'Mahremimizi konuştuğumuz zaman her şeyi konuşabiliriz'

'Mahremimizi konuştuğumuz zaman her şeyi konuşabiliriz'

“Tereddüt” filmiyle pek çok ödül alan yönetmen Yeşim Ustaoğlu, Cumhuriyet'ten Ceren Çıplak'ın sorularını yanıtladı.

Geçtiğimiz cuma günü Türkiye'de vizyona giren “Tereddüt” filmi, vizyona girmeden Türkiye gündeminde oldukça gündem olmuştu. Sansür tartışmalarının yapıldığı film hakkında Cumhuriyet'ten Ceren Çıplak'ın sorularını yanıtlayan yönetmen Yeşim Ustaoğlu, “En mahrem olan yeriniz bedeniniz; var oluşunuz. Siz bu varoluşu birisinin tahakkümüne bırakıyorsanız, böyle bir ezilmeye bırakıyorsanız var oluşunuzu hiçliyorsunuz demektir. Mahremimizi konuştuğumuz zaman her şeyi konuşabiliriz” diyor.

Bu film bana “Bir ilişkide değer görmüyorsan tereddüt etme, git!” dedi. Siz “değer”e nasıl temas ediyorsunuz?

Filmde, birbirimize değer verebilmekten, temas edebilmekten bahsediyorum. Bu bireysel ilişkilerimizde de, ebeveyn ilişkilerimizde de, çocuk eğitiminde de böyle. Bir çocuğa ne kadar değer verirseniz o kadar birey olmasını sağlarsınız, özgüveni olan bir birey yetiştirirsiniz. Kendine önem veren bir insan yetiştirirsiniz. Eğer ilişkiler içinde biri diğeri tarafından manipüle edilmeye başlar, dolayısıyla bir değer kaybı yaşarsa bu bir yandan da özgüven kaybıdır. Birinin diğerini manipüle ettiği, tahakküm altına aldığı, değer verme açısından eşitliğin bozulduğu hiçbir ilişki aslında yaşayan bir ilişki değildir. Bu durum bütün ilişkiler için geçerli.

Değersizlik sendromu...

Filmdeki örnek elit bir ilişkiydi. Birey olabilmeyi becermiş bir çiftin ilişkisini anlatıyor ama burada bile çok ince ayarların söz konusu olduğu yerde birisinde narsistik bir eğilim varsa ve diğerini manipüle eden bir yere doğru evrilmişse buna maruz kalan diğerinin yörüngesinin etrafında dönmeye başlayabilir. Bilinçli veya bilinçsiz. Bunun içinde de bir sürü parametre rol oynar. Aşk girer işin içine. Bir hayatı inşa etme, buna tutunma, tutku, bütün bunlar da parçası olabilir bu sürecin. Özgüveni yaralandığı için ince ince pulları dökülebilir o insanın. Değeri eksilmeye başlar...

Filmle "İlişkilerin öznesi cinselliktir" mi diyorsunuz?

Bir ilişkinin esas parametresi tam anlamıyla cinsellik olabilir. Yoğun olarak da cinsellik olabilir. Cem, narsist. Cem’deki bir çeşit kişilik bozukluğu hastalığı. Bu ya

fazla kuşatılmaktan, sevilmekten ya da ona verilen değerin eksikliğinden olabilir. Bir şekilde kendini olduğundan farklı görme, kendini olduğundan fazla önemseme... Böyle bir kişinin en büyük problemlerinden biri gerçek anlamda bir başkasını sevmeyi becerebilme yetisinin olmamasıdır.

Başkasının bedenini değil, başkasının bedeni üzerinden kendini sevme...

Kendi bedenini her şeyden daha fazla seviyor. Bütün fantezileriyle, fetişleriyle... "Ben" diyor. Benim kadınım, benim şarabım, benim yaptığım yemek, benim arzularım.. “Ben” olgusu güçlü o adamda.

Şehnaz jartiyer giyse bile -ki bu da öğrenilmiş bir şey- aslında bedensel arzularını dile getiremeyen bir kadın. Biri mimar, diğeri psikiyatrist; eğitimli ve modern bir çift... Ama cinsellik, temas okulda öğrenilmiyor!

Cinsellik biraz da yaşanarak öğrenilen bir şey. Yaşayarak bedeninizi öğreniyorsunuz. Bir ilişki içinde de öğrenebilirsiniz. Zihninizle bedeniniz uyum sağlayarak tatmin olabildiğinde mutluluğu hissedersiniz.

