Sağlıkçılardan barışı ve yaşam hakkını savunma çağrısı

Sağlıkçılardan barışı ve yaşam hakkını savunma çağrısı

Dr. Ata Soyer anısına düzenlenen “Barış mücadelesinde sağlık, yaşam hakkı, sorumluluklarımız” sempozyumu Ankara’da TTB Merkez binasında yapıldı.

Derya KAYA
Ankara

Türkiye’de toplumcu hekim hareketinin öncülerinden, sağlık hakkı, emek ve insan hakları mücadelesinin önemli isimlerinden Dr. Ata Soyer anısına “Barış mücadelesinde sağlık, yaşam hakkı, sorumluluklarımız” başlığıyla gerçekleştirilen sempozyumların dördüncüsünü dün Ankara’da TTB Merkez binasında gerçekleştirildi. Sempozyuma hekim, akademisyen ve hukukçuların yanısıra Ata Soyer’in ailesi de katıldı. 

Açılış konuşmasını yapan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Raşit Tükel, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası hem insan hakları, hem de yaşam hakkı alanında önemli ihlalleri yaşandığına dikkat çekti. Gözaltındaki muayenelere dahi müdahale edildiğini kaydeden Tükel, baskıların barış talep eden kesimlere de yöneldiğini söyledi. Tabip odalarının Cizre raporundan dolayı soruşturmalara maruz kaldığını söyleyen Tükel "Bugün buraya ‘barışı nasıl savunabiliriz’, bunu konuşmaya geldik. Doğru bildiğimiz yolda konuşmaya devam edeceğiz" dedi. 

Evrensel Yazarı Dr. Zeki Gül de Ata Soyerin zor zamanlarda nefes alınacak örgütlü alanları yaratan bir ağabeyleri olduğunu belirterek, "Bugün yaşadığımız faşizm koşullarında, katliamların yaşandığı bir dönemde barış mücadelesini, yaşam hakkı mücadelesini nasıl inşa edeceğiz bunu konuşmaya geldik" diye konuştu. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı İbrahim Kara da, Soyer’in demokratik hekim mücadelesi ve sağlık hakkı mücadelesinde önemli bir yeri olduğunu söyledi. 

‘SAVAŞ NEDEN DEVAM EDİYOR?’

Konuşmaların ardından sempozyumun ilk oturumu “İnsan hakları, Etik ve Hukuk” başlığıyla gerçekleştirildi. Suç ve ceza kavramları üzerine konuşan Dr. Onur Naci Karahancı, Dostoyevski'nin Suç ve Ceza romanından yararlanarak gerçekleştirdiği sunumunda, özeleştirinin önemine dikkat çekti. Karahancı konuşmasının sonunda Cizre'de yaşam koridoru açan ve cezalandırılan sağlık emekçilerinin durumuna değinerek "Çok affedilmez şeyler mi yaptılar, bu cezalara ne kadar tepki gösterildi, herkesin tartışması gerekiyor" dedi. 

Prof. Dr. Serap Şahinoğlu da sunumunu etik kavramı ve uluslararası belgelerin sınırlılıkları üzerine gerçekleştirdi. Özeleştiri kavramı üzerine duran Şahinoğlu, etikin doğru sorular sormak açısından önemli olduğunu söyledi. Şahinoğlu "Ülkeye gelen göçmenler için ‘acaba nerede kalacaklar’, ‘nasıl yaşayacaklar’ sorusu sormaktan önce, ‘neden bu göçmenler buraya gelmek zorunda kaldı’, ‘savaş neden devam ediyor’ sorularını sormalıyız" diye konuştu. Özellikle toplumsal olaylarda ve savaş dönemlerinde hekimlerin nasıl davranması gerektiğine ilişkin bildirge ve yasalarda yer alan hekim haklarına ilişkin bilgileri paylaşan Şahinoğlu, hekimliğin aslında çok politik bir süreç olduğunu söyledi.  

“İnsanlığa karşı suçlar ve Hukuk” başlığında konuşan Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak da insan yaşamını korumaya yönelik kamu adına görev yapanların, yaşam hakkına saygı göstermesinin önemine dikkat çekti. Altıparmak hukuk ve etiğin çatıştığı durumlarda insan hakları kurallarına uygunluğu beklemenin gerektiğini belirterek, tıp etiğinin bu noktada hukuken bağlayıcı metinler haline geldiğini söyledi.

 ‘CİZRE’DE İNSANLIK SUÇU İŞLENDİ’

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Başkanı Şebnem Korur Fincancı da Gezi süreci ve ardından  artan şiddete dikkat çekerek, "Bu ülkede çözüm sürecinde kimse ölmezken, sürecin bittiği 2015’te çok çarpıcı başka bir şey oluyor. 2015 yılında 300 üzerinde sivil ölmüş ülkede. 2015 yılı iç güvenlik yasa tasarısıyla polise vur emri verilmesinin sonucu bu" dedi. Çatışmaların yaşandığı Cizre’de devlet hastanesinin askeri karakol haline getirildiğini anlatan Fincancı, Cizre'de bir bodrumda yanmış kemiklerle karşılaştıklarını, kemiklerden birinin bir çocuğa ait olduğunu izlenimi edindiklerini hatırlattı. Bunu açıklamalarının ardından kendisinin tutuklandığını, vakıflarının da soruşturma geçirdiğini belirten Fincancı, kolluk güçlerince aracın arkasından sürüklenerek ölen Hacı Lokman Birlik’in otopsi sonuçlarını da paylaştı. Fincancı, birliğin canlıyken aracın arkasında sürüklendiğini, havan mermileriyle vücuduna atışlar yapıldığını ve yaralardaki canlılık belirtileri olduğunu söyledi. Fincancı yaşananların insanlığa karşı suç olduğunu belirterek, bu suçu işleyenlerin uluslararası ceza mahkemelerinde yargılanacaklarını bildiklerini, bu yüzden tanıklıklık edenleri susturmaya cezalandırmaya çalıştığını söyledi. 

www.evrensel.net