Obama’nın gizli savaşçıları

Obama’nın gizli savaşçıları

Yeniden seçilme kampanyalarına devam eden Başkan Barack Obama, düzenli aralıklarla seçmenlere, artık halkın desteğinin kalmadığı Irak Savaşı’nı sonlandırmadaki başarısını anlatıyor. İşlerin iyi gitmesi için şans dilerken, bir yandan da yine aynı şekilde desteklenmeyen Afganistan Savaşı için de aynı şeyi yapacağına yeminler ediy

Andrew Bacevich

Öte yandan, askeri politikalarına bakıldığında Obama yönetiminin savaş bitirmedeki başarısı yalnızca hikayenin yarısını anlatabilir, hatta yarısından da azını. Daha da önemli olan, bu başkanın gözden ırakta komandolar tarafından gerçekleştirilen gizli savaşları kışkırtma veya yayma hevesi.
Başkan Franklin Roosevelt uçakları icat etmemiş olabilir ama 2. Dünya Savaşı boyunca geliştirdiği stratejik bombalamayı Amerikan türü savaşmanın birincil sembolü haline getirdi. General Dwight Eisenhower’ın, Manhattan’ın atom bombası geliştirmesi ile ilgili hiç alakası yoktu. Hatta başkan olarak, Ike’nin devasa misilleme stratejisi ABD güvenlik politikalarının merkezine oturdu.
Tabi, Barack Obama ve özel operasyon güçleri de yine aynı şekilde. ABD Özel Operasyonlar Komando Birliği (USSOCOM), yapıtaşlarını oluşturan operasyon güçleri ile birlikte -Yeşil Bereliler (Green Berets), özel kuvvet komandoları (Army Rangers), ABD donanması özel kuvvetleri (Navy SEALs) vb.- varlığını on yıllardır sürdürerek bugünlere geldi. Öte yandan, bu gizli savaşçıların ABD ordusunun prestij hiyerarşisinde doruk noktalarda olması yalnızca Obama’nın denetiminde olan bir şey değil.
Yeşil berelilere ayrıcalıklı başlıklarını veren John F. Kennedy’ydi. Obama da bütün özel operasyon “komünite”lerine daha az gösterişli ama çok daha önemli bir şey bağışladı: onlara, ayrıcalıklı bir statü ve maksimum otonomi sağlayan özel bir operatör verilerek, aynı zamanda yeşil berelileri politik ve bürokratik engellerden koruyan özel bir sistem geliştirdi. Kongre şimdilik Pentagon’u (oldukça mütevazı) kemer sıkma önlemleri almaya zorlayacak gibi görünmüyor, fakat ortada bir gerçeklik var: kimse, USSOCOM’dan daha az harcama yapmasını istemeyecek. Pek de sorgulanmadan, özel kuvvetlere ne gerekiyorsa bu istekleri karşılanacak- ve bunların hiçbiri halkın gözleri önünde olmayacak.
11 Eylülden beri USSOCOM’un bütçesi dört misli artırıldı. Harekatların gerektirdiği özel operasyon harcamaları da yine aynı şekilde arttı. Bugün, tahminen 66 bin üniformalı ve sivil personel bu özel harekat birliklerine dahil, bu da 2001’den beri sayılarının iki kat arttığını ve büyüme projesinin durmayacağını gösteriyor. Öte yandan bu büyüme, Obama’nın seleflerince başlatıldı. Obama’nın esas katkısı, özel kuvvetlerin yetkilerini arttırmaktı. Bir gözlemcinin belirttiğine göre Obama başkanlığındaki Beyaz Saray, Özel Operasyon Komandoları’nın “tasmalarını çıkarmış”. Sonuç olarak, USSOCOM bugün daha çok bölgeye girebiliyor ve hiç olmadığı kadar özgür hareket ederken daha fazla görev üstleniyor. Aslanın tüm ilgisini son on yıldır üzerine çeken Irak ve Afganistan’dan sonra, şimdiye kadar ihmal edilen Afrika, Asya ve Latin Amerika yeniden büyük bir ilgi merkezi. Şimdiden dünya üzerinde onlarca operasyon
