Käthe Kollwitz ile zaman tüneli

Käthe Kollwitz ile zaman tüneli

'Kollwitz'in eserleri, kapitalizmin yol açtığı bütün bu kötülüklere meydan okuyan isyan ve devrimlerin de birer tarihsel belgesidir.'

Ercüment AKDENİZ
Berlin

Avrupa’yı kasıp kavuran iki büyük savaş, ekonomik buhran ve bunalımların yiyip bitirdiği baldırı çıplak kalabalıklar... Ve ille de ölümün tepesinde kol gezdiği çocuklar, kadınlar... 

Bir sergi, bir müze ve bir ressam bir araya geldiğinde, sizi bütün bu kötülüklerin yaşandığı zaman tünelinden geçirebilir. Ama adı geçen Ressam Käthe Kollwitz ise sizi bundan fazlası bekliyor demektir. Çünkü Kollwitz’in eserleri, kapitalizmin yol açtığı açlık, yoksulluk ve savaşlar kadar, bütün bu kötülüklere meydan okuyan isyan ve devrimlerin de birer tarihsel belgesidir.  

Berlin Käthe-Kollwitz Müzesi*, merdiven basamakları üzerine dizilen kronolojik cetvelle hem Kollwitz’in bağrından fışkırdığı tarihsel koşulları anlamamızı sağlıyor hem de sergilediği her bir eserle, sadece sanatseverlere değil bütün emekçilere mesaj verme yeteneği gösteriyor.

KADINLAR VE ÇOCUKLAR

Prusya Sanat Akademisinin ilk kadın üyesi ve ilk kadın profesörü olan Kollwitz’in bu başarıyı yakalamasında, “yetenekli olmak insana sorumluluk yükler” sözünün etkili olduğunu biliyoruz. Sanat eğitimine 1884’te başlayan genç Käthe’ye miras kalan bu sözler, ona çalışkanlık ve disiplin kültürünü aşılamış olmalıdır. Fakat sosyalist ailesinden kalan politik miras, şüphe yok ki ona, yeteneğini çok daha ötelere taşıma imkanı sağlamıştır. Nitekim 1894 yılında hayatını birleştirdiği Tıp Öğrencisi Karl’ın yoksul bir mahallede açtığı klinik, Käthe’nin hasta ve bakıma muhtaç yoksulları resmettiği bir atölyeye dönüşecektir.

Bir ülkede açlık, bir ülkede kıtlık, bir ülkede savaş, yokluk ve hastalık nasıl resmedilir? Käthe’nin eserlerinde, insanın insana zulüm ettiği bütün bu kötülükler daha çok kadın ve çocuklar üzerinden resmedilir. Çünkü bu iki kesim, toplumsal çöküşün dip halini yansıtan en belirgin simgelerdir.

Kollwitz’in resim ve heykellerinde, anneyi hem açlık hem de çocuğu emzirememenin acısı kemirir. İkili bir acıdır bu. Kadın korkandır, acıyı yaşayandır ve fakat söz konusu olan çocuksa onu açlıktan ve savaştan koruyandır, en azından korumaya çalışandır. Çocuğa kanat geren kadın; ya da çocuklara kol kanat geren kadınlar, metaforik olarak halktır!

İLK DÖNEM AYAKLANMALAR

Akıp giden hayatın içinde yoksulluğun füzen karası resmi varsa, ona başkaldıran isyanın da desenleri olmalıdır. Kollwiltz resimleri tam da bu düşünceden hareket eder. Zola’nın Germinal sahnelerinin Kollwitz gravürlerinde yer bulması tam da bu nedenledir. Tıpkı “Köylüler Savaşı”nda olduğu gibi Käthe’nin eserlerinde hayat bulan ilk dönem ayaklanmalarını da bu gözle okumak gerekir. Silezyalı dokuma işçilerini anlatan “Dokumacıların İsyanı” bu serinin en başarılı örneği olarak değerlendirilmiş ve “altın madalya ödülü”ne layık görülmüştür. Ne var ki Käthe’nin bu ödüle kavuşması bizzat Kayzer tarafından engellenmiştir.

