun idrak etmesiyle üstündeki baskıyı azaltmak için stratejik olarak bu savaşın dışına çıkmanın gerekliliğinin farkına vardı.
Üçüncüsü; İran, Suriye’nin geleceği ile ilgili karar vericilerden biri haline geldi. Rusya’nın müdahalesiyle beraber Suriye de Lübnanlı, Afganistanlı, Iraklı milisleriyle her istediğini yapamayacağını bilmekle beraber Rusya’nın müdahalesiyle elde edilen kazanımlarını kaybetmek istememektedir.
Dördüncüsü; Türkiye’nin “Fırat Kalkanı” operasyonuyla elde ettiği kazanımları koruma eğiliminde. Suriye’deki rolünün tanınmasını ya da güney sınırında Kürt varlığının oluşmaması ile ilgili hakkının tanımasını istiyor.
Beşincisi; Suriye muhalefetinin siyasi, askeri ve dini olarak gücünün sınırlı olduğuna dair duygu artıyor. Muhalefetin çözüldüğü ve karışıklık yaşadığı bir durumda uluslararası ve bölgesel koşullar nedeniyle dönem itibariyle iktidara karşı askeri olarak çoğunluğu sağlama kudreti yok.


HALEP SONRASI YENİ SÜREÇ

Rai al Youm
Başyazı

Silahlı gruplar ayrıldıktan sonra Suriye ordusu Halep vilayetine tamamen hâkim oldu. Teyplerden yayılan müzik sesleri ve araçlardan gelen kornalar eşliğinde kentin batı mahallelerinde kutlamalar başladı. Caddeler Suriye ordusuna ve Başkan’a yapılan tezahüratlar eşliğinde şarkı ve oyun meydanlarına dönüştü. Kutlamaların Humus ve Lazkiye gibi diğer şehirlere taşındığı bildiriliyor.
Rus Lider Vladimir Putin’in, Halep’in isyancılardan kurtarılmasını kutlamak için Beşar Esad’ı telefonla ilk arayan kişi ve en önemli kişi olması doğal. Kesin olan Rusya’nın şimdi barışa odaklanacak olması. Başkan Esad “Suriye’de elde edilen zaferler siyasi sürecin kapısını açtı” diyerek buna karşılık verdi.
Halep’te güç dengesinin Suriye devlet başkanının ve hükümetinin lehine değişmesiyle siyasi süreç yeni bir görünüm aldı. Önümüzdeki ayların ortalarında Rusya’dan, İran’dan, Türkiye’den, Suriye’den ve belki başka devletlerden liderlerin ve temsilcilerin katılımıyla Astana şehrinde siyasi süreç başlatılacak. ABD ve Avrupa devletleri ise bu toplantıda yer almayacak.
Suriye’de üstünlük sağlayan Rus lider bütün vilayetlerde ateşkesin sağlanmasını istiyor.
IŞİD Rakka’dan sökülmeden ve Suriye ordusu Palmira ve Şam Fetih Cephesi (el Nusra), Ceyş’ül Feth (Fetih Ordusu), Ahrar’uş Şam gibi gruplardan büyük sayıda İslamcı militanın toplandığı İdlib’i almadan bu hırsın tümden gerçekleşmesi belki de zor.
Bariz bir şekilde Suriye rejiminin yanında duran ve birçok yerin Suriye ordusu tarafından alınmasında kritik bir rol oynayana Hizbullah’ın Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Halep’teki kutlamalara eş zamanlı olarak yaptığı konuşmada; “Rejim, Suriye’nin en büyük iki şehri Şam ve Halep’i kontrol etmektedir.
Bunların yanı sıra Humus’ta, Hama’da, Lazkiye’de, Tartus’ta, Süveyda’da rejim etkin bir güçtür. Dünyada hiç kimse artık onu görmezden gelemez” dedi. Ek olarak “Suriye ordusunun Halep’i kontrol altına alması Suriye’de rejimin yıkılması fikrini yıkmış ve başarısızlığa uğratmıştır” ifadelerini kullandı.
Suriye ordusunun Halep’i alması ve Suriye devletinin bayrağı altında yeniden birleşmesi, Suriye savaşında köklü bir değişim noktasıdır.
Bu durum tabi ki savaşın tamamen bittiği anlamına gelmemektedir. Biz, iktidarın paylaşılacağı siyasi çözüm, yeni bir anayasa, ulusal birlik hükümeti, çok partili özgür seçimler olmadan biteceği düşüncesinde de değiliz.