-120 kadarı bu senenin sonunda olmak üzere -  düzenlendi; bunlar keşif uçaklarından terörizm karşıtı insani yardım ve “doğrudan eylem”lere kadar uzanıyor. Özel ordu kuvvetlerinin geleneksel mottosu ise “Baskı görenleri özgürleştirelim”. Özel harekat birimlerinin kullanacağı daha uygun slogansa şu olabilirdi: “Yakınındaki Üçüncü Dünya ülkesine de yakında geliyoruz!”. Geleneksel birliklerin özel harekat birimleri ile yer değiştirmesi, ABD ordusu tarafından tercih edilen bir sistem -USSOCOM’un başındaki Amiral William McRaven’e göre bu “seçim zorunluluğu”- Amerikan askerinin on yıllardır sürdürdüğü kültürel bir yeniden konumlandırma planının tamamlanması demek. Bill Mauldin’in ünlü Willie ve Joe karikatüründe hayat bulan geleneksel asker modeli artık yerini elit savaşçı profesyonellere bırakmış durumda. Mauldin’in eseri kahramanları gösteriyordu, süper kahramanları değil. İsimsiz ve aslan gibi güçlü gösterilen SEAL güçleri, Usame Bin Ladin’in canını alan intikam güçleriydi. SEAL’lar “bizi” temsil ediyor.
Otonomi ve hesap verme, birbirine ters orantılı olarak var olur. Otonomiye boyun eğdiğimizde, hesap verme mecburiyetine veda ederiz. Uygulamada, bu özel kuvvetlerin gerçekleştirdiği eylemlerle ilgili olarak halkın bildiği tek şey yalnızca bu ulusal güvenlik birimlerinin göstermek istediği kadarıdır. Washington’da bu kuvvetler adına konuşanların ne kadar doğruları söyleyip söylemediğine güvenebilir miyiz? Yalnızca birkaç hafta öncesine kadar, Beyaz Saray İstihbarat Servisi de bu özel birimlere dahildi. Amerikalıların orduya güvenme eğilimi var. Öte yandan ünlü bir Cumhuriyetçinin de dediği gibi: Güvenin ama güvenilirliğini doğrulayın. Ancak bütün bunlar gizli kalmaya devam ettiği sürece bildiklerimizin doğruluğunu nasıl kanıtlayamayız.
Başkanın açısından, özel kuvvetlerin en çekici yanı onları ne zaman isterse istediği yere gönderebileceği. Kimseden izin almaya ya da kimseye açıklama yapmaya gerek yok. USSOCOM’u kendi özel ordu birliğin gibi kullanmak, yaptığın hiçbir eylem için özür dilemen gerekmediği anlamına geliyor. Başkan Clinton Bosna veya Kosova’ya müdahalede bulunduğunda, Başkan Bush Afganistan ve Irak’ı işgal ettiğinde en azından televizyonlara çıkarak hepimizi aydınlatmıştı. Fakat yapılan eylemlerle ilgili halka danışma ne kadar formalite icabı yapılsa da, Beyaz Saray en azından Capitol Hill’de liderlerle bu konuları masaya yatırdı. Bazen, Kongre üyeleri ordu harekatlarını onaylayan ya da onaylamayan oylar da kullandılar. Özel kuvvet birimlerinde ise, ne bilgilendirme ne de danışma söz konusu. Başkan ve yardakçıları istedikleri gibi hareket ediyor. Obama’nın inşa ettiği bu yapılanmayla birlikte aptal ve umursamaz başkanlar, açıkgözlü ve iyi niyetliler kadar bu ayrıcalıklardan istedikleri gibi yararlanacak.
ABD ordusu dünyanın her tarafını dolaşarak kötüleri katlederken, Irak işgali başlarında David Petraus merakları tırmandıran önemli bir soru ortaya atmıştı: “Bana bu işin sonunun nasıl geleceğini anlat”. Tabi ki, dünya üzerinde bizim kötülüğümüzü isteyen bir çok kötü adam var. (Yalnızca orda olmasa da, özellikle Ortadoğu’da). Bu iş bitene kadar daha kaç USSOCOM’a para ödenecek?
Bu soruya cevap vermek, birilerini öldürmek düşman sayısını arttırdıkça daha da zorlaşıyor.
Kısaca, savaşı özel birliklere ayırmak, politika ve savaş arasında zaten incecik olan bağı koparıyor; savaşı politika için gerekli hale getiriyor. Bush’un “teröre karşı küresel savaş”ını hatırlayın!
Aslında, Bush’un savaşı hiçbir zaman küresel bir savaş olmadı. Hiç bitmeyen bu savaş özel operasyon şeklinde sürdü ve gelişmiş kapitalist devletler tam anlamıyla globalleştiler. Bu bakımdan Amiral McRaven’in “kuşak mücadelesi” kendi kendini doğrulayan bir kehanet olarak kaldı.

Çeviren: Alev Yıldırım

www.evrensel.net