‘Bütün bedeller özgürlük, eşitlik ve adalet için ödeniyor'

‘Bütün bedeller özgürlük, eşitlik ve adalet için ödeniyor'

HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, 2017 bütçe görüşmelerinde, Avrupa Birliği Bakanlığı bütçesi üzerine söz aldı. 

Kerestecioğlu konuşmasında şunları ifade etti:

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Muiznieks 2 Aralık’ta sokağa çıkma yasakları ve Kürt illerine yönelik operasyonlara ilişkin yeni bir memorandum yayınladı. Memorandumda, bölgede güvenlik güçlerinin işlediği çok sayıda insan hakkı ihlali iddiasının son derece ciddi ve tutarlı olduğuna ve hem güvenlik güçleri tarafından işlenen geçmiş insan hakları ihlali kalıplarının devam ettiğine, hem de geçmişte görülen cezasızlık durumunun bugün de sürdüğüne dikkat çekti. Türkiye’de sokağa çıkma yasağının kesintisiz, 24 saat uygulandığını hatırlatan Komiser, bunun eşi benzeri olmayan bir uygulama olduğunu belirtti.

AB KOPENHAG KRİTERLERİNİN KARŞILANMASINI BEKLİYOR

Avrupa Birliği her aday ülkeden farklı bir kriter beklemiyor. Tüm aday ülkelerden Kopenhag Kriterlerinin karşılanması isteniyor. Buna göre, siyasi kriterler olarak; demokrasiyi, hukuk devletini, insan haklarını güvence altına alan, azınlıklara saygı gösteren istikrarlı kurumlar aday ülkede mevcut olmalı. Ekonomik kriterler açısından da aday ülke işleyen bir pazar ekonomisine sahip olmalı, AB içindeki rekabete ve piyasa güçlerine karşı koyma kapasitesini bünyesinde bulundurmalı.

Bugün tüm bir ülkeyi ilgilendiren anayasa teklifi dahi, siyasi partiler ve halktan kaçırılarak kapılar ardında yapıldı. Avrupa Konseyi’nde en ufak bir Sözleşme dahi aylarca tartışılarak kabul ediliyor. Dün önümüze getirilen, hatta getirilmeyen, bu parlamentonun üyelerinin de sosyal medyadan öğrendiği anayasa teklifi tamamen bir saltanat, monarşi metnidir. AB kriterleri, Kopenhag kriterleri bir yana Türkiye’nin asgari parlamenter demokrasisine dahi uymamaktadır.

AVRUPA’YI ELEŞTİRMEK İKTİDARIN HARCI OLMASA GEREK

Eyy Avrupa demek için öncelikle ülkemizde demokratik kuralları işletmeniz gerekiyor. Avrupa’yı tabi ki ülke olarak eleştirebilirsiniz, çifte standartlar uyguladığını söyleyebilirsiniz. Örneğin mülteci politikası nedeniyle eleştirebilir, bu politika nedeniyle Cizre’nin Sur’un yıkımını görmezden geldiğini pekala söyleyebilirsiniz. Ancak kendi halklarına uyguladığı demokratik kurallar açısından Avrupa’yı eleştirmek pek de Türkiye’deki iktidarın harcı olmasa gerek. 

Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Jagland ve İnsan Hakları Komiseri Muisnieks'e yazdığı mektupları değerlendirmeye cüret edebilecek bir cezaevi disiplin kuruluyla yönetiliyorsa bu ülke, hangi ifade özgürlüğünden, hangi AB kriterlerini yerine getirmekten söz edebilirsiniz!

EŞ BAŞKANLAR, MİLLETVEKİLLERİ CEZAEVİNDEYKEN HANGİ AB KRİTERLERİNDEN BAHSEDİYORSUNUZ

Kuzey Avrupa ülkelerinden milletvekilleriyle birlikte eşbaşkanımızı ziyaret amacıyla Edirne’ye gittik ve ziyaretimiz engellendi! Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Norveç’ten gelen o insanlar cezaevi önünde açıklama yaptılar. Kuzey Avrupa vekilleri “Parlamenterlerin yeri parlamentodur, hepsinin özgürlüklerine kavuşması için elimizden geleni yapacağız’’ dediler. Bu vekiller, “Biz onların görüşlerini alkışlıyoruz, çok beğeniyoruz” demediler, sadece ve sadece demokrasiyi ve olması gerekeni savundular.

Kuzey Avrupa Vekillerinin demokrasi için katettikleri onca yolun bir adımını dahi atamaz mıydı bu parlamentodaki vekiller? Onların taşıdıkları endişenin bir nebzesini taşıyamaz mıydı? Ortada korkunç bir demokrasi ayıbı varken hangi AB kriterlerini yerine getirmekten söz edebilir bu Parlamento?

BÜTÜN BEDELLER ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK VE ADALET İÇİN ÖDENİYOR BU ÜLKEDE

Nazımların, Orhan Kemallerin, Cegerxwînlerin, Suat Dervişlerin soyundan geliyoruz! Bu ülkede muhalif olan, düşüncesini ifade eden herkes, yazarıyla, çizeriyle, vekiliyle hep bedeller ödedi. Fransa’nın Cezayir’i işgal altında tuttuğu yıllarda ünlü yazar ve düşünür Sartre, sokaklarda Fransa’nın bu haksız işgalini kınayan bildiriler dağıtıyordu. De Gaulle’den, düşünceleri kendiyle taban tabana zıt olan Sartre’ın kulağının çekilmesini istedi! De Gaulle ise şu sözü söyledi: “Sartre’a dokundurmam! Çünkü Sartre Fransa’nın ta kendisidir."

Bugün bizler, neredeyse adını ananın bile ihbar edildiği Cumhurbaşkanına hakaretten, binlerce davanın görüldüğü bir ülkede yaşıyoruz. Fransa Sartre’ı, Simone D’Beouvar’ı hapsetmedi ama biz Yaşar Kemal’i, Nazım’ı, Aslı Erdoğan’ı, Ahmet Altan’ı hapsettik! Sabahattin Ali gibi olağanüstü bir yazarı öldürttü bu ülkenin derinleri… Ve artık bunlar olmasın istiyoruz. Biraz izan, biraz geçmişten ders çıkarma diyoruz!

SABAHATTİN ALİ GİBİ İÇERİDE OLAN SEÇİLMİŞLERİMİZİN DE BAŞI HER ZAMAN DİMDİKTİR

Yazarlarımız, gazetecilerimiz, düşünürlerimiz, belediye başkanlarımız, vekillerimiz özgür olduğunda merak etmeyin hep beraber deriz: “Eyy Avrupa ben özgür bir ülkeyim, benim demokrasim senin demokrasini yener hiç merak etme”. Derin devletin katlettiği o büyük yazarımız Sabahattin Ali, her dönem, hapishanelerde rehin alınan, bu ülkenin en değerli birçok insanının olduğu gibi, bugün de belediye başkanlarımızın ve on vekilimizin sesidir ve hepsinin başı her zaman dimdiktir. (HABER MERKEZİ)
 

www.evrensel.net