Yıldırım: Ölümleri engelleyemediğimiz için özür dileriz

Yıldırım: Ölümleri engelleyemediğimiz için özür dileriz

HDP'li Ahmet Yıldırım El Bab ile ilgili yaptığı konuşmada: 'Tezkereye muhalefet ettik ama ölümleri engelleyemediğimiz için özür dileriz' dedi.

HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, Savunma Bakanı’ Fikri Işık'ın Fırat Kalkanı Operasyonuna ilişkin Meclis'te yaptığı hükümet bilgilendirmesi üzerine söz aldı. Suriye'ye asker gönderilmesine ilişkin tezkerenin Meclis'ten geçmemesi için HDP'nin yaptığı muhalefeti hatırlatan Yıldırım, "tezkerede imzamız olmamasına rağmen, ölümleri engelleyemediğimiz için özür diliyorum" dedi.  

Yıldırım şunları söyledi:

Meclis’in, muhalefet eden veya tezkereyi destekleyenlerle birlikte asker ölümlerinin gerçekleşmesine sebep olmuş olan tezkerenin sahibi olduğunu söyleyen Yıldırım şöyle konuştu: “Onları oraya göndermiş olan Meclis iradesinin tamamının bu ölümlerden sorumlu olduğundan hareketle partim ve şahsım adına, ölümlerini engelleyemediğim için onlardan özür diliyorum. Bütün içtenliğimle onlardan haklarını bize helal etmesini temenni ediyorum. 

Şundan ötürü özür diliyorum: Tezkereye muhalefet etmiş bir parti olarak, diğer partileri bu tezkerenin doğru olmadığına inandırtamadığımız için özür diliyorum. İmzalamamış olsak bile, bu yönde oy kullanmamış olsak bile şu Parlamentonun bir üyesi ve grubu bulunan bir partisi olarak bu kanaatimizi ifade etmek zorundayız.” 

Fırat Kalkanı Harekatı’nın amacı ve sınırı belli olmayan bir operasyon olduğunu dile getiren Yıldırım: “Çünkü Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar ve iktidar yetkilileri, 24 Ağustos’tan bugüne kadar orada Türk Silahlı Kuvvetlerinin bulunmasına dair birbiriyle çelişen, biri birine zıt amaçlar öne sürdüler. Kuzey Suriye'deki federasyona ve oluşuma izin vermemek için orada bulundukları açıklandı. DAİŞ tehdidini ortadan kaldırmak için; yeri geldi, rejimi değiştirmek için orada olduğumuzu söylediler. En son, iki gün önce Moskova'ya giden Dışişleri Bakanı, Suriye Arap devletinin egemenlik hakkını korumak için orada olduğumuzu söyleyen bir mutabakatın altına imza atıyor” dedi. 

TÜRKİYE SURİYE’DE YANCI OLDU

Türkiye’nin Suriye’de bir oyun kurucu değil, neredeyse bir yancı, bir figüran olduğunu ifade eden Yıldırım konuşmasına şöyle  devam etti: “Göreceksiniz, El Bab düştükten sonra en fazla bir hafta içerisinde rejim ve Suriye ve Rusya, hep birlikte "İşiniz bitti, çıkın buradan" diyecek. Bizim gençlerimiz, çocuklarımız ölüyor. Onların yerine biz orada savaşıyoruz, onların yerine biz orayı temizliyoruz ve onlara hediye ediyoruz. Bundan ötürü, bu ölen askerlere karşı bir özür ve hak helalliği isteme borcumuz var Meclis olarak. Hiç birbirimizden de ayırt etmeksizin söylüyorum bunu. 

Bu çocuklarımızın hayatlarının artık bir alt yazıya, bir son dakika haberine indirgendiği kadar ucuzladığı bir süreci yaşıyoruz. Eski bir bakanın kalkıp bir televizyon programında "Ben de şehit olmak istiyorum." veya aynı memleketten yeni bakanın kıta denetler gibi "İnşallah şehitlik size de nasip olur" demesini veya bir başka iktidar milletvekilinin "Maaş alıyorlar, evet, şehit olacaklar. Bunun için para alıyorlar" demesi…

Peki bu çocuklarımız maaş alıyor diye ölmek zorunda mı? Başbakan Yardımcısının ifade ettiği "Bugün Türkiye'de yaşadığımız birçok problemin sebebi Suriye politikalarımızdaki yanlışlıklardır" cümlesini nereye oturtacağız? 

Bunu bir söylem üstünlüğü sağlamak için demiyorum. Bu gençlerimizin birinin daha canı toprağa düşmeden, yol yakınken geri dönmek için söylüyorum. "Biz bu tezkereye 'hayır' dedik, sizi ikna etmeye çalıştık" deyip işin içinden çıkabilme lüksümüz yok bizim. Asla bu noktada değiliz.”

YAŞAMINI YİTİREN ASKERLER HAVUZ GAZETELERİNDE TIRNAK KADAR YER ALIYOR

El Bab’da hayatını yitiren askerlerle ilgili havuz medyasında yer almamasına da değinen Yıldırım: “ Dün bu gençlerimizin, çocuklarımızın hayatını kaybettiği an, merkez medyanın baskıya girmesinden çok önce. Sabah gazetesinin manşeti büyükelçi cinayeti. "Mehmetçik El-Bab'da 138 DEAŞ'lı öldürdü." Peki, 14 gencimizin ölümü ne kadar? Şu kadar. Gazete bu işte. Bu çocuklarımızın değeri bu. Yani burada manşet dahi olamıyorlar. Çocuklarımızın nerede, nasıl öldüğü bile havuz medyasında habere yansıma biçimini belirliyor. Diğeri farklı mı? Yeni Şafak. "DEAŞ'ın Son Çırpınışları" Peki, çocuklarımız nerede? Çok küçük bir şekilde, şurada. Çocuklarımızın hayatını kaybetme öyküsü bu kadar, bu işte. Bu Parlamento böyle bir sürecin altına imza atmış. Bir başka gazete. Sadece şu tırnağımın büyüklüğü kadar haber. 

138 ile 14'ü kıyaslıyoruz ya, Allah aşkına, her şeyi yapalım ama bu çocuklarımız ve gençlerimizin kanı üzerinden bir ölüm skorları yarışına girmeyelim. Ne yaparsak yapalım skor yarışı içerisine girmeyelim” dedi. 

SURİYE’DE ‘VİETNAM SENDROMU’

Savunma Bakanının konuşmasında ‘Kaçan DEAŞ'lıların gizlenme derinliğini öngöremiyoruz’ dediğini hatırlatan Yıldırım sözlerini şöyle bitirdi: “O zaman, biz öngöremediğimiz, tahmin edemediğimiz yerlere doğru ilerliyoruz. Bütün uluslararası literatür bunu ‘Vietnam Sendromu’ olarak tanımlar. Bir ülkenin, bir zümrenin, bir siyasi yapının kendi egemenlik hakkının olmadığı bir toprakta, amacı belirsiz bir şekilde operasyonlar düzenlemesi ve orada kayıplar vermesinin adı Vietnam Sendromu'dur. 

Bir an önce Suriye tezkeresinin gözden geçirilmesi, o operasyona ve bir can kaybına daha bu toplumun tahammülünün olmadığı saikiyle son verilmesini temenni ediyorum.” (HABER MERKEZİ)
 

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.