Okullarda sınırlandırıcı “cici kız”, “hanımefendi” gibi kimlikler öğretiliyor. Cinsellik ise sınırları aşmak isteyen bir şey değil midir?

Cinsel hayat fantezilerin beslenmesini isteyebilir. Bu bir paylaşımsa karşılıklı bir doruğa ulaşıyorsa karşılıklı beslenerek haz almak önemli. Sonuçta hazdan bahsediyoruz, birinin tek taraflı hazzından değil. Bu oyunu incelikli hissetmek güzel olabilir. Biz bu anlamda böyle büyütmüyoruz çocuklarımızı. Erkek çocuklarımızı da birçok açıdan baskı altında yetiştiriyoruz. "Bu böyle olur, bu da böyle olmaz"... Anne olunca böyle davranılır. Annelik fenomeni temiz, fantezilerden daha uzak bir fenomen. Sonra da fanteziler başka yerde aranıyor. “Yasak” ilişkiler yaşanıyor. Cinsellik derya bir konu. Türkiye’de inanılmaz bir vajinismus vakası var. İlişkiye bile giremeyen kadınlar var.

‘Git ve özgür bir birey ol’

Şehnaz kendi seçimini, Elmas ise ona dayatılan seçimi yaşayan biri. Siz hangi noktada onları buluşturdunuz?

Seçimleri, hayatları, kurdukları ilişkiler bambaşka... İki ayrı hayattan geliyorlar, ayrı sınıftan geliyorlar ama biri dediğiniz gibi seçilmiş bir hayatın içinde, her şeyi bilinçli bir seçimle yaşamış ona rağmen bir ilişkide manipüle ediliyor, istemediği bir şeye maruz kalıyor. Kendi bedeninin, zihninin istemediği bir ilişki biçimine maruz kalıyor. Bundan mutsuz olmasına rağmen bunu sürdürüyor. Sürdürülebilirliği olmamasına rağmen sürdürüyor. Diğeri, istemediği, seçme şansı bile olmadığı, bunun sorulmadığı, bunun sorulacağı yaşa bile sahip olmadığı bir durumda cinsel ilişkinin göbeğine bırakılıyor. Sorumlulukların da göbeğine bırakılıyor. O da buna maruz kalarak sürdürüyor yaşamını. Tek ortak noktaları bu, ama yeterli bir nokta aslında.

Sanki Şehnaz’ın çıkmazı daha büyük bir çıkmaz...

Elmas gerçek bir mağdur. İteklenmiş, sürüklenmiş, atılmış, ihmal ve suistimale maruz kalmış bir mağdur. Diğeri daha komplike bir ilişkinin içinde. Dolayısıyla onun işin içinden çıkması daha zor. Bütün bu bilince, akla, eğitime, seçilmiş hayata rağmen daha kompleks bir ilişkinin içinde. Narsistik bir ilişkinin içinde olmak ve bunun içinden çıkmak insanın senelerini de alabilir.

Siz ilişkilerinizde manipülasyona uğradınız mı?

Özel tarafımı konuşmuyorum.

Şunu anlamak için sordum; bir yazarın ya da yönetmenin ürettiği eserde samimiyet ve sahicilik varsa mutlaka o eseri yaratan bunu büyük ölçüde yaşamıştır diye düşünüyorum. Sizin hayatınızda bu meseleler var ki bunun filmini çektiniz. Öyle değil mi?

Hepimiz insanız. Hepimiz ilişkilerden geçiyoruz. Çok büyük bir serüven hayat. Ben yazarken her zaman kendime dönüp bakarım. Bu her karakterim için geçerli. Herkesin kendi özünde yeniklik, korku, arzu, haz ve değersizlik vardır. Böyle bir durumdayken ne hissederim, kendim böyle bir durumun içindeyken ne hissederdim diye hep kendime sorarak yazarım. Karakterlerimi böyle yaratırım. Eee tabii bir de çok uzun bir tecrübeden geliyorum.

Filmin adı neden “Tereddüt”?

İlk soruda cevap verdiniz aslında.  

Değer görmüyorsan tereddüt etme, git!

Git ve özgür bir birey ol. Hem kadınlar hem erkekler için söylemeliyiz. Özgür ve özgüvenli bir birey ol. Ve yeniden ilişkini hem kendinle hem sevdiceğinle hem de toplumla böyle kur. Ancak böyle sağlıklı bir toplum olabiliriz.

Film, “bana cinsel hayatını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” mi diyor?

