'Amaç sorunları çözmek değil, çiftçiyi beklentiye sokmak'

'Amaç sorunları çözmek değil, çiftçiyi beklentiye sokmak'

Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım ile hükümet tarafından Ekim ayında açıklanan 'Milli Tarım Projesi'ni konuştuk

Emine UYAR
İzmir

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım ekim ayında Milli Tarım Projesi’ni açıkladı. Aynı günlerde Antalya’da üreticilerin yaptığı iki eylem Türkiye’nin gündemine oturdu. Ürünlerini satamayan, satsa bile zararına satan, aracıların, tüccarın belirlediği düşük fiyatlara ürünlerini satmak zorunda kalan üreticiler, hükümetin kendilerine destek vermesini istedi bu eylemlerde. 

Açıklanan ‘Milli proje’ her ne kadar yeni gibi sunulsa da ilk olarak Mehdi Eker’in Bakanlığı döneminde 2006-2009 yılları arasında gündeme gelmişti. Proje, her bölgede o bölgeye en uygun tarım bitkisinin yetiştirilmesi ve primin o ürüne verilmesi, hayvancılıkta da, bölgelere göre damızlık, süt sanayi ve yetiştiricilik alanlarının desteklenmesini öngörüyordu. O dönem 30 havzaya verilen desteğin yeni proje ile 941 bölge üzerinden verileceği söylendi. Desteklenecek ürün çeşidi de 16’dan 19’a çıkarıldı. 

Yıllar önce açıklanan ve uygulanamayan bir projenin yeniden üreticilerin önüne getirilmesini tarım alanını, üreticilerin yaşadıklarını yakından takip eden Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım’la konuştuk. Projenin uygulanabilmesi için gerekli altyapının bulunmadığını, henüz buna dair bir çalışma da yapılmadığını belirten Yıldırım, “milli” söylemlerinin doruğa çıktığı bu dönemde hayvan ithalatında da rekor kırıldığına dikkat çekti.    

Hükümet’in birdenbire ‘Artık Milli Tarım Projesi’ne’ geçiyoruz söylemini nasıl değerlendiriyorsunuz?  
Bu aslında tarım bakanının değişimi ile başladı biraz. Faruk Çelik sektörü bilen, tarımın içerisinde olan birisi değil, dolayısıyla da Türkiye’nin aslında politikasızlığını gösteriyor bu durum. Hükümet aynı partiden de olsa bakan değişince politika da değişiyor.  
Faruk Çelik geldiğinden beri, “Biz hayvan ithal etmeyeceğiz, kendi hayvanımızı yetiştireceğiz ama bunu sağlayıncaya kadar ithalat devam edecek” gibi açıklamalar yapıyor. Aslında bu alanda söylenecek söz tükendiği için adını “Milli Tarım Projesi” diye koyup eski bir projeyi yeniden gündeme getirdiler. Köylüler öyle derler ya, “Bizim tarımda bir milli politikamız bile yok” diye. Biraz bu söylemden yararlanarak adını milli politika koydular bence. Özellikle 2000 yılından sonra tarım politikasını Dünya Bankası belirliyor ve politikalar dışarıda oluşturuluyor, AKP de 2002’den bu yana bu politikaları uyguladı. Şimdi birdenbire biz artık “Milli politika uygulayacağız” diyorlar. Aslında bu AKP döneminde hep yapılıyor. Tarımda da hep böyle yaldızlı sözlerle, örneğin “tarım vizyonu”, “tarım strateji belgesi” gibi sanki büyük hedefler içeriyor gibi bir söylemle üreticinin önüne çıkılıyor ama sonra onun içeriğinin boş olduğunu görüyoruz. Milli Tarım Projesi’nde de durum bu. 

Neleri içeriyor bu proje, önceki proje ile farklılıkları var mı? 
İki temel ayağı var. Birisi bitkisel üretim diğeri de hayvancılık. Havza modeli Mehdi Eker’in bakan olduğu 2006-2009 döneminde hazırlanıp uzun süre, “Artık havza modeline geçiyoruz, tarım büyüyecek, tarımda devrim yaratacağız, çağ atlayacağız” diye söylenen bir projeydi. Türkiye’yi 30 tarımsal havzaya böldüler. “Hangi havzada hangi ürün daha verimli ise biz o ürünü destekleyeceğiz diğerlerini desteklemeyeceğiz” dediler. İşin felsefesi bu ve baktığın zaman da mantıklı. Bu hazırlandı, kamuoyuna açıklandı, fakat uygulanmadı. 16 üründe zaten verilen fark ödemesi ya da prim desteği vardı. Tuttular o prim ödemelerinin adını Tarım Havzaları Üretimi Destekleme Primi diye değiştirdiler. Yani 3-4 yıl emek verilip hazırlanan projeyi uygulamak yerine adını değiştirip rafa kaldırdılar. Eski sistem devam etti. 

