Afrika’ya yalnızca düşen  yoldaşlarının tabutu için dönenler

Afrika’ya yalnızca düşen yoldaşlarının tabutu için dönenler

Mithat Fabian Sözmen, Evrensel Pazar'a Fidel Castro'nun Afrika halklarıyla ilişkisini yazdı.

Mithat Fabian SÖZMEN

“Özgürlüğün bedeli nedir? Bir ulusu özgürleştirmenin bedeli nedir? Sizin için savaşan bir ülkenin hakkı nasıl ödenir? Küba, altın ya da petrol için değil sadece düşen yoldaşlarından geri kalanları almak için Afrika’ya geldi. Dostlarımızı asla unutmayacağız. Küba dostumuzdur. Fidel dostumuzdur.”

Dünyanın Fidel Castro’ya vedasında Afrika önemli bir yer tuttu. Çünkü Küba devrimi ve Afrika halklarının özgürlük mücadelesinin yolu 20. yüzyılın ikinci yarısında sıklıkla kesişti. Yazının girişinde alıntıladığımız sözler, Castro için Havana’da düzenlenen törende Namibiya Devlet Başkanı Hage Geingob tarafından sarf edilmişti. 

Aslında bu sözlerin ruhu 3 yıl önce 5 Aralık’ta yitirdiğimiz Nelson Mandela’ya aitti:  

“Kübalılar Afrika halklarının kalbinde özel bir yere sahiptir. Kübalı enternasyonalistler, Afrika’nın özgürlüğü için mukayese edilemez katkılar yaptılar. Kübalılar bölgemize doktor olarak, öğretmen olarak, asker olarak, tarım uzmanı olarak geldi ama hiçbir zaman sömürgeci olarak gelmedi. Sömürgecilik, azgelişmişlik ve ayrımcılığa karşı bizlerle aynı siperleri paylaştılar.”

Mandela’nın Küba için söyledikleri, tüm demagojilerin ve çarpıtmaların ötesinde Castro ve Küba’nın dünyanın geri kalanından neden çok daha ileride olduğunun yanıtını vermek için yeterli.

1975’te Angola’nın bağımsızlığını koruması için, devrimci hükümetin çağrısıyla Carlota Operasyonu’nu başlatan Küba, kendi küçük adasından binlerce askeri güneybatı Afrika’ya sevk etti. Karşılarında ABD emperyalizmini arkasına alan Güney Afrika’nın ırkçı apartheid rejimi vardı. Küba ordusu ve Angola’nın Bağımsızlığı İçin Halk Hareketi, Güney Afrika ordusunu durdurmakla kalmadı, geri çekilmeye de zorladı. Küba’nın bölgede devrimin korunması için tuttuğu güçler, 1988’de Namibiya’nın da Güney Afrika işgalinden kurtulmasında önemli rol oynadı.
Kübalı güçlerin yardımcı olduğu direniş, Apartheid rejiminin “yenilmez” imajını yerle bir etti.

Mandela bunu,  “Bu zafer, rejimin yenilemezliğine dair efsaneyi çökertti ve Güney Afrika’da mücadele halindeki kitlelere ilham verdi. Angola’daki zafer, kıtamızın özgürleşmesi ve bizim Apartheid rejiminden kurtuluşumuzda dönüm noktası oldu” sözleriyle anlatıyordu.

Nitekim rejim, birkaç sene içerisinde cezaevindeki Mandela ile uzlaşma yoluna gitmek zorunda kaldı ve Güney Afrika’da yeni bir sayfa açıldı.

Elbette hem Mandela liderliği hem de ANC, bağımsızlıkçı bir ulusal hareket olarak devrimini sosyalizm ve işçi sınıfının taleplerinden uzak tutmanın bedelini yozlaşarak, katıksız bir burjuva iktidar olarak halkına zulmeden bir pozisyona düşerek ödedi. Namibiya da Angola da benzer bir kaderi yaşadı. Ancak Küba, bilinen uluslararası diplomasi kurallarının ezberlerinin ötesinde emperyalizme karşı yoldaşlarını korumak için başka bir kıtada evlatlarını feda etmeyi göze alabilmesini sağlayan ideolojisinden şaşmadı. Hatta Fidel Castro, çoğunluğu beyaz olan bir adada hiç çekinmeden “Küba halkı Latin-Afrika halkıdır” diyebildi. Böylece, mücadele ettiği güçlerin sömürgeci, köleci tarihini bir kez daha mahkum etti. Sözde “demokrasi” ABD, halen ırkçılıkla boğuşurken o, derisinin rengiyle bölünmeyen bir halkla devrimini ayakta tuttu.

BİR DE BİZİM SÖZDE AFRİKA DOSTU VAR...

Küba’nın emperyalizmi zayıflatma dışında çıkar gözetmeyen enternasyonalizminden ders alması gerekenlerin sayısı çok elbette. Beraberindeki işadamı sürüsüyle Afrika gezilerine çıkmayı pek seven Cumhurbaşkanı Erdoğan, onların başında geliyor. Türkiye burjuvazisinin 20 yıl önce belirlediği ‘Afrika açılımı’ stratejisini kendi Neo-Osmanlıcı dayanaklarıyla desteklemeye çalışan Erdoğan iktidarı, geçmişte Gülencilerin etkisinden faydalanıyordu. Şimdi ise önce bölgedeki Gülen yapılanmasını dağıtmak sonra da onun yerine kendi aktörlerini geçirmek istiyor. 

Erdoğan’a sorarsanız onun “Afrika’nın altınında, gümüşünde gözü yok”... 

Batı’nın aksine “Hoşgörülü Osmanlı’nın torunu olarak Afrikalı kardeşleriyle muhabbette”... 

Zaten, “Yaradılanı yaradandan ötürü” seviyor.

Bu ‘Mazlum dostu’ edebiyatının gerçek yüzünü Suriye’den tanıyoruz. 

“Salarız mültecileri üzerinize” tehditlerinden “Yaradandan ötürü” sevdiklerini nasıl tehdit unsuru, dış politika silahı olarak gördüğünü biliyoruz.

Çürümüş politikacıları kısa dönemli yatırım sözleriyle, ianelerle satın alarak Afrika’nın dostu olamazsınız. Afrika’nın dostu olabilmek için Küba gibi, Fidel gibi, “Altın ya da petrol için deği yalnızca yoldaşlarının tabutunu almak için Afrika’ya gelebilmeniz” gerekir.

Riyakar, ikiyüzlü politikacıların asla rezil olamadığı bir ülkenin vatandaşı olarak yazıyorum, Castro’yu en çok halkın karşısına çıkarken yalan söylemesine gerek bırakmayan ideolojisi sebebiyle özleyeceğiz.

www.evrensel.net