Sezai Sarıoğlu’na mektup

Sezai Sarıoğlu’na mektup

Merhaba Sevgili Sezai Sarıoğlu,Kitabının adı, Aşk Dediğin Haram Olur, beni uzun bir süre şaşkın kıldı. Acaba, neden haramdır aşk, aşkın tadı yasaklığından mı geliyor diye düşündüm. Sonra her güzelliği yasaklayan bize aşkı da yasaklamış mıdır? “Haram” nedir? Baktım ki düşünmek dilimi almış sana yazmaya karar verdi

Sennur Sezer

Kitabının adı, Aşk Dediğin Haram Olur, beni uzun bir süre şaşkın kıldı. Acaba, neden haramdır aşk, aşkın tadı yasaklığından mı geliyor diye düşündüm. Sonra her güzelliği yasaklayan bize aşkı da yasaklamış mıdır? “Haram” nedir? Baktım ki düşünmek dilimi almış sana yazmaya karar verdim... Senin bu adı oyun olsun diye yazacağın aklıma bile gelmedi. Çünkü sen alıştığımız “kalem ozanları”ndan farklısın. Alışılmış saz ozanlarından da. Bir grup işi senin “buluşma”ların. Bir imece. Müziğin ve “tavır”ın yan yana olduğu bir gösteri. Önce “usta”larına, Nâzım’a, Sabahattin Ali’ye ve daha kimlere birer ikişer şiirlik saygı merhabası sonra izleyicilere bir soru: “Sen yenisin galiba; sözcüklerin akşamdan kalma/dünyada kendini yaşayacağın içten bir köşe yok/omzunda eskimiş kuşlar, dilinde radikal bir rüzgâr”.
Ve birden omuzlarımızda kanat çırpan kuşların her biri bir Anka oluveriyor... Sonra bu Ankaları havalandıran bir müzik ve “teganni”.
Sevgili Sarıoğlu,
Kitabının arkasında “şiiri her dem haram bildim” diye bir dize okudum biçim oyunları içinde. Aşk da haram olduğuna göre şiir senin için aşk. Kitabın “yasakmeyve”den yayımlandığına göre, dört yanın haram. Sanki Sivas’tasın. Ve Sivas senin için artık hep uzakta olacak şairlerdir: Behçet, Metin... Ya da “gözümü karartıp düşlediğimde üç telli bağlamadır Sivas”.
Sen “akıntıya yürek çeken”lerdensin. Devrime ve aşka inananlardansın. Bizim sokağın asi çocuklarından. Pazarlarda su satanlar, istasyonlarda trenlere ayran ve pide çıkaranlar her daim kurallara uymaz. Onlar hayatın haram edildiği sınıftandır. Onlar kurallarını kendileri yazarlar. Dağın ve düze inmenin kuralını devşirmezler.  
yasakmeyve dergisinin bu sayısında bir söyleşin var. Diyorsun ki: “Şair, olayların, anlamların sözcüklerin şekillerini bozar. Sözcükleri deliğinden çıkartıp delirterek özgürleştirir. Dilin, sözcüklerin yerleşik düzenine karşı bir isyan, karşı dil’dir şiir. Yeniden kurmak için özünü ve biçimini bozar dilin. Cemal Süreya, ‘Bizim ülkemizde şiir masalarda ve sessiz çekilir’ mealinde bir şey söyler. Her sözcüğün bir müziği vardır. Marifet iltifata tabi. Rakel’in Hrant’ın öldürülmesinden sonraki konuşmasındaki ‘sevgili’ sözünün müziğini yapmaktır şiirde de. Kendi iç sesin, sözcüklerin sesleri, hem anlam hem de bir ses düzeni oluşturur şiirde. Şiir okuma, seslendirme bahsi de bununla çok ilgili. Şiirin sesini bulmadan ve onu kendi sesine tercüme etmeden bir şiir doğru ve güzel okunmaz. Bu şiirleri hem ben, hem de arkadaşlarım kerelerce sesli sessiz okuduk. Şairin genel şiir sesi bir yana her şiirin bir sesi makamı vardır. Hem sözcüklerin tınıları düzeyinde hem de birbirlerine bağlantıları düzeyinde makamsal bir şey.”
Sen böyle konuştun mu yol arkadaşların sorar elbet : “Görüntü ve şekil açısından şiirlerin makamı yok mudur? Hani her şarkının bir makamı var. Hüseyni makamı daha çok acıları ağıtları anlatır. Senin şiirlerinde de böyle bir şey yok mudur?”
Yanıtın şiirini iyice haram sayıp el sürmediğini ispatlar gibidir: “Vardır elbette ama hangisi Hüseyni, hangisi Neva, hangisi Kürdi bilemem. Bildiğim bazılarının dağ, bazılarının, anne, bazılarının devrim makamı olduğudur”.
Sevgili Sezai Sarıoğlu,
Kitabını kutluyorum. Anadolu’daki kültürleri kutsarken ötekileştirmemenin önemi üstüne söylediklerini not ettim. Çünkü günümüzde asıl önemli olan bu: “Önemli olan bilgiyi yeniden kurarken sanatı da dünyayı yorumlama ve değiştirmenin odağına koymak, artakalan ilan etmemek.”

www.evrensel.net