Kadının payına düşen hep en asgaride yaşamak

Kadının payına düşen hep en asgaride yaşamak

Kadınlar, en asgaride yaşamayı ve yaşatmayı nasıl becerdiklerini anlattı.

Elif Ekin SALTIK

Çalışma ve yaşam koşulları açısından en temel göstergelerden biri olan asgari ücret, bugünlerde tüm işçi ve emekçilerin, ücretli çalışanların ve ailelerinin gündeminde. Geçtiğimiz yılın en popüler seçim vaadi asgari ücretin 1300 liraya çıkarılacağı idi. Görüntüde çıkarıldı ama asgari geçim indirimi asgari ücretin içine alınınca ve vergiden muaf tutulmayınca üstüne elektriğe, suya, doğalgaza, her türlü temel tüketim malzemesine her gün gelen zamlar verilen zammı misliyle geri aldı. Geldiğimiz nokta asgari ücretlinin alım gücünün son bir yıl içerisinde daha da düşmesi oldu.

İşçi ve emekçilerin belini büken bu hayat pahalılığında elbette en çok tartışılan şey asgari ücrete ne kadar zam geleceği oluyor. Peki, bir aile açlık sınırına bile ulaşamayan bir asgari ücretle nasıl geçiniyor, asıl bu soruyu sormak gerekiyor?

İşsizliğin arttığı, koşullar ne olursa olsun çalışmak zorunda kalan kadınların güvencesiz işlere yöneldiği bir dönemde tencereler nasıl kaynıyor? Yoksulluğun derin yükü altında ezilen kadınlar, en asgaride yaşamayı ve yaşatmayı nasıl beceriyor? İstanbul’un iki yakasından Gazi ve Esenyalı Mahallelerinden kadınlarla konuştuk.

‘ÇALIŞMADIM AMA EVDE ÇALIŞTIM’

Gazi Mahallesi 8 Evler’de bir apartmana girip merdivenlerden aşağı iniyoruz. Kapıyı liseli bir genç açıyor. Sonra Mürşide Baş geliyor ve bizi içeri davet ediyor. Evin salonuna geçip oturuyoruz. Arkadaşım Leyla, Evrensel gazetesinden geldiğimi söylüyor. Mürşide abla “Yıllar önce Hayat televizyonunda Ekmek ve Gül programına katılmıştım, oğlum askerde şehit olmuştu, ama biz şüpheli ölüm olduğunu düşünüyorduk” diyor. O sıra karşı komşusu Sevil Toptaş giriyor içeri.

Dört çocuğu varmış Mürşide ablanın. “İşte biri şehit oldu. İki oğlum bir kızım daha var. Oğullarım çalışıyor, kızım ise lisede okuyor” diye anlatıyor. Oğullarının çalıştığının anca kendi borçlarına gittiğini belirtiyor. Kızı lise birinci sınıf öğrencisi, önce servise verip sonra almak durumunda kalmışlar. “160 lira çok geldi, ödeyemedik” diyor. Eşi elektrik işi yapıyormuş, onu da iki ay önce işten çıkarmışlar, iş arıyor. Evini geçindiremediğini, çocuklarının da kendi ihtiyaçlarından dolayı çok katkı sunamadığını söylüyor. İşten çıkardıkları zaman eşine 3 bin lira para vermişler; iki aydır o parayla kıt kanaat geçindiklerini anlatıyor.

“Sen daha önce hiç çalıştın mı?” diye sorduğumda “Eskiden evde boncuk işliyordum. Çuval çuval eve getiriyor, işliyor, sabah da götürüyordum. Artık kolum ağrıyor, yapamıyorum. Çalışmadım ama evde çalıştım” diye yanıtlıyor. Boncuk işlemiş, çizim yapmış Mürşide abla, çocukları daha çok küçükken. “Gecem gündüzüm belirsizdi. Şimdi ise iğneyi bile takamıyorum gözlüksüz inan” diye anlatıyor halini.

KENDİMİZDEN KISIYORUZ HEP

Sevil ise eşinin asgari ücretin biraz üzerinde aldığını söylüyor. İki çocukları var. “Nasıl yettiriyorsunuz maaşı?” diye sorunca, “Bir sürü şeylerden kısa kısa yettirmeye çalışıyoruz” diyor, “Kendimizden kısıyoruz hep. İstediğimiz gibi yiyip giyinemiyoruz. Çocuklara sürekli şunu alma, bunu alma diyoruz. Onlar da bunalıma giriyor artık. Hele çocuklar okuyorsa masraf daha da artıyor. Çocuklarının istediğini alamayınca anne baba olarak kendini suçlu hissediyorsun. Kısmakla geçiyor günümüz.”

