Gebzeli işçiler söyleşide buluştu

Gebzeli işçiler söyleşide buluştu

Gebze’de farklı işkollarından 30’a yakın fabrikadan işçiler, Özgür Müftüoğlu ve Levent Tüzel'in konuşmacı olduğu söyleşide bir araya geldi.

Damla ULUDAĞ
Gebze

Gebze’de farklı işkollarından 30’a yakın fabrikadan işçinin katılımıyla düzenlenen söyleşide, darbe girişimi ve OHAL’in ilanının ardından fabrikalarda artan sorunlar ve çözüm yolları tartışıldı. Ağırlaşan iş koşulları, düşük ücret, OHAL’le birlikte hak mücadeleleri üzerinde artan baskılara dikkat çeken işçiler, ortak sorunlara karşı işçilerin ortak mücadele etmesi gerektiğini söyledi. Söyleşiye konuşmacı olarak katılan Akademisyen Özgür Müftüoğlu, demokrasi ve işçi hakları ilişkisine dikkat çekerken, Emek Partisi MYK Üyesi Levent Tüzel de işçilerin yerellerde ortak ve kararlı tutumunun emek mücadelesinin ilerlemesi açısından belirleyici olduğuna işaret etti. 

Söyleşide ilk sözü Birleşik Metal-İş Üyesi Kroman Çelik işçisi aldı. “Krizin eşiğinde olduğumuzu biliyor ve hissediyoruz, bu bizim ev ekonomimizden belli oluyor” diyen işçi, şöyle devam etti: “Ülkenin durumuna baktığımız zaman krizin üzeri savaş politikaları, darbecilerle hesaplaşma diye diye kapatılmaya çalışılıyor. Şimdi önümüzde EMİS sözleşmesinde anlaşmazlıkla sonuçlanan bir durum var. Sendika veya işkolu fark etmeksizin tüm süreci takip etmeliyiz, işçi arkadaşlarımızın yanında olmalıyız ve birlikte mücadele etmeliyiz.” EMİS sözleşmesi kapsamında bulunan General Elektrik’te işçilerin uyuşmazlıkla ilgili uyarı eylemi yapmak istediklerinde önlerine polis ve TOMA çıkarıldığını aktaran Kroman işçisi, OHAL denilerek baskı altına alındıklarını vurguladı. İşçi, sorunları ortak yaşadıklarını, çözümde de ortaklaşmaları gerektiğini ifade etti. 

MÜCADELE ÖRNEKLERİ VAR

Kroman Çelik’ten bir diğer işçi de “Ülkenin bu durumunda tecavüz yasalarının karşısında sokağa dökülen kadınlar nasıl geri adım attırdı. Geçen yıl metal direnişi döneminde sendikalara rağmen işçiler nasıl 13 gün direnebildi. Bu örnekler mücadelemizin her halde devam edebileceğinin ve hakkımızın gasbedilmesinin önüne geçebileceğimizin örnekleridir” dedi. Sözleşme döneminin yaklaştığını, bu sürecin nasıl sona ereceğinin yanıtının işçilerin birliğinden geçtiğini anlatan işçi, “Bizlere düşen görev belli, siyasi görüş fark etmeksizin tüm işçilerle kararlı ve ısrarlı bir şekilde görüneni değil bizler açısından geçerli olan gerçeği anlatmalıyız” diye konuştu. 

‘DUR DİYECEK OLAN BİZLERİZ’

Petrol-İş’in örgütlü olduğu Mecaplast Fabrikası’ndan bir işçi ise fabrikalarının içerisinde yaşanan sorunları anlatarak “Son 1 yıldır fabrikanın Romanya’ya taşınacağına dair bir dedikodu dolaşıyor. Bu bile baskı altında tutmak için bilinçli bir şekilde konuşturuluyor. Bizlerin günlük yaşantısı içerisinde sıkışmışlık var ve öncelikle buna çözüm bulmalıyız. Geçinemediğimiz ortadayken ve bugünden daha kötü günlere giderken bu gidişata dur diyecek olan bizleriz” diye konuştu. Mecaplast’tan başka bir işçi de daha önce işten atılan bir arkadaşları için yaptıkları eylemle, atılan arkadaşlarını geri aldırdıklarını hatırlatarak “Ama o zamanki hava bugün tersine döndürülmeye çalışılıyor. Bunun karşısında sendikanın da kararlı durması, bizlerin de ısrarcı olması hayati öneme sahip. Öncelikle bunu başarmalıyız” dedi.