Yeni olarak 30 havza üzerinden değil ilçe bazında yani 941 havza olarak uygulayacaklarını söylediler. Bunun listeleri yayımlandı Resmi Gazete’de, hangi ilçede hangi ürün desteklenecek diye. 30 havzada bu sistemi uygulayamayan Hükümetin, 941 havzada uygulaması çok daha zor. Zaten buna ciddi itirazlar da başladı. Yan yana iki ilçeden birinde diyelim ki pamuk destekleniyor diğerinde desteklenmiyor. Sonuçta bu ilçeler aynı coğrafi bölgede yani esasen aynı havzada. Böyle sıkıntılar başladı. Muhtemelen siyasi baskılarla da bu değişecek, örneğin milletvekilleri arayıp kendi bölgeleri ile ilgili taleplerde bulunacaklar. Başka bir farklılık da daha önce 16 ürünken bunu 19’a çıkardılar. 

NASIL YAPILACAĞI BELLİ DEĞİL

2009’da neden uygulanmadı, uygulanabilirliği var mı?
Geçen sefer ortada hazırlanmış bir metin vardı, kaç yılda ne kadar yatırım yapılacak, uygulamaya nasıl geçilecek onlar yazılıydı. Şimdi o da yok. Bir tane sunum hazırlanmış bu sunumu önce başbakan açıkladı, sonra bakan birkaç yerde kullandı, en son cumhurbaşkanı sarayda çiftçilerle buluştuğunda yine o sunum üzerinden gitti. Sunumda, “Şunları şunları yapacağız” deniliyor ama nasıl yapılacak, kim yapacak, ne zaman yapılacak böyle bir altyapısı henüz yok. 
Bunu uygulamak kolay değil gerçekten. Verimlilik hesaplarını dikkate almanız gerekiyor. Havzaları nasıl ayrıştıracaksınız? Buna uygun altyapı, teknik donanım lazım. Ürünün nereden alındığını tespit edebilmeniz lazım. Türkiye’de kayıt sistemi oturmamış olduğu için uygulanamıyor. Siyasi baskılar da oluyor. Seçim, referandum gibi dönemlerde bu baskılar daha da artıyor. AKP biraz da şunu yapıyor; o politikayı kamuoyunda tartıştırıp gündem oluşturmak olarak bakıyor meseleye. Amaç tarımı planlamak ya da çiftçilerin sorunlarını çözmek değil, onun yerine bu gibi söylemlerle konuyu gündemde tutup çiftçiyi kendine bağımlı kılmak. 

POLİTİKA MİLLİ, HAYVANLAR İTHAL 

Hayvancılıkta neler öngörülüyor, bildiğimiz kadarıyla hayvan ithalatı iyice artmış durumda…  
Hayvancılıkta da, “Özel bölgeler oluşturacağız” denildi. Örneğin damızlık bölgesi, süt sanayi bölgesi, bir de yetiştiricilik bölgesi. Yetiştiricilik bölgesi daha çok Doğu ve Güneydoğu ağırlıklı olmak üzere bugün de besi hayvancılığının yapıldığı iller. Oralarda üreticiye belli destekler sağlanacak. Bir de süt ve damızlık hayvan yetiştirilecek bölgeler de ağırlıklı olarak Ege ve Marmara yani şu anda da zaten yapılan bölgeler. Manda için de ayrı bir bölge var. Böyle haritalar yayımladılar. 31 il örneğin damızlık bölgesi, 22 il yetiştiricilik bölgesi olacak. “Hayvancılıkta ihtisaslaşmaya gidilecek ve Türkiye kendi hayvan varlığını kendisi üretecek. Bunu yaparken de hibe desteği sağlanacak” diye açıklandı. 

Onun çalışması devam ederken bir yandan da Türkiye belki de rekor düzeyde hayvan ithal ediyor bugün. “Milli hayvancılık politikası” deniliyor ama politika milli, hayvanlar ithal. Bu sene neredeyse 1 milyon başa yaklaşacak hayvan ithalatı. En son Et ve Süt Kurumuna 400 bin baş ithalat için yetki verilmişti, geçenlerde 100 bin baş daha ithalat yetkisi vererek 500 bin başa çıkarttılar. Özel sektörün de yaptığını hesaplarsak neredeyse bir milyon baş hayvan ithal edilmiş olacak. 2010’da en büyük krizin yaşandığı, et fiyatlarının çok yükseldiği yılda bile bu kadar ithalat yapılmamıştı. Yani milli diye diye ithalat patlatıldı. 