Asgari ücretin ne kadar olmasını istediğini sorduğumda ise “İki, iki buçuk lira olsa bile yine de kısmak durumunda kalırız, ama daha iyi olur. En azından biraz daha az düşünürüz ne yapacağız diye” diyor Sevil. Mürşide abla da onaylıyor Sevil’i.

‘BÜTÜN YÜKÜ KADINLAR ÇEKİYOR’

Sevil, yazları merdiven silmeye, ev temizliğine gidiyor. Okullar açılınca çocuklarıyla ilgilenmek için çalışmadığını söylüyor. Markete, pazara gittiklerinde ucuz olanı araştırdıklarını belirterek, “Marketlerde indirim oldu mu onun peşinde dolanıyoruz. Yumurta çok zamlandı örneğin, mecbur çocuğun için alacaksın. Biz en uygun olanını arıyoruz. Kendimizden kısa kısa yaşamaya çalışıyoruz. Bir yerden verip diğer yerden alıyorlar” diyor.

Liseye giden kızına arasıra harçlık verebildiğini söyleyen Mürşide abla, “Ekmek arası yapıyorum götürüyor. İstediğin gibi yedirip içiremiyorsun. Hep meyve yediremiyorsun” derken, araya Sevil giriyor: “Eskisi gibi ekmek, biçmek de yok. Eskiden aileler ekip biçer un bulgur yapar gönderirdi. Şimdi ise mazot parasından ekip biçemiyoruz. Bir adam traktörünü bir yere götürmeye dünya kadar para istiyor. Ektiğim, emeğim, gücüm beni kurtarmıyor diyerek ekmiyor babalarımız.”

Geçim sıkıntısı altında kadınların hep daha fazla sıkıntı çektiğini söylüyor Sevil, “İnsan bir seviyeye geliyor, ama ne çabalarla geliyor. Kimse kimsenin ne yaşadığını ne de çektiğini bilir. Ama sıkıntılarla yaşıyorsun. Bütün yükleri de kadınlar çekiyor. Erkeğin bir tane işi oluyor kadının bin tane. Akşama kadar akılda hep sorgu...”


DOLAR NASIL BİR ŞEY, ONU BİLE BİLMEM!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dolarlarınızı bozdurun” çağrısına geliyor konu. “Var mı bozduracak doların, altının?” diye soruyorum Mürşide ablaya, “Doların yüzünü de görmedim, dolar nasıl bir şey onu da bilmem” karşılığını veriyor. Sevil’in de dolarla ilişkisi onun gibi; “Doların ne olduğunu biliyorsak Allah şahidimiz. Olmayanın neyini bozduracaksın. Bugün bir sürü şeye zam geldi. Emeklilere, işçilere zam vereceğiz diyorlar, ama zam hep bizim ihtiyaçlarımıza geliyor, maaşlarımıza zam yok.”


‘ALDIĞIMIZ PARA EVE VARMADAN TÜKENİYOR’

Yine bir apartmanın bodrum katına iniyoruz. Bu sefer Döndü Yüce’nin evinin kapısındayız. Kapıyı oğlu ile birlikte açıyor. Genç bir kadın Döndü, ama zor yaşamı, yoksulluğu yüzünün bütün hatlarında belirmiş. Evin küçücük salonuna geçiyoruz. Bir tarafta soba yanıyor. Sadece iki kanepe bir de küçük bir televizyon sığmış salona. Rutubetten dökülen duvar dikkatimi çekiyor.

Tekstil atölyesinde çalıştığını söylüyor, Döndü. O da iş oldukça... Asgari ücrete bile denk gelmiyor aldığı ücret. Kendisi gibi tekstilde çalışan eşinin iki aydır işsiz olduğunu, iş aradığını anlatıyor. “Beş, altı senedir tekstilde çalışıyorum. Evlere temizliğe gidiyordum daha önce. Abiye elbiselere boncuk işliyordum. Eşimin aldığı parayı yettiremiyorduk. Mecbur oldum çalışmaya” diyor Döndü. “Sigortan var mı?” diye soruyorum, “Yok” diyor. Eşinin de sigortası yokmuş.

BANA BİN 300 LİRA MAAŞ VERMEYEN...