BÜYÜKELÇİ SUİKASTININ MESAJLARI

Abdulbari ATWAN
Rai al Youm

Ankara’da Rusya büyükelçisinin suikastının arkasında olanlar; biri güvenlikle ilgili diğeri siyasi iki mesaj vermek istiyorlar. Bu mesajlar çok büyük bir öneme sahip.
Güvenlik ile başlayacak olursak; Türklere ve bütün dünyaya Türkiye’nin herhangi bir insan için artık güvenli bir ülke olmadığını işaret etmektir. Eğer süper güç olan Rusya’nın büyükelçisine ulaşılabiliyor ve bir güvenlik görevlisi gencin eliyle katlediliyorsa, zorlanmadan herhangi başka bir kişiye ulaşılabilir. Bu durum İran ve Rusya’nın Türkiye’nin her tarafındaki konsolosluklarını kapatmasını açıklamaktadır. Avrupa ülkeleri de büyükelçiliklerinde çalışan sayısını azalttı ve güvenlik önemlerini arttırdı.
Siyasi bakımdan ise bu suikastın amacı Türkiye-Rusya arasındaki ilişkileri ve Putin ve Erdoğan arasındaki uzlaşmadan sonra iki lider arasında gittikçe artan yakınlaşmayı bozmaktır. Lakin tamamen aksi yönde gelişmeler yaşandı. Savunma bakanlarının toplantısına paralel olarak Rusya, İran ve Türkiye dışişleri bakanları toplandı. Bu toplantıda Suriye krizinde izlenecek “yol haritası” ve siyasi çözüm yolu belirlendi.
Bu toplantıda herhangi bir Arap temsiliyetinin olmaması ilginç. Özellikle geçen altı yıl boyunca Suriye dosyasında esas oyuncular olan Suudi Arabistan ve Katar’dan bahsediyoruz.
Üçlü toplantıdan sonra yapılan ortak açıklama ve toplantıdan sonra Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yaptığı basın açıklamasında Suriye krizindeki büyük değişiklik; katılımcıların önceliği Devlet Başkanı Beşar Esad’ın yıkılmasına değil “terörle mücadeleye” vermeleri ile temsil edilmektedir.
Suriye krizinin gelecekteki çözümü; Rusya, İran ve Türkiye’nin himayesinde olacaktır. Cenevre ve Viyana gibi daha önceki bütün siyasi formüller ve şemsiyeler artık tarih olmuştur. Bakan Lavrov’un sözlerinden bunu anlıyoruz.
Rusya, Ortadoğu’da süper güç olma statüsünü yeniden kazandı ve güçlü bir oyuncu haline geldi. Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fark ettiği budur ve bu gelişmenin ışığında Rus trenine binme, aynı şekilde İran sepetinde yer alma kararı vermiştir. Bundan dolayı Türkiye ile Suriye hükümeti arasındaki adım adım yakınlaşmayı göz ardı etmemek gerekir.


AKDENİZ’DE 5 BİNDEN FAZLA GÖÇMEN BOĞULDU

Middle East

Birleşmiş Milletler geçtiğimiz Cuma günü 2016 yılında Akdeniz’i geçmeye çalışırken boğulan göçmen ve mültecilerin sayısının 5 bini geçtiğini açıkladı. BM tarafından yapılan açıklamada Avrupa’ya ulaşma umuduyla kalitesiz gemilerde ve kapasitesinin çok üstünde yolcu bindirilmesi sonucu bu yıl ölümlerin artığının altı çizilerek 2016 yılında her gün ortalama 14 kişinin öldüğüne dikkat çekildi. Öte yandan Uluslararası Göç Örgütü, 2015 yılında Akdeniz yoluyla bir milyondan fazla mültecinin Avrupa’ya ulaştığını bu yıl ise bu geçişlerin 360 binin altında kaldığını açıkladı.

www.evrensel.net