Milli Tarım Politikasının ne kadar uygulanacağını 2017’de göreceğiz. En son Hükümet programına baktığımızda 12.8 milyar liralık bir tarım desteği öngörülüyor. Bu da yine tarım kanunundaki o hep söylediğimiz, “Gayrisafi milli hasılanın en az yüzde biri kadar destek verilir” sözüne yine uymayacak. Yine yüzde 1 değil, 0.50 yani yarısı kadar destek olacak. Yine çitçinin alması gereken desteğin yarısı ödenmemiş olacak. 

Aslında baktığınızda ortada tarımla ilgili bir bütçe var ama o bütçe büyümüyor çok fazla, kendi içinde ondan alıp öbürüne üç kuruş, diğerinden alıp öbürüne üç kuruş veriyorlar, alanlar biraz daha memnun gibi görünüyor. Büyük resimde değişen bir şey olmuyor.    


MAZOT DESTEĞİNİN ALTYAPISI YOK 

Başbakan projeyi açıklarken bir de mazot desteği vereceklerini söyledi…
Mazot desteği gündemde yoktu, “Milli Tarım Projesi” kapsamında da değildi, Başbakan birdenbire “Mazotun yarısını biz karşılayacağız” dedi. Ama onun da altyapısı yok şu anda, nasıl ödenecek belli değil. Anladığım kadarıyla bir çalışma yapılacak, ürün bazında ortalama mazot giderini belirleyecekler. Diyelim ki buğdayda 20 litre kullanılıyorsa bunun yarısını “Destek olarak verelim” diyecekler. Ama bütün bunların uygulanması özellikle mazot desteği ve havza modeli uygulaması 1 Ocak 2017’den itibaren başlayacak. Ödemeleri de en erken 2018’de olacak. Çünkü onun daha kayıt sistemi oluşturulacak, nasıl ödeneceği belirlenecek.  Çiftçi açıkçası milli tarım vs. den çok mazotla ilgileniyor çünkü en çok şikayeti mazot ve bu da çok can alıcı bir söylem. Şimdi bile beni arayıp, “Mazot alalım mı aldığımızda yarısını nereden alacağız?” diye soran çiftçiler var. Seçimlerde muhalefet bunu söylediğinde AKP hep karşı çıkmıştı, kaynağı nereden bulacaksınız diye ki onlar “ÖTV’yi almayacağız, vergi almayacağız” diyordu. O biraz daha mantıklı görünüyordu. Şimdi “Aldığın mazotun yarısını ben ödeyeceğim” deyince daha büyük bir kaynak gerekiyor ve daha nasıl uygulanacağı bilinmiyor.  


 ‘ANTALYA’DA İKİ TEMEL SEKTÖRDE YIKIM VAR’ 

Antalya son günlerde üretici eylemleriyle gündeme geldi. Geçtiğimiz günlerde Antalya’da gerçekleştirilen Türkiye’nin önemli tarım fuarlarından birine katıldınız. Antalyalı domates üreticilerini yakından ilgilendiren fuarda neler gözlemlediniz?   
Antalya'da Türkiye’nin tohum ve fide üreticilerinin katıldığı en büyük fuarlarından biri yapıldı geçtiğimiz günlerde. Daha önceki yıllarda benim dikkatimi çeken ve o fuarı aslında büyük yapan şey yurt dışından da çok sayıda ziyaretçinin olması ve domates başta olmak üzere iş bağlantılarının yapılması idi. Fakat bu seneki fuarda birincisi çok çok az yabancı vardı. İkincisi Antalya’da üretilen domatesin önemli bölümünün Rusya’ya ihraç edilmesi ve şu an halen devam eden ambargo nedeniyle durgun geçti diyebiliriz. Rusya ile ilgili sanki uzun süredir sorunlar çözülmüş, kapılar açılmış gibi bir algı var ama domates ve dikenli salatalık Rusya’ya hâlâ alınmıyor. Antalya’nın iki temel sektöründen turizmde ciddi yıkıntı var. Tarımda da yine benzer bir durum söz konusu. Turizmde belli destekler getirdiler. Fakat tarımla ilgili hiçbir destek verilmedi. Son bir ayda iki kez eylem yaptı üreticiler. Orada üreticiye de bir destek sağlanması gerekiyor. 

Sadece domatesi üretip satan değil, tohumcusu, fide üreticisi, çalışanlar da büyük sıkıntıda dolaylı olarak. Türkiye’de genelde var olan sorunları Antalya katmerli yaşıyor. 

Yabancılar da Türkiye’yi çok güvenli bulmadıkları için gelmiyor, müşterilerle bile kendi ülkemizde değil üçüncü bir ülkede, Yunanistan, İtalya gibi ülkelerde görüşebiliyoruz. 

www.evrensel.net