GREV YASAKLARI TEHDİD EDİYOR

ZF Sacsh işçisi ise her fabrikada yaşanan sorunların aynı olduğunu belirterek, şunları söyledi: “15 Temmuz’un ardından geliştirilen politika ve baskı dalga dalga yayılmaya devam ediyor. Sendikaların pek çoğu da fabrikalarda estirilen bu baskı politikaları karşısında taşın altına ellerini koyamıyorlar. Bankacılık ve ulaşımda ilan edilen grev yasağı yarın bir gün EMİS ile sözleşme masasında olan kardeşlerimiz için de bir kanun hükmünde kararname ile ilan edilebilir. O sebeple bizler yan yana olmalıyız. Çünkü bizler her geçen gün daha fazla eziliyoruz. Hangi fabrikadan olursak olalım geçinmek için mutfağımızdan kısıyoruz, yeri geliyor çocuğumuzun eğitim ihtiyaçlarını karşılayamıyoruz. O zaman bunun mücadelesini de birlikte verebilmeliyiz. Çünkü karşımızda da örgütlü bir saldırı var.”

General Elektrik’te çalışan işçiler de söz alarak idari maddelerde anlaşılsa bile ciddi ücret farkı olduğunu belirtti. Grevin kapıda olduğunu dile getiren işçiler, OHAL yasaklarına dikkat çekerek “Böylesi bir dönemde işçilerin boğazına sarılmak meşrulaştırılıyor” dedi. 

Birleşik Metal-İş’in örgütlü olduğu Sarkuysan’dan söz alan bir başka işçi de “Sosyal medyamıza kadar baskı var. Sesimizin çok çıktığını söylüyorlar. Her paylaşımda her tepkide bizi takip ettiklerini hissettiriyorlar. Bizler bu baskıya karşı birleşmediğimiz müddetçe de baskı artacaktır” diye konuştu.

HÜKÜMET ELİNDEKİ YETKİYİ İŞÇİYE KARŞI KULLANIYOR

Opsan Fabrikası’ndan daha önce işten atılan bir işçi de darbeyle hesaplaşma adı altında  işçi ve emekçilerin baskı altına alındığını ifade ederek, “Hükümet bugün elinde bulundurduğu yetkiyi, işçiye, emekçiye, yoksula, halka karşı kullanıyor bu çok açık. Gelen zamların, eriyen ücretlerin sonu yok ama kendi fabrikamda bile bu dengesizlik var. Mesela sendikalı olarak çalışan 20 yıllık bir işçi 1700 TL alırken işe yeni başlayan bir işçi sendikasız çalışıyor ve 1800 TL alıyor. Şimdi bu işçiler nasıl sendikada örgütlensin? Sendika da bunun karşısında bir şey yapmıyorken işçi ne yapmalı?” dedi. 

Artemis’ten katılan işçi de ekonomik dengesizliğin yükünün işçilerin sırtına bindirildiğini belirterek “Bugün minibüse bindiğimde bile dolar bozdurmak için aldıkları kararın yazısını okuyorum. ‘Mesele memleket meselesi ise minibüsçüler devrede’ diye yazmışlar. Doları olan bozdursun tamam da işçinin emekçinin elindeki dolarla mı hükümet ekonomiyi toparlayabilecek?” diye sordu. Memlekete gümrükten giren paradan herhangi bir vergi alınmadığını, ancak benzin alan bir işçinin patronlardan bile daha fazla vergi verdiğini anlatan işçi, “Çünkü patronlar fatura alarak vergiyi de düşürüyor. Asgari ücretliden yüzde 15 gelir vergisi alıyor ama bankada 1 milyonu olandan o kadar vergi almıyor. Bu örneklere baktığımızda hükümet kimden yana zaten biliyoruz. O zaman bizler de safımızı belli etmeliyiz. Ve birleşmeliyiz” çağrısında bulundu.

