SIO Automotive’de asgari ücret zammı 7 saniyede geri alındı

SIO Automotive’de asgari ücret zammı 7 saniyede geri alındı

Patronlarda oyun bitmiyor. Ergene'deki SIO Automotive'de patron asgari ücret zammının hemen ardından üretim süresini 7 saniye daha düşürdü.

Vedat YALVAÇ
Tekirdağ

SIO Automotive işçileri 2017 yılı asgari ücret tartışmalarını kaygıyla izliyor. Bu kaygının bir yanını geçim sıkıntısı, diğer yanını ise patronun verilen zammı geri almak için çalışma düzeninde yaptığı değişiklikler oluşturuyor. 2016 yılı asgari ücrete yapılan zammın hemen ardından parça üretimini 7 saniye düşüren patron, işçiyle aynı süre içinde daha fazla üretim yaptırarak verdiği zammı misliyle geri alırken, işçiye düşen ise daha ağır koşullarda çalışma ve ailesiyle daha az vakit geçirme oldu. Sürekli daha iyi performans istendiğini anlatan Birleşik Metal-İş üyesi işçiler, bir yandan da İŞKUR’dan alınan işçiler gösterilerek, işsizlikle tehdit edildiklerini anlattılar.

Tekirdağ Ergene’de bulunan ve 400 civarı işçinin çalıştığı SIO Automotive’de patron 2016 yılı asgari ücretine yapılan zammın hemen ardından üretim süresini 7 saniye daha düşürerek krizi büyük bir fırsata çevirdi. Daha önce 10 saat çalışılan ve hafta sonları tatil olan fabrikanın yeni yerine taşınmasıyla birlikte yeni kurallar getirildi. Çalışma süresini 8 saate düşüren patron üretim hızını ise arttırdı. “10 saatte ürettiğimiz malı şimdi 8 saatte üretiyoruz. İş emri veriyorlar. Şu parça şu kadar saniyede çıkacak deniliyor o iş emrinde” diyen işçiler, şöyle devam etti: “Asgari ücret yükselince fabrika her parçanın üretiminde 7 saniye azalttı. 1 dakikada çıkan ürün 53 saniyede çıkacak dedi.” Böylece üretilen parça sayısının arttığını ifade eden işçiler, 50 saniyede çıkan parçaların da olduğunu, saniye azaldıkça parça sayısının artığını aktardı.

PATRONDAN TÜRLÜ OYUNLAR

Her parçanın ne kadar üretildiğini bilen işçiler, iş emirlerinde yazan sürelere göre değil daha önceki sürelere göre üretim yapmaya başladı. Bunun üzerine harekete geçen patronun nasıl oyunlar oynadığını işçiler anlatıyor: “İlk başta kimse bu sürelere uymadı. Çünkü makinelerin üzerinde o malın ne kadar sürede çıkacağına dair iş emirleri vardı. Biz de bunlara göre üretime devam ettik. Ancak patron bunu fark eder etmez bu iş emirlerini söktü makinelerin üzerinden. Ürettiğimiz parçanın süresini ezberlediğimiz için patronun bu oyununu da boşa çıkardık. Baktılar böyle olmayacak benim ürettiğim parçayı başka bir işçiye onun ürettiği de bana verdiler. Birkaç işçi dışında kimse o parçanın ne kadar sürede çıkacağını bilmediği için her şey bir birine karıştı. Böylece istediklerine almış oldular.” Tüm bu oyuna rağmen eski sisteme göre üretime göre devam eden işçiler ise “Onlar bu kadar sürede bu kadar parça çıkarıyor sen neden çıkaramıyorsun” denilerek baskı altın alınıyor.

PERFORMANSLA TEHDİT

Kendilerinden sürekli performansı yüksek tutmalarını istediklerini aktaran işçiler, “Performansı yüzde 90’nın altına düşürme diyorlar sürekli. Bizi İŞKUR’dan aldıkları işçilerle tehdit ediyorlar” dedi. Her türlü aksaklığın faturasının kendilerine kesildiğini dile getiren işçiler şöyle devam etti: “Makine bozulmuş. Sen ustaya yardım etmişsin ona bakmıyor. Senden her zaman yüksek performans bekliyorlar. 4-5 bilgisayar var. İşe başlarken bir de bitirirken 5 dakikalık periyodik bakım yapman gerekiyor. Ama yetişmiyor. Biraz erken bıraksan bu performansına yansıyor. İçeride 10 dakikanın hesabı yapılırken normalde 07.05’te gelmesi gereken servis 07.30’da geliyor. 25 dakika bizim zamanımızdan gidiyor.”