ÇANLAR, OĞULLAR İÇİN ÇALIYOR

Kapitalizmin yol açtığı ekonomik buhran, sadece yoksulların üzerine yıkılarak üstesinden gelinemeyecekse eğer; emperyalist savaş kapıda demektir. Birinci  Paylaşım Savaşı’nın hemen başında, yani 1914’ün henüz ilk aylarında, Käthe-Karl çifti, çocukları Peter’in ölüm haberini alır. Cepheye giderken Peter’in önüne geçmemiş olmanın acısı, gelen ölüm haberiyle birlikte bir iç hesaplaşmaya dönüşür. Peter’in ölümünden yıllar önce yapmış olduğu bir gravür (Çocuğunun ölüsü üzerine kapanan kadın), Käthe’nin kendi dramatik hikayesi olmuştur.

Peter’in acısı, savaşta kayıp giden yüz binlerce gencin de acısıdır artık. Bu vakitten sonra Kollwitz resimlerinde evlatlarını savaşta kaybetmiş annelerin gözyaşı daha çok yer edinecektir. Endişe içinde asker uğurlayan anneler/çocuklar, cepheden dönüş yolunda bu kez yitip gitmiş soğuk asker bedenlerini kucaklayacaklardır.

İşin garip tarafı; 1. Paylaşım Savaşı’nda ölen Peter’in adının verildiği torun Peter de 2. Emperyalist Savaş’ta hayatını kaybedecektir. Peter’lerin acısı, Kollwitz’in yaşlanmış yüzündeki derin çizgilerdir artık. Peter’in anısına yapılan mezarlıkta ise kahramanlık yüceltmeleri yerine yaslı anne babaların yaşadığı keder temsil edilmektedir.

 

 

SOSYALİST AFİŞLER

Käthe Kollwitz tarafsız bir aydın, “bağımsız” bir ressam değildir. O her daim emekçi sınıfın ve halkın yanındadır; mevzu Almanya’da devrimci, sosyalist hareketin güçlenmesi ise eğer sanatı da her daim bu eylemin destekçisi olacaktır. Bu yüzden Käthe’nin resimleri, kah açlıktan kıvranan çocuklar için açılan bir yardım kampanyasının davetiyesi olmuş, kah “Savaş bir daha asla!” diyen genç komünistlerin afişi.

Yoldaşlarının mezarında ant içen konuşmalarıyla fotoğraf karelerine düşen komünist lider Karl Liebknecht, Kollwitz için çok önemli bir değerdir. Faşistler Liebknecht’i katlettiklerinde, onun yaralı başını ve temsili cenaze törenini çizmek bu kez Kollwitz’e düşecektir. Karl’ı temsil eden çizgiler gravüre; gravür baskıdan çıkmış resimler de kitlelere ulaşacaktır. 

8 MAYIS’I GÖRMESE DE...

Käthe’nin yaşlanmış gözleri hayata gözlerini yumduğunda tarih 22 Nisan 1945’di. İki büyük savaş görmüş bu ulu çınar, birkaç hafta daha yaşasaydı eğer, faşizme karşı “8 Mayıs Zaferi”ni görecekti.

O gün Käthe her ne kadar Reichstag binasına çekilen kızıl bayrağı görmemiş olsa da; nisan günlerinde, adım adım yaklaşan kızıl atlıların nal seslerini duymuş olmalı. 

*Özel Berlin Käthe-Kollwitz Müzesi (Käthe-Kollwitz-Museum Berlin), 1986 yılından beri  Charlottenburg bölgesindeki Fasanenstraße’de Kathe’nin eserlerini sergiliyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 24 Aralık 2016 09:24
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.