TÜZEL: YERELLERDE ORTAK VE KARARLI TUTUM BELİRLEYİCİ DURUMDA

Emek Partisi MYK Üyesi Levent Tüzel de “Sınıf açısından kafa karışıklığı nerede başlıyor önce bunu görmeliyiz. Şu an toplumun her kesimine doğrudan hükümet eliyle uygulanan bir darbe var. Bu her alana yansıyor doğal olarak. Hayat boyu cemaatle uzaktan yakından alakası olmayan işçi ve emekçilerle, aydınlarla, akademisyenlerle, gazetecilerle hesaplaşılmaya çalışılıyor. Bunu yaparken de her hak gasbını makyajla allayıp pullayıp önümüze getiriyorlar. Bizler böylesi bir dönemde görünenden çok gerçeğe odaklanabilmeliyiz. Kafa karışıklığı yaşamadan hak mücadelesini kararlılıkla devam ettirmeliyiz” dedi.

Asgari ücret ve hak gasplarına da dikkat çeken Tüzel, “Asgari ücrete Türk-İş 1600 TL, DİSK 2000 TL olmalı diyor ama Çalışma Bakanının konuşmalarından anlaşılıyor ki 1300’ün üzerine bile çıkmayabilirler. O zaman sendikalara, sendikacılara, işçilere, bizlere bunun mücadelesini kararlılıkla yürütmek düşüyor. İşçinin gücü birçok yerde ortaya konamıyor. Yerellerde ortak ve kararlı tutum, birliktelik birçok şeyi belirleyebilecek durumda” dedi. 

Aydınların, akademisyeninin, gazetecisinin hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğunu, 16 Ocak’ta OHAL’in 3. kez uzatılmak istendiğini hatırlatan Tüzel, Meclis gündemine de getirilen “Başkanlık Sistemi”nin de en çok sermayeye yarayacağını belirtti. Tüzel “Her şeyi kolayca Meclisten geçirebilecekleri bir sistemi istiyorlar. Bu yüzden sermaye ve hükümet elbette ki birbirine dayanak ama asıl gücü bir şekilde ikna olmuş olan işçi sınıfının büyük bir kısmında görüyorlar. İşçinin açlığını, yoksulluğunu, geleceğini milliyetçi ve dinci söylemler ve gelişmeler üzerinden örtmeye çalışıyorlar. Biz sınıf kardeşlerimiz ve kardeşlerimizin alın terinden gelen haklılığı ile birleşiyoruz” dedi.

MÜFTÜOĞLU: DEMOKRASİ OLMAZSA İŞÇİLERİN HAK TALEBİ DE KARŞILIK BULAMAZ

Konuşmasında demokrasi ve işçi hakları arasındaki ilişkiye dikkat çeken Akademisyen Özgür Müftüoğlu, demokrasinin üretim sürecinde başladığını belirtti. Müftüoğlu “Akşama kadar tek söz patronda olacak ama akşam işçi tulumunu çıkarıp üstünü giyip sokağa çıktığında demokratik bir hava mı hissedecek? Demokrasi olmazsa işçilerin hak talebi de karşılık bulamaz. Türkiye sadece yüzde 4.5 sendikal örgütlülüğe sahip” dedi. Mevcut sendikalarda da demokrasi olmadığına dikkat çeken Müftüoğlu, şöyle devam etti: “Demokratik ve örgütlü bir sendikacılık için sendikanın siyasi iktidardan, sermayeden bağımsız olması gerekiyor. Sendikal sınıf mücadelesi demokrasi mücadelesinin olmazsa olmazıdır. O zaman aynı demokrasi kendi içerisinde de yer bulmalıdır. Öncelikle tüm sendikalarda sınırsız grev hakkı olmalıdır. 80 dönemini ve sendikal yasaklar bunun en büyük örneğidir. İçinde bulunduğumuz dönemde de demokrasi söz konusu değildir” dedi. 

İşçinin güvencesiz bırakılarak işverenin her kararının güvenceye alınmak istendiğini ifade eden Müftüoğlu, bu dönemde en çok korkulanın da gerçeklerin ortaya çıkması olduğunu belirtti. Bu nedenle gazetelerin ve televizyonların kapatıldığını, sosyal medya hesaplarından bireysel olarak paylaşılanların bile suç olarak gösterildiğini, işten atma ve ceza alma sebebi sayıldığını belirterek bunun kabul edilemez olduğunu söyledi.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.