Döndü’nün oğlunun yanı sıra bir de  kızı var. Oğlu öğrenci, kızı ise bir dişçinin yanında çalışıyor. “Eve giren para geçiminize yetiyor mu?” diye soruyorum. Şöyle yanıt veriyor: “Benim aldığımla geçinmeye çalışıyoruz. Eşimin aldığı da borca gidiyordu. Oturduğumuz ev kayınpederimin. O da sağ olsun, verdi de başımızı sokacağımız bir yer oldu. Bir ayakkabı dahi alamıyorum kendime. Tencerem kaynasın diye kendimize bir şey yapamıyoruz. Oğlum harçlığını ablasından alıyor. Biz harçlık veremiyoruz. Çocuk okutmak da geçinmek de zor. Kızım olmasa, daha da zor olacak bize. Eşimin kredi kartı borcu var. İki aydır bankadan arayıp duruyorlar. İcraya geleceğiz diyorlar. Biz de gelin diyoruz. Alacakları bir şu televizyon var...”

İnsanların boğaz tokluğuna çalıştığını, aldıkla maaşın yolda gelirken tükendiğini dile getiriyor Döndü, öfkeyle; “Bana bin 300 lira maaş vermeyen, bin 500 lira maaş verir mi? Vermezler. Baştakiler yaşar, biz garibanlar da böyle sürünürüz!”


'HEP BİRLİKTE OTURMASAK GEÇİNEMEYİZ'

Beyaz Akdeniz. Çorap fabrikasında işçi. Çocukluğundan beri çalışıyor. Çalışmaya öyle alışmış ki, “Çalışmasam yapamam” diyor. Eşi, kızı, kayınvalidesi ve kayınpederi ile aynı evde oturuyorlar. “Birlikte oturmayıp kira verseydik, asgari ücretle geçinemezdik. Bir de çocuğun bakım sorunu olurdu” diyor. Doğumdan sonra tekrar çalışmaya başladığında çocuğunun daha yürümeye bile başlamadığını söyleyen Beyaz, şu anda ilkokul dördüncü sınıfa giden kızından bahsederken biraz üzgün, “Çocuğum benden uzakta büyüyor, annelerimiz bakıyor. Büyüdükçe daha çok yanında istiyor, isyan ediyor çocuk” diye yakınıyor.


'DÖRT KİŞİLİK BİR AİLE TEK KİŞİNİN ÇALIŞMASIYLA YAŞAYAMAZ'

Yasemin AKPINAR
Adile DOĞAN

Pendik Esenyalı Mahallesi’nde yaşayan Kezban Balcı, 52 yaşında ve 30 yıldır çalışma hayatının içinde. Ev işlerinde, tekstilde ve farklı işlerde çalışmış, fakat toplamda 3 yıllık sigortası var.

İki yıl kadar işsiz kaldıktan sonra yaklaşık 7 aydır bir işyerinin temizlik işini yapmaya ve çay ocağına bakmaya başlayan Kezban, evde üç kişi çalıştıklarını, buna rağmen aldıkları paranın yetmediğini anlatıyor: “Bir koli yumurta 4 buçuk liradan 8 liraya yükselmiş. Bize 1300 lira ile geçinin diyorlar. Çocuklarımın maaşı ancak onların ihtiyaçlarına ve yol parasına yetiyor. Birçok kişi kirada oturuyor. Dört kişilik bir ailede tek kişi çalışıyorsa ve çocukları varsa nasıl geçinecek? Bu parayla hangi ihtiyaçlarını karşılayabilecek? Bu soğuklarda fatura yüzünden doğalgaz yakmadan oturan insanlar var. Açlık ve yoksulluk sınırını 4000 TL olarak açıklıyorlar ama işçiye zam vermek istemiyorlar. Bir ailenin en azından zorunlu ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayabilmesi için asgari ücretin en az 2 bin lira olması gerekiyor.”

‘GEÇİNEMİYOR, AMA AKP’Yİ SAVUNMAKTAN DA VAZGEÇMİYOR’

Asgari ücretle ilgili hükümetin açıklamaları sonrası çalıştığı yerde AKP’ye oy veren bir işçi ile yaşadığı tartışmayı aktarıyor Kezban, biraz da kızgınlıkla: “Asgari ücretle çalışıyor. Kirada oturuyor ve çocukları var. Eşinin iş bulamadığını söylüyor, ama AKP Hükümetinin asgari ücret açıklamalarını söylediğimde ‘Siz de her şeyi AKP’den biliyorsunuz. Sanki AKP’den önce daha mı iyiydi? 1300 lira alıyoruz Allah bereket versin’ diyor.”

Son Düzenlenme Tarihi: 18 Aralık 2016 23:05
www.evrensel.net