Doğru bir şey. En mahrem olan yeriniz bedeniniz; var oluşunuz. Siz bu varoluşu birisinin tahakkümüne bırakıyorsanız, böyle bir ezilmeye bırakıyorsanız  var oluşunuzu hiçliyorsunuz demektir. Mahremimizi konuştuğumuz zaman her şeyi konuşabiliriz.

Peki neden konuşamıyoruz?

Dünyanın her yerinde bu problem var. Hepimizin yaraları var. İlişkilerin olduğu yerde problematik bir şey var. Narsisizm ve kapitalizm arasında bile bir ilişki kurabiliriz mesela.

Temas, derinlik ve değer...

Konuşalım, mahremimizi de konuşalım diyorsunuz. Yüz yüze konuşmaktan bahsediyorsunuz değil mi? Sosyal medyada başka konuşuyor; başka kimliklere mi bürünüyoruz?

Mesela, filmi izlemiş ama karşıma gelip soracağı soruyu sorabilme cesaretine bile sahip değil. Çok ciddi kırılmış bir özgüven problemi yaşıyor. Soramıyor. İfade edemiyor. Söyleyeceğinden korkuyor. Sonra dönüyor sosyal medyada ahkam kesiyor. Bu bir yandan yetersizlik, beceriksizlik.

Sizi pek çok kimse “soğuk” olarak tanımlıyor. Belki de çekiniyorlar size sormaya. Sizin için neden “soğuk” deniyor?

Sohbet denilen şey beslenen bir şey. Eğer ben karşımdaki kişiden belli bir seviyeyi, dengeyi, konuşmaya teşvik eden, daha derinleşmesini istediğim yere doğru kanalize eden bir veri almadıysam suskun olabilirim. Bakın bütün her şey dönüyor dolaşıyor gerçek temasa dayanıyor. Benim açılabilmem için karşıdan da beslenmem lazım. Göz teması, dediğimin algılanması, onu besleyen bir başka soruyla karşılaşmam... İlişkiler de böyle bir şey. Bütün söylemeye çalıştığım bu aslında.

Birbirini karşılayabilen temaslar mı?

Temas, derinlik ve değer..

Bir insanı ne değerli kılar? Toplumun tanımlarına göre “ahlaksız”lık yapmak değersizlik midir? Değer demek toplumun bize verdiği pozitif değerler midir?

Değer, insanın öncelikle tek başına kaldığı zaman kendi kendine atfedebildiği değer veya saygıdır. Kendi sözünüze, kendi varlığınıza duyabildiğiniz saygıdır.

Hatalar değerimizi kırar mı?

Hata da yapabilirsiniz. Hayatta her şeyi doğru yapmak diye bir şey yok. “Doğru”, “iyi” her şey bunun üzerine kurulu değil. Çok sahte bir hayat yaşayabilirsiniz, hayatınız sahtekarlıkla doludur ama dış görüşünüz toplumun kodları içinde gibi görünür. Ama yalan söylüyorsunuzdur. Eşinize, dostunuza yalan söylüyorsunuzdur. Bir sürü şeyi sahtekarlıkla yapıyorsunuzdur. Dışarıdan bakışla görünmeyen bir sahtekarlığa sahipsinizdir... Yanlış insanı sevebilirsiniz, hayalkırıklığı yaşayabilirsiniz, istemeden birisine yanlış yapabilirsiniz ama bunu bilerek, kendi taasarufunuzla yapıyorsanız işte bu sahtekarlıktır.

Toplumlar da değersizleşebilir. Gelenekler de bazen değer yitirebilir. Çok önemli bir birikim yozlaşmaya, özünü kaybetmeye başladığı zaman toplumlar bir değer üretemez hale gelebilir. Değersizleşmeye başlayabilir.

Siz ve toplumlar yaşarken gerçek anlamda elle tutulur bir yüzleşmeyi beceremiyorsa bunun içinden de değersizleşme çıkabilir.

'TEREDDÜT'E HİNDİSTAN'DA İKİ ÖDÜL

“Tereddüt”, Hindistan’da düzenlenen Uluslararası Kerala Film Festivali’nden iki ödülle birden döndü. 15 filmin yarıştığı festivalde “Tereddüt”, Yeşim Ustaoğlu’na “En İyi Yönetmen Ödülü”nü, Ecem Uzun’a da “En İyi Kadın Oyuncu Ödülü”nü getirdi. (HABER MERKEZİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 18 Aralık 2016 11:37
www.evrensel.net