'YANI BAŞIMIZDAKİ ARKADAŞIMIZLA DAHİ KONUŞAMIYORUZ'

Yoğun çalışmadan yakınan işçiler, bu yoğunluk nedeniyle toplusözleşme sürecini de konuşamadıklarını söyledi. İşçiler şunları dile getirdi: “Kimsenin sözleşmeye dair konuştuğu bir şey yok. Konuşacak bir ortam da yok zaten. İşçiler kazanmanın değil artık kaybetmenin derdinde artık. Kaç yıllık işçiler birbirini tanımıyor. Yarım saat yemek molası var. Bunun 10 dakikası yemekhaneye gidip gelerek geçiriyor. Sigara ve çay için herhangi bir alan yok. Herkes bir köşede içiyor sigarasını ve çayını. Eskiden ortak bir alan vardı ve işçiler kendi aralarında konuşurdu. Duyuyorduk bir şeyler. Şimdi işçi yan yana gelmesin diye alan da yapmıyorlar. 8 saat çalışıyoruz. Yanı başımızdaki arkadaşımızla dahi konuşamıyoruz. Şifahen tanıyorsun. Eskiden halı sahada maç yapmak için 5 takım çıkardı. Şimdi halı saha maçına gelen yok.”

'SENDİKACILARA SÖYLÜYORUZ AMA BİRŞEY DEĞİŞMİYOR'

Yaşanan sorunları Birleşik Metal-İş temsilcilerine aktardıklarını belirten işçiler, ancak hiçbir sorunun çözülmediğini söyledi. Sözleşme nedeniyle sendika temsilcilerinin yeni yeni fabrikaya gelip gitmeye başladığını ifade eden işçiler şunları belirtti: “Sendikacılar işçiyi hiçbir şeye hazırlamıyor. Yarın herhangi bir şey olsa eylem yapalım dese arkasında kimseyi bulamayacak. Sendikacılar geldiğinde işçiler konuşmak istemiyor. Çünkü işçiler sendikacılara güvenmiyor. Dedikleri hiçbir şeyi yapmıyorlar. Düğün salonunda bizi toplayıp iyileştirme olacağını söylediler. Ancak olmadı. Ne yüzle geliyorlar. Bu yüzden merhaba demek dışında kimse konuşmak istemiyor sendikacılarla. Geçen günlerde ustalar kendileri gidip zam istedi. Patronlar da sendikanız sözleşme dışında zam vermeyiz deyince. Onlar da kızıp sendikadan istifa etti.”

ÖZVERİ: İŞ DÖNÜP DOLAŞIP ETKİN BİR SENDİKAL ÖRGÜTLENMEYE DAYANMAKTADIR

Patronların performansı arttırma uygulamalarına ilişkin gazetemize değerlendirmelerde bulunan Çalışma Ekonomisi Doktoru Avukat Murat Özveri şunları söyledi: “Çalışma temposunu artıracak her teknik düzenleme sonuçta işçinin sağlığının ve yaşam süresinin kısalmasını da beraberinde getiriyor. Kısaca tüm girdiler aynı tutularak verimliğin artırılması işçinin daha yoğun sömürülmesidir. Ücret artışlarının işçinin sömürü oranını artırarak boşa çıkarılması sanayi devriminden beri uygulanan klasik bir işveren yöntemdir. Bu yönteme karşı işçinin sağlığını, yaşamını, yaşamı pahasına verimlilik girdabına girmesini engelleyecek koruyucu yasal düzenlemeler ne yazık ki etkili olamamıştır. Yine iş dönüp dolaşıp etkin bir sendikal örgütlenmeye dayanmaktadır. Yetkin bir sendikal örgütlülük, sadece sendikal örgütlülük değil.” Türkiye’de 24 Ocak 1980 yılında alınmış olan kararların ısrarlı bir şekilde bugün de uygulandığına dikkat çeken Özveri, “Türkiye 1980’de ucuz işçilik üzerinden küresel piyasalarda rekabet üstünlüğü sağlamayı amaçlayan bir ekonomik model doğrultusunda tercihini yapmıştır ve her şeyini buna göre ayarlamıştır. Bu model halen devam ediyor. Ucuz işçilik üzerinden rekabet ediyorsanız işte bunun bedelini de 40 senedir baskıyla, sindirmeyle işçiye ödetirsiniz. Türkiye’de son 40 yılın özeti budur” diye konuştu.

UCUZ İŞÇİLİK 1500 LİRADA SOMUTLANMIŞTIR

Toplu sözleşme olan bir yerde bile asgari ücrete yapılan yüzde 28’lik artış ile birlikte kıdemli işçilerin ücretinin asgari ücretliyle eşdeğer hale geldiğini ifade eden Özveri şöyle konuştu: “Bu Türkiye’de toplu pazarlığın içinde bulunduğu aczi gösterir. Hem de ucuz işçilik diye sürekli tekrarladığımız şeyin Türkiye genelinde 1500 lirada somutlandığını görmüş bulunmaktayız. Şimdi 1500 lira açlık sınırıdır demektir. Siz açlık sınırında işçi çalıştırarak küresel piyasalarla da rekabet üstünlüğü sağlamaya çalışıyorsanız bu insafsızlıktır bir açıdan. Ama sermayedar açısından bakacak olursanız karşında duracak bir güç olmadığı sürece teknoloji yatırım diye niye risk alsın, daha fazla para aktarsın. Dolayısıyla sürdürebildiği kadar sürdürecektir, en sonuna kadar da böyle gidecektir. Eğer kendi haline bırakırsan sermayenin kendi doğası da zaten buna uygundur. Dolayısıyla yani ne bekliyorsunuz ucuz işçilik üzerinden rekabet üstünlüğü sağlamaya dönük modelde.”

www.evrensel.net